Teşkilat-ı Mahsusa, Yusuf Akçura Ve 1916 Lozan Milliyetler Konferansı

Osmanlı Devleti’nin çöküş süreci sonrasında Türkiye’de kurulacak olan “seküler ulus-devlet”in gerek fikri zemininin oluşturulmasında ve gerekse inşa sürecinde, diğer iç ve dış dinamiklerin yanı sıra, Türk Dünyası aydınlarının da rolü vardır. II. Meşrutiyet Devri’nde Türk Yurdu’nun çıkarılmasından, Atatürk döneminde Türk Tarih Kurumu başkanlığına uzayan hayat çizgisiyle temayüz eden Yusuf Akçura ise, bu aydınların en önemlilerinden biridir. Bundan dolayı, onun hakkında yapılan ve yapılacak çalışmalar şüphesiz önemlidir. Fakat, kendi ifadesiyle, Yusuf Akçura’nın Osmanlı İmparatorluğu çerçevesinde eylemlerinin bir incelemesi ve modern Türkiye’ye yaptığı entelektüel katkıların değerlendirilmesine[1] odaklanan bir biyografi üzerinde doktora çalışması yapıp daha sonraki süreçte bu eserini geliştirerek bastıran François Georgeon’un çalışmaları, Ahmet Temir’in ifadesiyle, “bu alanda devir açacak mahiyettedir”.[2] yusuf akçura yusuf akçura yusuf akçura yusuf akçura

Ancak her bilimsel konuya olduğu gibi, Yusuf Akçura ile ilgili literatüre de ilk defa değerlendirilecek olan yeni belgelerle bir şeyler eklemek mümkündür. Bu eklenecekler ise Teşkilât-ı Mahsûsa faaliyetleri kapsamında yer almaktadır. Bu da işlenecek konunun önemini daha da artırmaktadır. Bu makalede, Yusuf Akçura ve bulunduğu çevrede yaşananlarla ilgili olarak bilinenlerin tekrarından sakınılarak Türkiye’nin yakın tarihi ve uluslararası ilişkiler açısından bir hayli önem taşıyan, işlenen konuyla ve/veya dönemle ilgili bağlamdaki literatüre katkı sayılabilecek olan bazı önemli ayrıntıların arşiv belgelerine dayalı olarak gün ışığına çıkarılmasına çalışılacaktır.

***

I. Dünya Savaşı yıllarında Yusuf Akçura ve aşağıda değinilecek olan faaliyetlere katılacak olan diğer kişilerin yolları Teşkilât-ı Mahsûsa ile kesişmiştir. Bu süreçte gerçekleştirilen stratejik faaliyetlerden biri de 1916 Lozan Mill(iy)etler Konferansı’dır. Teşkilât-ı Mahsûsa tarafından Yusuf Akçura’nın da içinde yer aldığı önemli bir grup bu konferansa gönderilmiştir. Ancak nihai olarak Lozan’a varmak amacıyla çıkılan yolculuktan bir süre önce, bir cemiyetin kuruluşuna ilişkin -altında konuyla ve/veya dönemle ilgilenen kişiler için pek tanıdık ve son derece önemli üç şahsiyetin imzası bulunan- bir dilekçenin yazıldığından bahsetmek gerekir. Bu dilekçe, hakkında fazlaca bilgi olmadığı Georgeon tarafından belirtilmiş olan bir cemiyetin[3] belki de kuruluşunu resmileştirmeye dönük bir belgedir ve Dahiliye Nezareti’ne yazılmıştır. Ancak Lozan Konferansı’na dair vesikaların yer aldığı Teşkilât-ı Mahsûsa dosyasının başında bulunmaktadır:

“Dahiliye Nezaret-i Celilesine;

