Vusunlar Hakkında

Macaristan’dan Mançurya’ya kadar uzanan kuzey bozkırları, dünyanın özel bir bölgesini meydana getirirler. Rusya ve Batı Sibirya’daki bozkırlar tarım ve hayvancılık için çok uygundur. Fakat diğer alanlarda, özellikle Orta Asya ve iç kesimlerinde, bu bozkırlar, tarihe damgalarını vurmuş, konar- göçer hayat tarzını benimsemiş topluluklara yurt olmuştur.[1]

Güney Asya’yı kuzeyden ayıran büyük dağlar ve kuzey ormanları arasındaki bütün bölge çok farklı tarihlere sahip bir zaman diliminde batı ve doğu olarak ikiye bölünür.[2]

Batı yarısı, Balkanlar ve Karpatlar arasındaki Macar Ovasından başlar. Romanya ve Bulgaristan’ın bir parçasını oluşturduğu bu bölge, Kafkasya Dağları ve Urul ormanları arasından Güney ve Batı Rusya’ya doğru uzanır. Buradan da Güney Sibirya ve Kazakistan bölgesine, kuzey İran Platosuna, Pamir, Batı Tanrı Dağlarının meydana getirdiği bir dağ bariyerine, Baykal Gölünün doğusuna ve Dış Moğolistan üzerindeki Altay Dağlarına doğru devam eder.

***

Pamir’in üzerindeki batı bölümü tekrar iki bozkıra ayrılır; Tibet’in kuzeyi ve Tanrı Dağlarının güneyine doğru uzanan güney bölümü, Tarım havzası aracılığıyla kuzeybatı Çin ve Moğolistan’a doğru ve kuzey bölümü kuzey Tanrı Dağları ve yine Moğolistan’a uzanır. Moğalistan’da birleşen iki bölüm buradan Ordos ile Gobi çölü ve Çin arasından güneye doğru devam ederek Doğu Altay Dağlarından Karanlık Dağlarına doğru Mançurya üzerinden devam eder. Doğu bölümü daha yüksektir ve sert bir iklimi vardır, daha çok çöl içerir ve dağlardan ve Çin’in tarıma uygun topraklarından keskin çizgilerle ayrılır.[3] Eski zamanlarda bölgenin kuzeyi tamamen ormanlarla kaplanmıştır.[4]

Konar-göçer kavimlerin oluşturdukları kültürlerin, ortaya çıkışı ve gelişimleri de kuzeyin ormanlık coğrafyası ile güneyin yerleşik kültür coğrafyası arasında ortaya çıkmıştır. Bir hayat tarzı olarak ortaya çıkan konar-göçerlik, avcılık ve ziraat arasında geçen yarı yerleşiklik olarak belirlenmiştir. Özellikle bazı durumlarda fazla özelliği olan ve uygun şartlarda toprağı işlemekten daha az işçiliğe ihtiyaç duyulan bir yaşayış biçimi olarak kendini göstermiştir.[5]

***

Konar-göçer kavimlerin bozkırların doğusunda varlığı arkeolojik buluntular sayesinde aydınlatılabilmiştir. Sırasıyla Afanesyovo, Androhovo, Karasuk, Tagar ve Taştık kültürleriyle bozkırların doğusunda Konar-göçer kültürlerin gelişimi izlenebilmektedir.[6]

Yazılı belgelerden de M.Ö. 3000 yılının ortalarında Şensi ve Şansi eyaletlerinin kuzey ve batı taraflarında Konar-göçer kavimlerin yaşadıkları ve Çinlilerle ilişkilerinin olduğu anlaşılıyor.[7] Buradan Şensi ve Şansi eyaletlerine göçen Çinlilerin Gobi çölünün güney kıyı bölgesi ve Kansu’da Hiung- nulara komşu oldukları anlaşılıyor. Eski Han hanedanı zamanına kadar Çin eyaleti Kansu’nun kuzeyi Hiung-nu ülkesinin esas noktası olarak ortaya çıkıyor.[8]

Hiung-nuların Hunlar olduğu anlaşılıyor. Bu yakınlığı Hiung-nu ve Hun adları göstermekte ve Hunlar’ın asıl görüldükleri çevre Hiung-nularınkiyle örtüşmektedir.[9] Bu konar-göçer Hunlar’dan başka Çin’in kuzey batı bölgelerinde tarih sahnesine çıkan önemli konar-göçer kavimlerden biri olarak da Vusunlar tarih sahnesine çıkıyorlar.[10]

