Türkiye’de Varlık Vergisi’nin Ana Hatları – Orhan Köksal

0
119

1929 Dünya Ekonomik Krizi’nin yarattığı etkilerin tamamı henüz çözüme ulaşmamıştı. 29 Krizi’ni takiben 1939 yılında başlayan II. Dünya Savaşı’nın yarattığı etkiler sadece savaşa katılan devletlerde görülmemiştir. Savaşın yarattığı buhran Türkiye Cumhuriyeti’nde de hissedilmiş, bu hususun sonucunda olağanüstü vergi yükümlülükleri uygulanmaya başlanmıştır. Dönemin otoritesinin ekonomik önlem adı altında koyduğu kanunlar arasında: Milli Koruma Kanunu, Men’i İhtikâr Kanunu (Vurgunculuğu önleme) bulunmaktadır. Finans sorununu ortadan kaldırmak için Varlık Vergisi ve Toprak Mahsulleri Vergisi yürürlüğe sokulmuştur. Finans meselesini sorun olmaktan çıkarmak bir sebepken diğer sebep ise savaş esnasında haksız kazanç elde edilmesini önlemek olmuştur. Varlık Vergisi, Meclis’te Şükrü Saraçoğlu hükümeti tarafından 12 Kasım 1942 günü Resmi Gazete’de yayınlanarak 4305 sayılı kanunla yürürlüğe girmiştir. İsminden de anlaşılacağı üzere olağanüstü servet vergisi niteliğindedir.

 

Savaş sırasında Türkiye’nin; savaşa katılmamak, toprak bütünlüğünü korumak, tarafsız kalarak savaşan devletler arasında denge kurmak üzerine hareket edilen dış politikası düşünüldüğünde, askeri alanda önlem alması için ekonomik alanda rahatlığa ihtiyacı vardı. İşbu hususta ilk olarak İngilizler ve Fransızlarla bir anlaşma imzalandı ve savaşın politikası belirlenmeye başlandı. 1941’in mart ayında Almanlar, Balkanlar ve Yunanistan’ı işgal ederek Türkiye ile komşu olmuşlardı. İşgal neticesinde İngiltere, Türkiye’ye baskı uygulayarak Almanlarla savaşmaya zorlamıştı. Artan tehlikeler neticesinde Türk otoritesi Almanlarla bir saldırmazlık anlaşması imzalamış ve Sovyet Rusya ile olan ilişkilerini bozmuştu. Devam eden süreçte Kahire Konferansı’nda Türkiye’ye baskılar sürmüştü. 1944’te Almanya’nın Asya’da savaşını sonlandırıp, savaşın kaderinin belli olması Türkiye’ye yeni bir adım atma imkânı doğurmuştu. Almanya’ya karşı hukuksal nitelikte savaş açılmış ve galip devletler arasında yer alınmıştı. Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Topluluğu’na katılım yolu böylece açılmış oldu.

 

 

 

Savaşın Türkiye açısından genel seyri böyleyken savaş yıllarında Türkiye’nin ekonomisi üzerinde de durmak gerekirse; 1940’lı yılların başında nüfus 18 milyondur. Nüfusun %25’i kentlerde ve beldelerde, %75’i köylerde yaşamaktadır. Dikkati çeken bir diğer rakam ise savaşın başladığı yılda Türkiye’nin tarımla uğraşan kesiminin 13,5 milyon olmasıdır. Dikkat çekmesindeki husus ise: 13,5 milyonluk tarım nüfusunun yaklaşık 1 milyonunun olası savaş durumuna tedbiren askere alınarak sınırlara gönderilmesidir. Sınırda muhafaza ile görevli 1 milyon askerin teçhizat ve erzak bakımından donatılması için de yüksek miktarda bir bütçeye ihtiyaç duyuluyordu.

 

 

18 milyonluk nüfus gelirinin dağılımı.

 
Tarım %46
Sanayi %16
Hizmetler %38

(Nüfusun geliri 34 milyar liradır.)