Rusya’da sakin Türk cinsinden ve İslâm dininden olan kavimlerin beşerî, millî ve dinî haklarını müdafaaya çalışmak ve merkez-i idaresi İstanbul’da, Nur-ı Osmaniye caddesinde, Şeref sokağında 32 numaralı hanede bulunmak üzere ‘Rusya’da Sakin Müslüman Türk Tatarların Haklarını Müdafaa Cemiyeti’ unvanıyla bir cemiyet teessüs etmekte olduğu ve Osmanlı Darülfünunu muallim muavinlerinden Nur-ı Osmaniye caddesinde mukim Hüseyinzade Ali Bey, ‘Türk Yurdu’ Mecmuası

Müdiri Büyükada’da Nizamda mukim Akçuraoğlu Yusuf Bey ile ‘Turan Neşr-i Maarif Cemiyeti’ Reisi Mukimüddin Beycan Bey’in cemiyetin umur-ı idaresiyle meşgul olacaklarını arz zımnında işbu beyannamemiz arz olunur.

Tıb Fakültesi muallimlerinden

Hüseyinzade Ali (imza)
Türk Yurdu Mecmuası Müdiri
Akçuraoğlu Yusuf (imza)
Turan Neşr-i Maarif Cemiyeti Reisi
Mukimüddin Beycan (imza)”[4]

***

Yukarıdaki dilekçenin verilmesinden bir süre sonra, altında ‘hareket etmeleri’ şeklinde kırmızı kalemle bir derkenar yer alan belgede şu isimler bulunmaktadır:[5] Ahmed Saib Bey, Said Tahir Efendi, Tevfik Nureddin Bey, Mukimüddin Bey, Mehmed Safa, Yusuf Akçura, Aziz Bey, Kamil Beyefendi.

yusuf akçura
yusuf akçura

Hareket etmeleri belirtilen kişilerin gidecekleri güzergah da ‘Sofya Sefaret-i Seniyesine’ “Yedi kişi yarınki 7-4-32 Balkan trenine rakib olacaklarsa da mezkur trende kendilerine tahsis edilmiş mahaller ancak Sofya’ya kadardır. Aynı trenle Sofya’dan Münih’e kadar temin-i seyahatleri için teşebbüs icrası”[6] ifadesi yer alan bir başka yazışmadan anlaşılmaktadır. Yusuf Akçura seyahatleri esnasında gerek bilgi vermek gerekse karşılaşılan güçlüklerin halledilmesini sağlamak amacıyla o dönemde Teşkilât-ı Mahsûsa’nın başında bulunan Ali Başhamba ile yazışmıştır.[7] Konferansın başladığını ise 27 Haziran 1916 tarihinde kaleme alınıp “Muhterem Ali Beyefendiye” hitabıyla başlayan “Akçuraoğlu Yusuf” imzalı mektubunda “24’ünde Lozan’a geldik. Konferans 27’sinde yani bugün saat 10’da başladı”[8] diyerek bildirmiştir. Mektubun yazıldığı kağıdın “Hotel Eden” antetli olması kafilenin, en azından Akçura’nın bu otelde kaldığını düşündürmektedir.

***

Yusuf Akçura’nın Mill(iy)etler Konferansı ile onunla ilgili meseleler hakkındaki müşahede ve mütalaaları ise 12 Temmuz 1332 (25 Temmuz 1916) tarihinde kendisi tarafından şöyle ifade edilmiştir:[9]

1- Bundan üç dört yıl önce Paris’te aralarında şimdiki Fransa Eğitim Bakanı’nın da bulunduğu nüfuz ve şöhret sahibi bazı kimselerin girişimleriyle “Union des Nationalites” unvanlı bir cemiyet kurulmuş ve şimdiye kadar iki konferans akdine muvaffak olmuştur. Bu cemiyetin ara sıra çıkan bir mecmuası “Revue des Nationalites” vardır. Cihan Harbi başladığı zaman cemiyetin merkezi Paris’te bulunuyordu. Fakat bir müddet sonra, cemiyet genel sekreteri Litvanyalı Gabris’in ifadesine göre, mecmuanın yayını, sansür şartlarından dolayı neredeyse olanaksız bir hale geldiğinden cemiyet merkezi Paris’ten İsviçre’de Lozan şehrine naklolunmuştur. Cemiyet bu seneki konferansını Lozan’da tertibe karar vermiştir; işte biz sıra itibariyle üçüncü sayılan bu konferansa katıldık.