***

Tarih Sahnesine Çıktıkları ve Yayıldıkları Coğrafya

Vusunlar ve Yüe-çiler başlangıçta T’un-huang’la K’i-lien arasında bulunuyorlardı. Han Dönemi’nde (M.Ö. 206-M.S. 220) T’un-huang çevresi şimdiki Sa-çu eyaletine uyuyor. K’i-lien ise Nan- şan civarındaydı. Böylece her iki ırkın en eski ülkeleri T’un-huang’ın doğu ve K’i-lien’in batısındaki düzlüklerdi.[11]

Vusunlar isimlerinin ilk çıktığı dönemde Kansu’nun güneyinde bulunan ve Tien-şan (Tanrı dağı) ile özdeşleştirilemeyen K’i-lien civarında bulunuyorlardı. Onlar Yüe-çiler ile Sa-çu ülkesinden Kansu’nun doğu tarafına doğru yayılmışlardı. Bu her iki kavim hususi bir soydu. Onlar bu ülkede karışmamış olarak oturuyorlardı. Kendilerinin hususi yerleşim yerleri vardı. Yüe-çiler Kan-chu ve Su- chu olarak isimlendirilen eyaletlerde oturuyorlardı. Buradan Yüe-çilerin T’un-huang ve K’i-lien arasındaki coğrafyanın doğu yarısında oturdukları anlaşılıyor. Vusunlar ise, Yü-man geçidinden Su- chu’ya kadar otu bol bir coğrafyada bulunuyorlardı.[12]

***

Hun şanyüsü Mo-tun’un Çin İmparatoru Wen- ti’ye yazdığı mektupda bu yerleşim düzeni belirtiliyor. O, batıda Yüe-çileri hakimiyeti altına alındıktan sonra Vusunlar ve diğer 26 topluluğu Hun adı altında toplamıştı.[13] Batıya doğru yapılan bu askeri harekatta mücadelenin önce Yüe-çilerle sonra Vusunlarla olduğu anlaşılıyor. Böylece bu seferin yerleşime uygun olarak yapılmış olduğu sıralamadan belirlenebiliyor.

Bütün bilgileri bir araya getirdiğimizde Vusunların Hun akınına maruz kalmadan önce yerlerini belirlemek mümkün olabiliyor. Buna göre, batıda T’un-huang’ın batısındaki çöl halinde bulunan kuru arazi, güneyde T’un-huang’dan itibaren Binbuda tapınaklarının güneyindeki kum çölü, Ta-shih nehrinin kaynaklarını oluşturan sulak ve güneyde dikleşen havza; Chong-mo Ch’ih-chin’den itibaren güney doğuya doğru dağ silsilesi etekleri boyunca Su-chou kuzeyde kalarak Kan-chou ırmağına kadar uzanan ve Richtlofen silsilesinin ucunda kuzeye doğru kabaran arazi Vusunların doğu sınırını oluşturur.

***

Burası bir nevi doğal sınır konumunda olup, Su-chu ile Kan-chu arasında bulunmaktadır. T’un-huang civarı ve yakınındaki bozkırlar eskiden sulak olduğundan ve buralarda kuru dereler belirlendiğinden konar-göçerlerin hayatı açısından önem taşıyordu.[14]

Kuzey sınırını belirlemek ise imkansızdır. Çünkü önceden sulak olan yerler günümüzde kurumuş durumdadır. Vusunların konar-göçer bir kavim olması onları geniş bozkırlarda belirli bir yere yerleştirmeyi güçleştirir. Konar-göçer kavimler zaman zaman bir ölçüde birbiri içlerine de sokulabilirler. Ancak, konar-göçer kavimlerde dağın çok büyük önemi var. Yaylak, kışlak her konar-göçer kavmin değişmez bir hayat tarzıdır. Bundan dolayı Nan-şan’ın çok sulak etekleri konar-göçerleri kendine hep çekmiştir.[15]

***

Vusunlar konar-göçer bir topluluk olduğundan bir takım sosyal, siyasi ve askeri gelişmeler onların daha başka yerlere yayılmalarını da mümkün kılmıştır. Zaman içerisinde bir takım siyasi gelişmeler Vusunların ilk yurtlarından ayrılmalarını zorunlu hale getirmiştir. Böyle bir zorunluluk Yüe- çilerin Vusunlara saldırması ve onları yenmesi sonucunda ortaya çıkmış, Vusunlar belirli bir süre Hunlara sığınarak, yaşamak durumunda kalmıştır. Hunlar Yüe-çilerle yaptıkları savaşta onları batıya sürmüşler ve bundan sonra da Hunlar içerisinde güçlenen Vusunlar Yüe-çileri daha da batıya doğru sürmüşler ve onların yerlerine oturmuşlardır.[16]