Tarımda başlıca üretimler ise şöyledir:

 

Üretim Miktar
Buğday 4 milyon ton
Fasulye 70 bin ton
Şekerpancarı 553 bin ton
Pamuk 77 bin ton

 

1934-1939 yılları arasını kapsayan Birinci Sanayi Planı ile yatırımlar ivme kazanmış, II. Dünya Savaşı’nın başlaması ile hedeflenen İkinci Sanayi planı ise uygulanamamıştır. Savaşın yıkıcı ortamı devlet bütçesinde kendisini göstererek gelir ve gider dengesini bozmuştur. Dönemin en genç Varlık Vergisi memuru ve hala hayatta olan Varlık Vergisi’nin son tanığı Cahit Kayra “Savaş Türkiye Varlık Vergisi” kitabında gelir ve gider dengesini şu tablo ile vermektedir:

Yıllar Giderler Gelirler Açıklar
1939 390 milyon TL 380 milyon TL -8
1940 550 milyon TL 539 milyon TL -11
1941 648 milyon TL 574 milyon TL -74
1942 978 milyon TL 885 milyon TL -93

Bütçe açıkları neticesinde dolaşımdaki para miktarının da hızla artması eşya fiyatlarına da yansımıştır. 1940’ta 126 olan toptan eşya fiyatının 1942 yılında fiyatı 339’du. Dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü ise paranın bollaştığını ve malların kıtlaştığından yakınmaktaydı. Nitekim karaborsacılık iyice artmış, yiyecek ve giyecek gibi zaruri ihtiyaçların fiyatlarına toptancılar tarafından zam yapılmaktaydı.

Başbakan Şükrü Saraçoğlu Varlık Vergisi’nin amacını TBMM’de şu sözleri ile açıklamaktadır:

“Bu kanun ile takip ettiğimiz hedef tedavüldeki paraları azaltmak ve memleket ihtiyaçlarımıza karşılık hazırlamaktır. Bu böyle olmakla beraber bu kanunun tatbikinden, Türk parasının kıymetlenmesi, muhtekirler üzerinde toplanan halk düşmanlığının silinmesi, vergileri ödemek için ister istemez satışa çıkarılacak malların fiyatlarında bir yumuşama husule getirmesi gibi tali faydaların ortaya çıkması da imkân haricinde addedilemez.”

Nihayetinde T.B.M.M., 11 Kasım 1942 tarihinde 4305 sayılı “Varlık Vergisi Hakkında Kanun” adını taşıyan yasayı kabul etmiştir. Kanun; verginin mevzuu, verginin miktarı, verginin tarhı, verginin tebliğ ve tahsili, teminatı, müruruzaman, meriyet maddeleri başlıkları olmak üzere 17 maddeden oluşuyordu.

Yasaya göre servet ve kazanç sahiplerinin varlıklarından ve olağanüstü kazançlarından bir defaya mahsus olmak üzere alınacaktı. Verginin miktarı, mükelleflerin daha önce vergilendirilmiş olma durumuna, büyük çiftçilerin zirai durumlarına ve gayrimenkullerin değerlerine göre belirlenecekti. Hesaplama il ve ilçelerde komisyonlar kurularak yapılacaktı. Komisyon üyelerini Ticaret Odası, Ziraat Odası ve belediyeler seçecekti. Vergilerin hesaplanıp yükümlendirme işleri 15 günle kısıtlıydı. Alınan kararlara itiraz ve dava yolu kapatılmıştı. Tarh olunan vergilerin tahsili 15 gün içinde olması kararlaştırılmış ve faize tabi tutulmuştu. 15 günlük süreçte ödeme yapılmadığında faize tabii bir 15 gün daha verilmiş ve borcunu ödemeyenler memleketin çeşitli yerlerinde genel hizmette çalışmaya zorunlu tutulmuşlardı. (Bu çalışma kamplarının başında Aşkale gelmektedir.) Kadınlar ve 55 yaş üstü erkekler hariç tutulmuştur. Vergi mükelleflerinin ve yakınlarının evlerinde ve işyerlerinde bulunan mallara ve gayrimenkuller haczedilerek parayı çevrilerek borçtan düşülmüştür.

