Geçmişten Günümüze Türk Halk İnançlarında Işık

Yazımın ismi “Geçmişten-Günümüze Halk inançlarımızda Işık” olsa muhtemelen daha sağlıklı olurdu. Zira, “Türk Halk İnançları” kavramı ile, büyük ölçüde Anadolu bağlamında konu ele alınacağından Türk dünyasının belirli bir bölümü incelenmiş olacaktır. Anadolu Türkü’nün tanımı, Anadolu’da Türklerden evvel ve Türklerle beraber yaşamış olan tüm halkları içermektedir. Bu halkın inançları bu topraklarda yaşamış bütün dinlerin doğal olarak izlerini taşıyacaktır. Biz genel anlamda Türk İnançlarının kaynağını Türklerin uzak geçmişteki Anayurtlarındaki izlerinde arıyoruz. Bu sebepledir ki, Türk Mitolojisinde ışık motifini izahla işe başlamıyoruz. Bununla beraber, vesile düştükçe diğer ilgili dinlerdeki ışık motifinin varlığı gerçeğine de değineceğiz. Anadolu’dan muhtelif Örnekler vereceğiz.

Han-nâme’ye göre Cengiz-Han’ın atalarından Alan-Kawa çadırında yatarken, pencereden birden parlak bir ay girmiş ve Alan-kawa’yı gebe bırakmıştı. Ay çadırdan girerken de, kadının gözlerine Kurt ve Arslan gibi bir şeyler görünmüştü. Başka bir rivayette pencereden ay ışığına benzer bir ışık girmiş ve yine bu ışık Arslan ve Kurt şeklinde çıkıp; gitmişti. Moğolların gizli tarihinde ise, Alan-Kawa geceleyin yatağında yatarken çadırın bacasından giren ay ışığı içinden, etrafa ışık saçan parlak ve sarışın bir adam girmiş kadının karnını okşadıktan sonra bir köpek şekline bürünerek ay ışığı huzmesine tırmanarak gitmişti.[1]

***

Gökten ışık inmesi, daha ziyade Uygurların Bögü-Kağan zamanında, yani M.S. 763 senesinde kabul ettikleri Mani dini ile ilgili bir motif olsa gerekir. Gök Tanrı inancında da gökten ışık inmesi olayları vardır. Mani Dininde bu konu üzerinde edebiyat gelişmiştir. Ayrıca, Çin efsanelerin de Gökten ışık inmesi ile ilgili inançlar bulunmaktadır. Maniheizm’e “ışık dini” denildiği[2] Uygurların Türeyiş Destanı’nda Kayın Ağacı’ndan ışık çıktığı[3] bilinmektedir.

Türk mitolojisinde Ay’ın erkek, Güneş’in de dişi olduğu bilinir. Mitolojimizdeki gebe kalmada rol oynayan şey, ışıkları ve bu ışıklarla inen, sembolik bir hayvan yerine girmiş olan Tanrı’nın kendisi veya elçisidir.[4] Ay’ın erkek güneşin kız olması ve Ay’ın güneşe aşık olduğuna dair efsaneler Azerbeycan Türkleri arasında da yaygındır.[5]

Azerbaycan Dini folklorunda yeni ölen kimsenin mezarından ışık çıkıyor ise o kimsenin dünyadan vazgeçemediğine inanılır. Ayrıca bu yörelerde Işığın meleklerin oyuncağı olduğu inancı da vardır.[6]

***

İslamiyet’te Işık’ın Nur olduğu, Nur’un ilahi ışık olduğu (Nur Suresi, 35 nci Ayet) bilinmektedir. Halk arasında ışıklı yüzler için “Kalbinin Nuru yüzüne vurmuş” tabiri vardır. Tasavvuf bilginlerine göre Divanlar aynı zamanda şiir kitapları İlahî aşklarının eseridir. Her kâmil kişinin kerameti nispetinde onun ilahi aşkı onun Kur’an-ı’dır. Söz ise bu terennümde işin süsüdür.[7] Bu noktada Aşk-Işk-Işık ilişkisi kurulabilmektedir. Aşık kişi ışığı olan kimsedir. Aşk-Aşık ve Işık ilişkisinde ilahi bir iltisak vardır.

Aşık Sulhî;

“Halktan bize her dem inayet olur
Muhammed Ali’den hidayet olur
Saz çalarak Allah’a İbadet olur
Davut Peygamber’den rebabımız var”[8]

 derken bu sırrı şiirleştiriyordu.

***

Tasavvuf bilginlerine göre “Dinsiz müzik, müzik değildir. Müziksiz din de din değildir. Hz. Muhammed Müzikle raksedenleri izlemiş ve dinlemiştir. Kur’an-ı Kerim’i çok güzel müzik makamı ile okurdu. Miraçta çok müzikler dinlemişti. Bir hadislerinde “Birini gördüm -Mevlana- müzikle dönüyordu. Onunla çok kişi hidayet olundu” buyurdular. Müziği reddeden tarikat olamaz. Müziği Allah kendi icat etti. Kuşları öttüren bulutları konuşturan O’dur. Kur’an-ı Kerim’de üç yerde haykırış vardır. Bir yerde üst seslenme var. Sündüsle yükselirken, mutlaka müzik çalınır ve duyulur. Allah’ın Zekeriya Peygambere seslenişi de müzikle olmalı. İsevî’ler çan çalar, Allah’tan öğrenilmiştir. “Çan Sesi duydum” dedi. Şimdi bunun için çan çalıyorlar o da müziktir. Tekbir’an müziği de notaya alana duyrulmuştur.[9]

Anadolu’da Sazın yeri, odanın başucudur. Ozanın yatak başıdır. Odanın ve yatağın başına Kur’an-ı Kerim türünden kutsal şeyler asılır.[10] Göktanrı İnancında Kam’ın her türlü merasim aletinin kutsal kabul edildiğini biliyoruz. Bir ozana en büyük hakaret ve beddua “Sazını ayak altına asalar” sözüdür.