Yeni göç hareketiyle birlikte Vusun ülkelerinin doğusunda Hunlar, güneyinde Türkistan şehirleri, batıda Ta-yüan ve kuzeybatıda K’ong-kü yer alıyordu. Böylece Vusunlar Isık Göl ve civarında bulunuyorlardı.[17] Tanrı dağları merkezli bir yayılım gösteren Vusunlar günümüzde Urumçi çevresinden batıda Isık göl ve çevresine, kuzeyde Çungarya bozkırlarına, güneyde şehirlere sahip ülkelere, yani tarım havzasının kuzeyinde bulunan Karaşar, Kuça vb. kadar yayılmışlardır.[18] Bu yayılmış oldukları coğrafya konar-göçer hayat için önemli yeri olan otu bol otlaklarla doluydu ve yaylak-kışlak hayatı açısından da değer taşımaktaydı.

***

Vusunların yurtlarının belirlenmesinde Ta-yüan, K’ang-kü gibi bilinen ve belirli coğrafi mıntıkalar, Türkistan şehirlerinin başladığı dağ etekleri bize kesin bir havaliyi gösterebilir. Zira Ta-yüan Fergana, K’ang-kü ise Sogdiana’dır. Kuzey’de ise sınır Isık Gölü’nü fazla aşmamış olabilir. Çünkü kuzeyde İli nehrinin kollarının içinden geçtiği yer yerleşmeye çok uygun olmakla beraber Hunların arazisiydi. Hunlar burada bir İ-li beyliği kurmuşlardı.[19]

Vusunların doğu sınırı Karaşar ve civarına kadar ulaşıyordu. Urumçi, Turfan, Karaşar -belki Kurla- hattının batısında kalan kısım Vusunların memleketiydi.[20] Güneyde ise yukarıda belirttiğimiz üzere Tarım havzasının kuzeyinde bulunan şehirlere kadar sınırları uzuyordu.

Siyasi Tarihleri

Vusunların siyasi tarihleri diğer konar-göçer kavimlerin tarihleriyle doğrudan bağlantılıdır. M.Ö. 3. yüzyılın sonları M.Ö. 2. yüzyılın başlarında Çin’in kuzeyinde ve kuzeybatısında varlıklarını sürdüren, hem birbirleriyle hem de Çinlilerle mücadele eden kavimlerin adı Çin kaynaklarında geçmeye başlar.

Konar-göçer kavimler elbette M.Ö. 3. yüzyıldan önce de aynı bölgelerde bulunuyorlardı. Özellikle Hunların güçlenip, ortaya çıkmasından önce, aynı soya sahip topluluklar varlıklarını sürdürüyorlardı. Bunlar için “Bin yıldan daha uzun zaman sürecinde devlette zaman zaman büyüme, zaman zaman küçülme oldu, fakat bölündüler, parçalandılar,” denilmektedir.[21] Şüphesiz devletin büyüyüp, gelişme dönemlerinde çeşitli topluluklar olmalıydı. Bu topluluklar Çin için bir tehlike oluşturmaya başlamışlardı.

***

Özellikle M.Ö. 3. yüzyılın sonlarına doğru bu tehdit unsurları güçlenmişlerdi. Çinliler bundan dolayı kuzeyde devamlı büyük bir ordu bulundurmayı ve bundan başka önceden inşa ettikleri sedleri yeniden onarmayı ve büyük bir sistem kurmayı kararlaştırmışlardı. Bu suretle M.Ö. 214 yılında büyük bir sed meydana getirilmiştir.[22] Bu seddin yaptırılmış olması mücadelenin boyutlarını göstermek bakımından önem taşımaktadır.[23]

Çin’in kuzeyinde bulunan konar-göçerler, yalnız meşhur seddi yapan Çinlilerle mücadele etmemişler, aynı zamanda birbirleriyle de mücadele etmişlerdir. Vusunların tarih sahnesine çıkışları da bu mücadelenin sonucunda gerçekleşmiştir.

***

Yazılı belgelerde Vusunlarla ilgili şu bilgiler yer almaktadır: “Vusun hükümdarının ismi Kun-mo (Kun-mi) idi. Kun-mo’nun babası Nan-teu-mi idi. O eskiden Yüe-çiler ile K’i-lien ve T’un-huang arasında oturuyor ve küçük bir ülke arasında hüküm sürüyordu. Yüe-çiler Nan-teumi’ye saldırdılar, onu öldürdüler ve ülkesini ele geçirdiler. Sonra halkı Hun ülkesine kaçtı. Hükümdarın oğlu yeni doğmuştu.