Yasa yürürlüğe girdikten sonra il ve ilçelerde komisyonlar kurulmuş ve defterdarlıklar çalışmaya başlamıştı. İlk etapta mükellefler saptanarak çeşitli gruplara ayrılmıştı. Müslüman, gayrimüslim, irat sahibi, büyük çiftçi, geçici hizmet erbabı, yabancı şekilde gruplar oluşturulmuştu. Grupların vergi miktarları saptanarak tarh işlemleri yapıldı ve ilan edildi. Tahsilat işlemleri gerçekleşti. Borcunu ödemeyen mükelleflerin ödeme süreleri uzatıldı. Borçlarını ödemeyenlere haciz işlemi uygulanarak mallarına el konuldu. Varlık Vergisi uygulamasının en yaygın görüldüğü şehirler ekonominin gelişkin olduğu İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Hatay gibi iller olmuştu. İstanbul’daki mükellef sayısı 63 bini bulmuş, %54’üden tahsilat yapılabilmişti. 28 bin Gayrimüslimden 270 milyon TL, 4 bin Türk’ten 24 milyon TL tahsil edilmiştir. Dönemin sermayedar çoğunluğunun Gayrimüslimler olduğu düşünüldüğünde rakamlar tutarlıdır.

            Varlık Vergisi Uygulaması Sonucunda:

Vergilendirilen Sayısı: 114.368

Tarh Edilen Vergi: 465.384.820

Düzeltme ve Terkin Sonucu Vergi Miktarı: 424.906.421

Tahsil Edilen Vergi: 314.920.940

Ödenmeyen Vergi:  109.986.481

Varlık Vergisi, 17 Eylül 1943 tarihinde 4501 sayılı 3 maddelik bir yasa ile yürürlükten kaldırılmıştır.

Varlık Vergisi 11 aylık uygulamanın sonrasında birçok tartışmalara yol açmıştır. Tartışmalara yol açan ilk adım dönemin İstanbul Defterdarı Başmüfettişi Faik Ökte’nin 1951 yılında yayınlanan “Varlık Vergisi Faciası” kitabı olmuştur. Bir başka tartışma ortamının yaratılmasına etken ise Şükrü Saraçoğlu’nun CHP grubuna “Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz”. şeklinde yaptığı açıklaması olmuştur. Azınlıklara yönelik bir kanun olduğunun ileri sürülmesinin temel nedeni Saraçoğlu’nun bu açıklamalarıdır. Faik Ökte’nin kitabından sonra dönemin Varlık Vergisi memuru Cahit Kayra’nın 2013 yılında yayınlanan “Savaş Türkiye Varlık Vergisi” kitabı ise bazı tartışmaların önünü tıkamıştır. Cahit Kayra konulan verginin sadece azınlıklara yönelik olmadığını kitabında neşretmiştir. Çalışma kamplarına borcunu ödemek üzere gönderilen mükelleflerin tahsil süresi hesaplandığında, bir kişinin borcunun 250 senede tamamlayacak olması tartışmaları daha da derinleştirmiştir.

Varlık Vergisi, konulduğu ilk günden kaldırılışına dek ülkenin önde gelen ticaret merkezlerinde daha yoğun uygulanmıştır. Haksız kazancın önünde geçmek, dolaşımdaki parayı çekmek, karaborsacılığı önlemek gibi ekonomik sebeplerin dışında, II. Dünya Savaşı’nın içinde çekilmek istenen Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenlik önlemleri de sebep teşkil etmektedir. Özellikle Balkan sınırı olmak üzere hudutlara konuşlandırılan 1 milyon askerin donatılmasının gerekliliği vergi yükümlülüklerine yolu açmıştır. Sonucunda ise bir olağanüstü servet ve baş vergisi olarak Varlık Vergisi yerini almıştır.

KAYNAKÇA

1-Kitap

AKAR, Rıdvan. Aşkale Yolcuları Varlık Vergisi ve Çalışma Kampları, Doğan Kitap, 2009.

KAYRA, Cahit. Savaş Türkiye Varlık Vergisi, Tarihçi Kitabevi, İstanbul 2013.

PUR, Hüseyin Perviz. Varlık Vergisi ve Azınlıklar, Eren Yay., İstanbul 2007.

2-Makale

YALÇIN, Osman. Varlık Vergisi Kanunu ve Uygulaması, Avrasya İncelemeleri Dergisi, I/1, (2012), 313-354.

3-Gazete

12.11.1942, Akşam.

21.01.1943, Cumhuriyet.

22.01.1943, Cumhuriyet.

28.01.1943, Son Posta.

4-Diğer

Teke Tek Özel, Cahit Kayra, Habertürk, 18.01.2009.

Bir Cevap Yazın