***

Işık-Aşık ilişkisine girmekle konunun dışına çıktık. Tekrar konumuza dönelim.

Işık saçma daha ziyade kutsal kabirlerde ve ziyaret yerlerinde olur. Çoğunlukla kutsal gecelerde gözlenebilir. Bazı ışıklar ise herkese değil, seçkin kimselere gözükür.

Erzurum’un Çat ilçesi Soğukpınar köyündeki Hacı Miro ziyaretinden bazı geceler ışık geldiğine inanılır. Çat ilçesinin Bağlıca köyündeki ziyaretin ismi ışıklı ziyareti’dir. Erzurum’un Hazal Hatun ziyaretinde kutsal gecelerde Hazal Hatun elinde ışık tutarak tepenin üzerinde görünürdü. Erzurum’un Şefkani ziyaretinde de bazı karanlık gecelerde ışık göründüğüne inanılır.[11]

***

Kayseri İncesu’daki Şeyh Aslan Ziyaretinin Kızılören bölgesinde geceleri ışık yandığına inanılır. Kayserinin Yeşilhisar’ındaki Mir’ali Dede ziyaretindeki iki mezar arasında geceleri ışık yandığı inancı vardır. Kayseri Bünyan’ın Musaşeyh Türbesi’nde Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece yeşil bir ışık yandığına inanılır. Kayseri yakınlarındaki Kümbet Ziyareti’nde kutsal ışık yanarken taşlarının sökülmesi üzerine yanmaz olmuş. Kayseri Talas’taki Mikdat Dede Türbesi’nde ışık yandığına inanılıyordu. Kayserinin Develi’deki Havadan Türbesi’nde sabah ezanı vakti ışık yandığına inanılır.[12]

Harput’ta Dağ kapı mezarlığında mezarlardan ışık göründüğüne inanılır. Halk mezrada yatanların Tanrının muteber ve makûl kulları olduğu için Nur içinde kaldıklarına inanır.[13] Kerkük’teki Ateş Baba Yatırından geceleri Nur çıktığı inancı vardır.[14]

Elazığ’ın Maltepe bucağındaki İkitepe köyünde bulunan Evliya Baba’nın efsanesine göre Baba’nın mezarında gece çıra yanmakta ve gündüz de toprağından ışık çıkmaktadır.[15]Mezarındın ışık çıktığına inanılan yatırlar halkın dilekte bulunma şifa umma ve yağmur duasına çıktıkları yerlerdir.

***

Tasavvuf ehline göre, Yatsı namazına kadar, yıkama yeri dahil ölünün bulunduğu her yerde ışık yakmak, nefsin gezmesi açısından, o nefse faydalıdır.[16] Kırkı çıkmamış annenin ve yavrusunun Al karısından korunması için ışık yakılması Anadolu’da çok yaygındır.

19. yy.da Orta Kafkasya’da Ölünün başucunda gece ölüyü hem ısıtmak ve hem de aydınlatmak için ateş yakılırdı.[17]

Eski Türkler’in inancına göre, insanoğlu iki zıt kuvvetin (ışık) ile (karanlık) tesiri altındadır. Bunlardan ışık, Gökte bulunur. Yeryüzüne ışık ve iyilik saçar. Güneş ışınları yeryüzünü ısıtır. Geceleyin ay ve yıldızlar, yeryüzünün karanlık ve soğukluğunu azaltır. Karanlık, arzın soğukluk ve kötülüğünde barınır. Kötülüğün ve Ölümün kaynağıdır. Çatışan bu iki gücün arasında Yer-Sub (Yer-Su) vardır.[18]

***

Mezar taşlarında kandil motifi şüphesiz aydınlatma ve ışıkla ilgilidir. Bunlar için yüzlerce örnek verilebilir. “Ahlat’taki Şahideli Orta Asya’da Kızıl’daki mağara resimlerinin mimari tazyinatında ve yine Bilge Kağan Anıtı’nda rastlananlardandır.”[19] Erzurum’da Leblebici Yokuşunda, Gümüşgöz mezarlığındaki Ahi Fahrettin’in mezar taşında kılıç ve kama’nın yanısıra Kandil’in de resmi vardır.[20] Konunun bu boyutuna girmek te incelememizin dışına çıkmak olacaktır.

SONUÇ:

Işık-Nur ilişkisi İslamiyet’ten evvel ve sonraki halk inançlarımızda yaygın şekilde yer almıştır. Işık ve Nur’un tezahürü daha ziyade kutsal makamlarda bilhassa ziyaret yerlerinde gözlenebilmektedir. Biz bu kültür kodundaki devamlılığı ve yaygınlığı Türk İnanç sisteminin derinliklerinde ve Kafkasya Azerbaycan Kuzey Irak ve Anadolu’da gözleyebildik. Anadolu’da bu inanç sadece Sünni ve Alevi inançlı Müslümanlarda değil aynı zamanda Türkmen, Yörük, Zaza ve benzeri gibi millî etnolojimizin değişik kesimlerinde de yaşamaktadır.

Dr. Yaşar Kaya KALAFAT

Kaynak: Milli Folklor Dergisi, Sayı: 20 Yıl: Kış – 1993

Bir Cevap Yazın