Onun hocası Pu-chiu Yabgu onu kucağına alarak, otlak alana kaçırdı. Ona gıda maddesi aramaya çıkıp geri döndüğünde bir kurdun onu emzirdiğini gördü. Bir karga etle onun üzerinde uçuyordu. Bu yüzden o, onu kutlu bir kişi olarak gördü. Nihayet onu Hunlara bıraktı. Hun şanyü’sü (imparator) onu sevdi ve eğitti. O, gelişip büyüyünce, ona babasına ait halkı verdi ve onu ordu komutanı yaptı.”[24]

Yukarıdaki bilgilerden anlaşılacağı üzere, Hunların düşmanı olan Yüe-çiler Vusunlara saldırınca ve sonuçta Vusunlar yenilince, Hunlar Vusunları himaye etmiştir. Vusun hükümdarının oğlunun şanyünün sarayında itibar görmesi de bu dostluğun bir sonucudur.

***

Vusunlar, Hunların egemenliğine girdikten sonra Kun-mi’nin büyümesiyle tekrar eski hanedana kavuşmuşlardır. Kun-mi Vusunların başına geçtiğinde bir takım siyasi gelişmeler şu şekilde cereyan etmiştir:

Bu zamanda Yüe-çiler, Hunlar tarafından mağlup edildiler. Batıda Sakalara saldırdılar, onlar daha güneye inerek uzakta yurt tuttular. Yüe-çiler, Sakaların yerine yerleştiler. Kun-mi artık tam olarak kuvvetlenmişti. Şan-yü’ye babasının öcünü alabilmek için ricada bulundu. Batıya gitti ve Yüe-çileri yendi. Yüe-çiler tekrar batıya kaçtı ve Ta-hsia memleketine gittiler. Kun-mi halkını bu boş kalan araziye yerleştirdi. Ordusu git gide güçlendi. Şan-yü ölünce artık Hunların hakimiyeti altında yaşamak istemedi.”[25]

Vusunların adı ilk kez M.Ö. 176 yılında Mo-tun’un Çin imparatoruna yazdığı mektupta görülüyor. Bu mektubun yazıldığı zamanda artık Hun hakimiyetine girdikleri biliniyor.[26]Mo-tun, Yüe-çileri M.Ö. 203 tarihinde yenmiştir. Bu durumda Vusunların Hun hakimiyetine girişi için M.Ö. 176 tarihi bir Terminus ante quem ve M.Ö. 203 tarihi de bir Terminus post quemdir.

***

[27] Böylece Vusunların Hun hakimiyeti altına girişleri M.Ö. 203 yılından önce ve M.Ö. 176 yılından da sonra olamaz. Çünkü, M.Ö. 203 tarihinde Yüe-çileri Mo-tun yenmişti. Vusunlar Yüe-çilerin batısında bulunduğundan Yüe-çiler yenilmeden Vusunlar hakimiyet altına alınamazdı. Artık M.Ö. 176 yılı itibariyle de Hun hakimiyetine altına girmişlerdi.

Mücadeleler Mo-tun’dan sonra da devam etmiştir. Yüe-çilerin Vusunlara saldırması sonucunda Hunlar da Yüe-çilere saldırarak onları mağlup etmiştir. Bu Hun şanyü’sü Mo-tun’un oğlu Lau-schang (Kiyok) olmalıdır. Kun-mi’yi eğiten Hun şanyü’sü de odur.[28] Yüe-çiler’in Vusunlara saldırısı Motun’un Çin İmparatoruna mektubunu gönderdiği M.Ö. 176 yılı ile Hun şanyü’sü Kiyok’un ölüm yılı, yani M.Ö. 160 yılları arasında vuku bulmuş olmalıdır.[29] Kioktan sonra Hun tahtını geçen şanyü Kün-çin’dir. O, M.Ö. 126 yılında ölmüştür.