2- Rus hükümetinin zulüm ve baskısı altında bulunan gayri Ruslar birkaç ay önce bir ittifak tesis etmişlerdir. Bu ittifakın ilk kurucuları Finlandiyalılar, Litvanyalılar, Estler, Lehliler, Ukraynalılar, Rutenyalılar, Yahudiler, Müslümanlar, Gürcülerdir. Bilhassa ittifaka Şimal ve Kafkas Türkleri ile Çerkezler de dahil olmuştur. Rusyalı Gayri Ruslar İttifakı (Ligue des Allegones de Russie) Stockholm şehrinde, ABD Başkanı Wilson’a bir telgraf çekerek Rusya hükümetinin zulmü altında ezilmekte olan birkaç on milyon gayri Rusların ahvaline nazarı dikkatini ve merhametini çekmek istemiştir.

İttifakın en faal ve nüfuz sahibi akvamından Balter (yani Baltık Denizi sahilinde yaşayan Alman) Baron von der Ropp’un rivayetine göre; Amerika’da sakin Rusyalı gayri Ruslar mahfillerinde ve bu mahfillerin tesiri ile asıl Amerikalılar arasında-özellikle Amerikalı Museviler içinde-ittifaka muhit celbine muvaffak olmuş hatta ittifakın tesis ve ilk masrafları için Amerikalı bir Musevi sarraf kafi miktarda meblağı bile hibe etmiştir.

***

3- Rusyalı Gayri Ruslar İttifakı bir cemiyet suretiyle Lozan’da toplanan Milletler Konferansı’na katılmaya karar vermek ve konferansta ittifak adına bir harekette bulunmak yoluna gitmemiş ise de ittifaka dahil olan Rusyalı muhtelif kavimlerin hemen hepsi konferansta varlıklarını göstermişlerdir. Ve bunun doğal sonucu olmak üzere, konferansta çoğunluk Rusya hükümetinden zulüm görerek ondan müşteki olan akvam olmuştur.

4- Milletler Konferansı, üç gün devam etmiştir. Konferansta yirmi üç milletin temsilcisi vardı. Bunlardan on dördü Rusya’ya mahkum milletlerin temsilcileriydi. Bunların yanına İngiliz ve Fransızlardan müşteki Mısırlılar ve Tunuslular eklendiğinde yirmi üç milletin on altısı İtilaf Devletleri aleyhinde idi. Bundan dolayı Milletler Konferansı Cihan Harbi esnasında toplanarak İtilaf Devletlerinin ve özellikle Rusya’nın birçok milletleri tazyik etmekte olduğunu cihana duyurmuş oldu. Konferansın başkanlığında Belçikalı bir alim bulunuyordu.

5- İtilaf gazeteleri ile onlara meyilli İsviçre gazeteleri yanıltıcı bir takım açıklamalara kalkıştılar. Konferansın düzenleyicilerinin bazılarının Almanlar ve şerikleri tarafından iğfal edilmesi ve aynı zamanda Avusturya-Macaristan ve Almanya idaresi altında bulunan milletlerin temsilcilerinin askerî işgal altında bulunan memleketlerden gelmeye imkan bulamamaları veçhiyle Rusya’ya mahkum milletlerin konferansa gelmeleri ve iştirakleri için teşvik ve kolaylıklar görmüş olmaları sayesinde böyle bir sonucun ortaya çıktığını yazıyorlarsa da vakalar bunların bir kısmını pek kesin bir surette tekzip ediyor: Avusturya’dan müşteki Çekler ve Sırplar Almanlardan hoşnutsuz Belçikalı ve Lüksemburglular konferansta temsilcilerini bulundurduklarından başkaca bir Belçikalı konferansa başkanlık bile etmiştir. Merkezi devletler ve müttefiklerinden müşteki kişiler Cemiyet ve temsilcileri içinde ve Lozan’da bol bol mevcut olduklarından gelmeye yol bulamamaları masaldan ibarettir.

