Takriben, MÖ 2000’de Kuzey ve Batı Çin’in dağlık bölgelerinde en parlak devrini yaşayan Yang- Shao kültüründe boyalı çanak çömlek ön planda gelmiş ve tipik bir özellik arz etmiştir. Bu, içinde Türk unsurları da bulunan karışık bir kültür olmuştur.

Aynı kültürün en büyük özelliği sayılan boyalı çanak çömleğin Türkler tarafından getirildiği hakkında bilginler birleşmektedir.

Tunç da Çinlilere yine Türklerden gelmiştir. Çin’de tunçun izlerine, ilk önce Yang-Shao kültürünün orta tabakalarında, yani takriben MÖ 1800 yıllarında rastlanmakta ve MÖ 1400’de çok fazla yayılmış bulunmaktadır. En eski silahların şekilleri Sibirya’daki silahların şekillerine benzediğinden mitoloji ve muayyen bazı delillerin hepsi tunçun Çin’e kuzeyden geldiğini ve Çin’de teşekkül etmediğini gösterdiklerinden, bu olaylara göre, bronz, Türk kavimleri vasıtasıyla Doğu Asya’ya getirilmiştir. Bundan anlaşılıyor ki, bronz dökme sanatı, ilk önce Türk kavimleri tarafından ithal edilmiştir.

Shang sülalesi zamanında (MÖ 1450-1050), Türk kültürünün etkileri devam etmiştir ve önceleri Çin’de dünyayı idare eden büyük ilah Shan-Di kültünün yerini gittikçe Türklerin Gök dini almıştır.

MÖ 1450’de, Türk kültürünün en mühim hayvanı olan at, Çin’e getirilmiştir. Bunun yanında harp arabası da Çin’e girmiştir.

Şimdiye kadar ekseriyetle Çinlilerin kurduğu bir devlet olarak zannedilmekte olan Chou sülalesinin (MÖ 1050-256) aslında Orta Asya’dan gelen Türkler tarafından kurulduğu ve aynı devlet aracılığıyla eski Türk inançlarının, hukuk düşüncesinin ve pek çok Türkçe sözlüğün Çinlilere geçmiş olduğu 19. yüzyılda Türkoloji bilginleri tarafından kabul edilmeye başlayan bir fikirdir. Çinli bilim adamı Shui-zhong-Shu da Chouların, Çin kaynaklarında Bai-Di (“beyaz Türk” anlamında gelir) olarak zikredilen Türklerden neş’et ettiğini bildirmektedir.

Chouların Çin’de görülüp devlet geliştikçe yerli unsurlarla karışan bozkır Türk kültürü, Çin’de yayılmış ve bu iki kültürün kaynaşmasından gerçek Çin medeniyeti ve Çin topluluğunun esasları kurulmuştur.10 Bahsedildiği gibi, gerçek Çin tarihinin başladığı Choular devrinde (MÖ 1050-247) yerli kültür üzerinde kuzeybatı tesirleri büsbütün arttı. Türk menşeli oldukları ileri sürülen Choular, içinde güneş, ay ve yıldız kültlerinin bulunduğu Gök dinine inanıyorlardı.

Bazı muasır siyasi Çin münevverlerinin, kadim Türk-Çin münasebatından bahsederek yazdıkları yazılarında, Chou Hükümdarı Ton’un zamanından miras olarak bunlardan “eti”, “kuta”, “anru”, “tay” gibi Türkçe kelimelerin kalmış olduğu eski Çin kaynaklarından alınarak yazıldı. Finlandiyalı Mongolist G. J. Ramstedt, Çin ve Kore dillerinin ugün konuşulan lehçeleri üzerinde tetkikatta bulunarak, Türk dilinin yalnız eski Çin dili üzerindeki tesirini tesbit etmekle kalmamış, Türk dilinin en eski inkişaf sahasının şimali Çin ve Kore mıntıkası olduğunu dahi ileri sürmüştü.

MÖ 550-280 yılları arasındaki devirde bütün Çin felsefesinin ve cemiyet nizamının esası kurulmuş ve büyük filozoflar da ortaya çıkmıştır. Bunlar arasında Çin tarihinde ünü son zamanlara kadar devam edegelen ve “Çin Sokratesi” diye tavsip edilen Konfüçyüs’ün akidesi,
sosyal felsefesi ve siyasi gayesi Türklerin Gök dini ve ona dayanan hukuk düşüncesinden gelmiştir. Bu yüzden, Konfüçyüs’ün tanrıyı en büyük kudret olarak tasavvuru, devlet-aile, tanrı-hükümdar münasebeti ve ahlak düşünceleri Türklerin tanrı, kut ve töre anlayışları ile bir parallelik arzetmektedir. Konfüçyüs’ün eski Türk telakkilerini nakil ve izah ettiğine dair diğer bir delil de, Tanrı’dan bahsederken, Çinçe olmayan “Tien” sözünü kullanmasıdır.

Aynı devir Türk kültürünün Çinlilere yaptığı etkileri arasında demircilik de vardır. Demirciliğin Çinlilere Türklerden gelmiş olduğunu Çinli bilim adamları da vurgulamaktadır. Bu konuda Sen-Zhong- Mian şöyle yazmıştır: “Sibirya’da bulunan her bir bölgede demir ocakları vardır …. Gök Türkler demire “Tamur” adını vermiştir. Aynı sözcüğün birinci hecesi olan “ta” ile Çincedeki “tie”( “Demir” anlamında gelen Çinçe işaret) nin eski telaffuzu aynıdır. Bu, Çin’de demir kullanma teknolojisinin Kuzey-Batı taraflardan gelmiş olduğunu kanıtlamaktadır.

Türklerde 4000 yıllık bir tarihi bilinen on iki hayvanlı Türk takviminin de Çinlilere geçtiği bilinmektedir.

Çinlilerde tiyatro sanatının vücuda gelmesi de Türklere bağlanmaktadır. Türklerde tiyatronun ne zaman görülmeğe başladığı hakkında elimizde kesin bir malumat yoktur. Böyle olmasına rağmen, M. M. Nikoloviç isminde bir muharririn Belgrad’da verdiği bir konferans ve Belgrad’da “politika gazetesi’’nin 24 Ocak 1934 tarihli sayısında yazdığı bir makale, o sıralarda Türkçeye çevrilip bazı dergi ve gazetelerde yayınlanmıştır. Bu muharrir, Türklerin zamanımızdan dört bin yıl önce bugünkü manası ile bir dram sanatı vücuda getirdiklerini söyleyerek Türk kültür ve medeniyetinin geçmiş çağlardaki üstün manzarasından bahsediyor ve iki bin yıl önce yazılmış olduğunu söylediği bir Türk piyesi hakkında malumat veriyordu.

http://www.turkishstudies.net/sayilar/sayi16/yusupcanyasin1367.pdf

Bir Cevap Yazın