***

Bu hükümdar zamanında M.Ö. 139 yılında Yüe-çiler Isık Göl kenarında oturuyorlardı. Chang-ch’ien’in seyahatini bitirip dönüşü esnasında Vusunlar Isık Göl kenarına yerleşmiş bulunuyorlardı. Bu tarih M.Ö. 125’tir. Bu duruma göre Vusunların Isık Göle gelişleri için M.Ö. 139-138 yılları Terminus post quem’dir. Onların Hun hakimiyetinde kalışları için de M.Ö. 203 yılı Terminus ante quem olup, M.Ö. 125 yılı da Terminus post quem’dir.[30]

Vusunlar M.Ö. 125 yılından itibaren bağımsız bir şekilde Isık Göl çerçevesinde hayatlarını sürdürmeye başlamışlardır. Burada kısa sürede güç kazanan Kun-mo unvanlı Vusun Hükümdarı Lieh- cihao-mi’nin güçlü bir duruma ulaşması, Vusunların Hunlara olan bağlılığını tamamen ortadan kaldırmıştır. Ancak toprakları doğuda doğrudan Hun topraklarıyla hem hudut idi. Vusunların güneyinde Doğu Türkistanın ezelden beri yerleşik olan bölgeleri yer alıyordu, güneybatıda Fergana, batıda ise konar-göçer Kangülerin toprakları yer alıyordu. Vusunlar Ferganın kuzeydoğusunda Kangüler ise, Fergana’nın kuzeybatısında yaşadıklarına göre onların arasındaki sınırlar aşağı yukarı Yedisu ve Sir Derya bölgeleri arasına denk gelmektedir.[31]

***

Aşağı yukarı M.Ö. 105 yılında Vusunlara Çin elçisi Chang-ch’ien geldi ve Çinliler ile ittifak kurarak Hunlara karşı savaşmak için doğuya dönmelerini teklif etti. Ancak bu plan Vusunlar arasında kabul görmedi. Fakat Chang-ch’ien’e refakat etmek için Çin’e gönderilen Vusun elçisi hükümdarına Çin imparatorluğunun debdebe ve kudretini anlattığı zaman Çin’in otoritesi biraz yükseldi. Bununla birlikte sonraki Çin elçileri batıya Doğu Türkistan ve Fergana üzerinden geçmeye başlamışlardı. Vusunlar bu tür elçiler vasıtasıyla gönderilen bol hediyelerden mahrum kaldılar.

Bundan dolayı Kun-mi kendisine Çin prensesini isteyerek yeni bir elçilik düzenledi ve onunla birlikte anlaşıldığı gibi 1000 tane at hediye alarak gönderdi. Onun isteği yerine getirildi. Yalnız prenses Kun-mi küçük eşi yapıldı. Aynı zamanda Vusunların geçkin yaştaki hükümdarlarına verilen Hun Şanyü’sünün kızı onun büyük eşi olarak ilan edildi. Çinlilerin Fergana’ya düzenlediği seferde M.Ö. 102 tarihinde Vusunlar Çin hükümdarının isteği üzerine 2000 kişilik yardım müfrezesi gönderdiler, fakat onlar bekleme vaziyetini alarak, savaşa katılmadılar.[32] Kun-mi ölümünden önce bozkır geleneğine göre kraliçenin kendi torunu ve halefi Ts’en-ch-ü unvanını taşıyan Chün-hsü-mi ile evlenmesini talep etti.

***

Kraliçe istemedi, fakat Çin hükümeti halkın geleneklerine itaat etmesi gerektiğine onu inandırdı. Ts’en-ch-ü’den sonra Hun kökenli hanımından olma, küçük yaşta Ni-mi adlı bir oğlu kaldı. Ni-mi büyüyünceye kadar geçici olarak Ts’en-ch-ü’nün amcasının oğlu Veng-kuei-mi geçti; o selefinin dul karısı Çin’li kraliçe ile evlendi. Veng-kuei-mi istidatlı bir hükümdardı. Halkının hem içte refahını hem de dışta kudretini yükseltmeyi başardı.

M.Ö. 71 yılında Çinliler ile anlaşarak Hunlara karşı başarılı bir sefer düzenledi. Burada 40.000 kadar insanı esir aldı. 70.000 kadar hayvanı ele geçirdi. O aynı zamanda Doğu Türkistan’ın işlerine müdahale etmekte idi; onun ikinci oğlu Yarkentin hükümdarı yapıldı, onun büyük kızı Kuça hükümdarına verildi. Veng-kuei-mi M.Ö. altmışlı yılların sonunda öldü. Ni-mi onun yerine geçti ve Kuan-Van unvanını aldı.[33]

***

Kuan-Van selefinin dul karısı ile evlendi ve yaşlı olmasına rağmen bir erkek çocuk sahibi oldu. Fakat karısı ile dirlik düzenlikte yaşayamadı ve halk tarafından da sevilmedi. Bir gün C’ih-ku Çin elçileri geldiği sırada, kraliçe elçilere bir ziyafet düzenlemelerini söyledi ve bu ziyafette Kuan-Van’ın öldürülmesi gerekiyordu. Fakat plan başarısız kaldı. Kuan-Van sadece yaralandı ve kaçmayı başardı. Çin hükümeti elçileri suçunu düzeltmeye koştu, onlar Çin’e getirildi ve idam edildi. Hükümdara hediyeler ve yarasına şifa vermesi için bir tabip gönderildi. Halkın Kuan-Van’a olan hoşnutsuzluğundan Vnig-kuei-mi’nin Hun kökenli eşinden olma Vu-chiu-tu yararlandı.

O kuzeyde Aladağa çekilerek Hunlardan yardım beklemekte olduğunu ilan etti, o etrafında halkı toplayarak ansızın Kuan-Van’a hücum etti, onu öldürdü ve tahtını ele geçirdi. Çinliler Hun partisinin galebe çalmasına müsaade edemezlerdi ve Yedisu’ya sefer düzenlemek için hazırlığa başladılar; fakat bir Çinli kızın Vusun erkanından birisi ile evlenmesi sayesinde anlaşmaya varıldı. Vu-chiu-tu küçük Kun- mi, Veng-kue-mi’nin oğlu Yuan-kuei-mi büyük Kun-mi olarak ilan edildi. Büyük Kun-mi’ye 60.000 aile, küçüğüne ise 40.000 aile geçti. Çinlilerin müttefiki olarak Vu-chiu-tu Hunlarla da savaştı, fakat başarısız oldu. O’nun Çinlilere karşı yaptığı faaliyetleri daha başarılı idi.[34]

***

Vusunlar bu dönemde en güçlü zamanlarını yaşıyorlardı. Semerkant hükümdarı Hun Şanyü’sü Çiçi’yi vusunları yenmek ve kendi devletini genişletmek için çağırdı. Çiçi birkaç defa kendi ordusu ile Kang-chü’yü destekleyerek hücum etti. Çiçi, Vusun ülkesinin derinliklerine kadar girdi ve onların başkenti C’ih-ku kentine kadar gitti. Halkın bir çoğunu öldürdü. Bir çoğunu da hayvanları ve malları ile birlikte alıp getirdi. Vusunlar onları geri püskürtmeye cesaret edemedi. Vusunların batı sınırları büyük ölçüde boşaldı.[35]

Vusunlarda düzen Yuan-kuei-mi’’nin torunu büyük Kun-mi Tz’u-li-mi’nin enerjisi ile belirli bir süre sağlanabildi. O’nun idaresi ülkeye Ven-kuei-mi zamanındaki sessizlik ve sükuneti sağladı. O, otlağında kimsenin hayvanlarını otlatmaması gerektiğini ilan etti. Tz’u-li-mi küçük Kun-mi’nin gizlice gönderdiği katil tarafından öldürüldü. Bundan sonra Çinliler tahta onun torunu ve Çinli kraliçenin oğlu olan İ-chih-mi’yi çıkardılar.

***

Genel olarak Çinliler büyük Kun-mi-lerin küçük Kun-mi-ler ile yaptığı mücadelelerde birincilerin tarafını tutmuşlardır. Küçük Kun-mi An-li-mi, Çin hükümetinin muvafakatı ile Hunlar tarafından indirilip ve öldürüldüğü zaman onun yerine Çin’in seçtiği birisi geçirilmişti (M.Ö. 11). Kun-mi An-li-mi’nin amcası Mo-chen-chiang 80.000 kişisi ile kuzeye, Çinlilere çekilmiş ve oradan Kun- milerin ikisine de karşı taarruzlar düzenlenmiş ve sonuç olarak onlar daha çok Çin’e yakınlaşmışlardır. M.Ö. 1 yılında İ-chih-mi Çin’in başkentini ziyaret etti ve orada onun için törenli bir kabul düzenlendi. Onun’a aynı zamanda başkentte Hun şanyü’sü de bulunuyordu. Sonun da Mo-che-chiang da öldürüldü.[36]

Millattan sonraki dönemlerde de Vusunlar varlıklarını sürdürdüler. Ancak kaynaklarda önceden olduğu gibi, onlardan fazla söz edilmemektedir.[37] Yaklaşık M.S. 8 yılında Doğu Türkistan tekrar Hunların hakimiyeti altına geçti. Çinlilerin Batı ülkeleri ile olan münasebetleri kesildi ve ancak 73 yılından başlayarak Moğolistan’daki Hunların bulunduğu topraklara büyük ihtimal Sienpiler geçti.

***

Batıda Vusun topraklarına kadar ki bütün bölgeleri istila ettiler IV. yüzyılın başında eski Vusun toprakları Sienpilerin eline geçti. IV. yüzyılın sonundan VI. yüzyılın ilk yarısına kadar Orta Asya’da üstünlük Juan-juanlara aittir. Juan-juanların akınları Vusunların Yedisu’nun düz yerlerini bırakıp Tanrı Dağlarına göç etmelerini zorunlu hale getirdi.[39] Juan-juanların saldırısı sonucunda Vusunlar konar-göçer bir kavim olduklarından sürülerini takip ederek çekildiler. M.S. 437 yılında Çin sarayında son elçilerinden söz edildi ve sonra tarihi eserlerde adları kayboldu. Bir çok topluluk gibi, Vusunlar da Hun ve Juan-juanlar tarafından emildiler. Yeni oturma yerlerinde ise, Kırgız ve Uygurlar içerisinde de yerlerini aldılar.[40]

Kimlikleri Meselesi

Vusunlar hakkında çalışılmaya başlanınca, onların kimlikleri meselesi de gündeme gelmiştir. İlk defa 19. yüzyılın başlarına doğru iki seçkin şarkiyatçı Klaproth ve Remusat konar-göçer Vusunların İndo-Germen halk topluluklarından olduğunu belirttiler. Onların bu görüşleri bilim adamları arasında tartışmalara neden oldu. Bilim adamları Vusunların daha çok Türk soyuna ait olduklarını ileri sürdüler. Arivtov Vusunların eski Türk soyu Nisipi ve şimdiki Kara Kırgızlarla bağlantılı olduğunu belirtti.[41]

Hirt, hi-hou unvanının yüksek bir memuriyet için Türklerde kullanıldığını ve bunun Türkçe Yabgu ile aynıleştirilebileceğini, aynı zamanda Hun, Vusun ve Yüe-çilerde bulunduğunu belirterek, Vusunların Türk kökenli olduğuna dikkat çekti.[42] Franke de akla yakın kabullerin Vusunların Türklüğünü gösterdiğini ve yazılı belgelerde bu görüşe ters düşen bilgi bulunmadığı ileri sürdü.[43] Shiratori, Vusunları bir Türk topluluğu olarak kabul etti.[44]

***

Türk bilim adamları da Vusunların kimliği üzerine görüşlerini belirttiler. Onlar, Vusunların bir Türk topluluğu olduğunu kabul ettiler. Vusunların Türk olduğunu kabul eden bilim adamları arasında Arsal[45] ve Togan[46] ve Ögel[47] sayılabilir.

Vusunlar herşeyden önce konar-göçer bir topluluktu. Kültür bakımından Hunlara benzemekteydiler. Çok sayıda at beslemekte ve keçe çadırlarda yaşamaktaydılar. Kımızları vardı. Ziraatla uğraşmamaktaydılar. Hükümdarlarının unvanı Kun-mo ya da Kun-mi idi.[48]

Vusun Hükümdarı Kun-mo hakkında verilen bilgiler Türk soyuna aittir. Babası ölünce, kısa zaman önce doğmuş olan Kun-mo çöle atılır. Orada bir kuş (karga) gelir, gagasında et tutarak onun üzerinde süzülür. Bir dişi kurt gelir, onu emzirir. Bunun üzerine Hun hükümdarı onu eğitip, yetiştirir.[49]

***

Burada Vusun hükümdarının bir kurt tarafından beslenilmesi onlara bir Türk soyu nazarıyla bakılabileceğinin güçlü bir delilidir. Çünkü bu efsane Türk soyları arasında çok yayılmış bulunuyor. Kao-çı (Töles) ve Göktürklerin kurttan türedikleri üzerine efsaneler iyice yaygın olup, hatta Göktürklerin kurttan türemiş olmalarına inanmalarından dolayı, bayraklarının tepesinde de bir kurt başı vardı. Özellikle Türk kültür çevresinde Hun dönemine ait kurt figürleri de bulunuyordu.[50] Aynı anlayış Göktürk Dönemi’nde de mevcuttu. Buna en güzel örnek Bugut yazıtının üst kısmındaki kurttan süt emen çocuk tasviridir.[51]

Vusunların kökenine ışık tutabilecek başka deliller de bulunmaktadır. Bunlardan birisi hükümdar anlamına kullanılan Kun-mo kelimesidir. Bu kelime sonra Kun-mi şeklinde yazılmıştır. Burada Kun- mo, Kun-mi’nin bir varyantı olarak ortaya çıkıyor ve Vusun dilinde hükümdar anlamına geliyor. Vusunların dilinde “mi” işareti çok sık bulunuyor. Vusun hükümdar ve prensleri Chün-hsü-mi, Lieh- chiao-mi, Nan-teu-mi, Ni-mi, Veng-kuei-mi, Yuan-kuei-mi, Tz’u-li-mi, Ying-mi, İ-chih-mi, An-li-mi ve Vu-li-mi’de hep ‘mi’ bulunuyor.

***

Buradan özel ismin son hecesinin işaretinin oluşmadığı, özellikle cins isimler olduğu hükmüne varılır. Bu ‘mi’ işareti Han hanedanı zamanında ‘pi’ ya da ‘bi’ olmuş ve bu Türkçe kelime ‘bi’ ya da ‘bey’in başka bir söylenişidir. Çeşitli Türk topluluklarında yaygın olarak kullanılıyor.[52] Göktürk yazıtlarında bey için yalnız beg kelimesi bulunuyor.[53]

Kun-bi ya da Kun-bak’ın Kun’u Kırgızca keng, Uygurca kang, Çağatayca ‘kun’ kelimeleriyle aynıleştirilmek suretiyle, çeşitli Türk lehçelerinde büyük, geniş ve uzak manasına geliyor. Korece’de Kun olan kelime Sienpi Türk ve Moğol dillerinde Kağan ya da Hakan olarak beliriyor.[54]

***

İsmi Pu-li olan bir Vusun hükümdarını biliyoruz. Pu-li, doğrusu Bu-li, Türkçe’de ‘böri’ anlamına geliyor. Göktürk dilinde Pu-li, Vusunlardaki Bu-li’ye uyuyor. Burada Vusunlarda, Göktürklerde olduğu gibi kurta büyüksaygı duyuluyordu.[55] Bu saygı kurtun vücudu ile değil, mazisi karanlıklara karışmış eski hatıranın canlandırılması ile ilgiliydi.[56] Böylece kurtun adını hükümdarlar taşıyorlardı. Bu isim geniş bozkır coğrafyasında görülüyordu. Tuna Bulgarlarında bile Böri-Tarkan adında bir kumandan bulunuyordu.[57] Yine Vusun Hükümdarlarından An-li-bi ya da Vu-li-bi, Türkçe ulu-bi (Ulubey)’ye, uyuyor, büyükbey ya da bay anlamına geliyor.[58]

Vusunlar, Hunlar, Kang-küler ve Yüe-çilerde Hiu-hu ismi de büyük bir görev olarak çıkıyor. Bu işaret kan-ton diyalektine göre Yap-hu olarak belirtiliyor. Böylece Göktürklerdeki Yabgu görev adıyla aynılığı belirleniyor.[59]

***

Vusunlurda mevcut olan diğer Türk topluluklarıyla benzerlikler belirli bir bağlantıyı ortaya koyuyor. Özellikle Göktürklerin ecdadından bir kısmını Vusunlar oluşturuyor. Göktürklerin asıl vatanı da Vusunlarda olduğu gibi, Orta Tanrı Dağları ve Isık Göl tarafları olduğundan, hakimiyet 552 yılında Göktürklere geçiyor.[60] Yukarıda belirtilen coğrafyada var olan, kaynaklarda Hiu-sün ve Küan-tu olarak belirtilen Saka toplulukları da aynı oluşum içerisinde yer alıyor.[61]

Sonuç

Vusunlar konar-göçer bir topluluktu. Hayvan sürülerine bol ot bulabilecekleri yerleri seçmişlerdi. Bol miktarda at yetiştiriyor ve at sütünden kımız yapıyorlardı. Onlar keçe imalinde de önemli bir yere sahiptiler. Bu özellikleriyle diğer konar-göçer Türk toplulukları gibi yaşıyorlardı.

Vusunlar Hunların içerisine iyice karışmış bir topluluktu. Hatta onların yayılmaları sırasında içlerinde bazı Saka topluluklarını barındırdıkları da bilinmektedir. Siyasi güçlerinin azalması ile birlikte çeşitli topluluklarla karışarak onlar içerisinde yerlerini aldılar. Özellikle Göktürklerin soy-etnik oluşumunda önemli bir yer tuttular. Kurtla ilgili “efsaneler” bazı isim ve unvanlardaki aynılık böyle bir bağlantıyı ortaya koyuyor. Böylece Vusunların büyük ölçüde Türk kökenli bir kavim olduğunu düşünmemizi mümkün kılıyor.

Doç. Dr. İlhami DURMUŞ

Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 1 Sayfa: 782-788

Bir Cevap Yazın