***

6- Biz Rusya’da sakin Müslüman gayri Rusların delegeleri yani Tatar, Kırgız, Çağatay, Çerkez, Lezgi ve Kumuk milletlerinin temsilciler hepimiz ayrı ayrı birer layiha hazırlayarak onları konferans huzurunda Fransızca okuduk. Kırgız delegenin layihası önce kendisi tarafından okunup sonra Fransızca tercümesi okundu.

Rusya’da sakin ve Çar hükümetinin mezaliminden müteessir Müslüman milletler ilk defa Batı’da ve uluslararası bir toplantıda şikayet seslerini yükseltmiş olduklarından bir hayli dikkat çekti. İtilafa eğilimli milletler Rusya hakkındaki şikayetlerden sıkılıyor gibiydiler. Hatta bazılarımız layihalarını okurken Fransa Devleti’nin mümessili bile başıyla tasvip işaretlerini etmekten kendini tutamadığı gibi layihanın hitamında alkışlamak mecburiyetini duymuştu.

Milletimizin avaz-ı iştikasını geniş bir muhit-i medeniyede işittirmekten ibaret vazifemizi hüsnü ifa edebilmiş olduğumuzu zannediyorum.

***

7- Fransız lisanıyla çıkan İsviçre basını konferanstan az bahsetti. Almanca çıkan İsviçre gazeteleri epey meşgul oldular. Alman basınından hayli muhabir vardı. Fransız gazetelerinin konferansa dair makaleler basmış olduklarını işittim ve Tan’ınkini okudum.

8- Milletler Konferansı’nda okunan Tatar, Kırgız ve Çağatay layihalarını ve ilk seyahatte neşrettiğimiz muhtıra ve diğer metnin[10] Fransızca tercümelerini 300’er nüsha olmak üzere bastırdım. Bunların 250’şer nüshasını İsviçre, Fransa, Amerika, İsveç ve hatta İngiltere’ye dağılması esbabını istikmal ederek İsviçre’de bıraktım. Kalan 50 nüshasını konferansa ait sair evrak ile beraber yanımda İstanbul’a getiriyordum. Avusturyalılar hudutta alıkoydular. İncelendikten sonra Viyana Osmanlı Sefareti vasıtasıyla İstanbul’a gönderilmesini talep ve rica ettim.

9- Bu konferansa iştirakten çıkan netice fikrimce sırf propagandadan ibarettir. Rusya’da sakin Müslümanların milliyetleri, mezuniyet dereceleri, gasp edilen hakları, mağdur vaziyetleri, maksat ve emellerinin bazı cihetleri Avrupalılara ve Amerikalılara anlatılmış oldu.

***

10- Henüz teşekkül devresinde olan “Rusya’da Sakin Gayri Ruslar İttifakı”na ben de Şimal Türkleri tabir olunan Kazan Tatarları adına dahil oldum. İttifakın şimdiye kadar olan masrafları Baron von der Ropp’un ifadesine göre; Amerikalı bir Musevi sarraf tarafından kapatılmıştır. İttifakın yönetim kurulu bir Lehli, bir Finlandiyalı, bir Ukraynalı, bir Litvanyalı ve Baltık Almanlarından Baron von der Ropp olmak üzere beş kişiden ibarettir. İttifaka dahil olan milletlerin nüfus ve sermayesi oranında masraflara iştiraki gerektiğinden ben de Tatarlar adına iki ay içinde yüz liralık bir meblağı göndermeyi vaat ettim.

İttifak yönetim kurulunda Müslüman gayri Rusların ahval ve maksatlarını hakkıyla bilen, onların çıkarlarını savunmaya muktedir hiçbir kimse bulunmadığından Çerkes temsilcisi Aziz Bey ile beraber İttifak yönetim Kurulu Başkanı ile görüşerek yönetim kurulunun bu konudaki fikrinin İstanbul’a bildirilmesini ve İttifakın yalnız Rusya’da bulunan gayri Rus Hıristiyanların çıkarlarını düşünmeyerek gayri Rus Müslümanların çıkarlarını dahi temine çalışacağına dair yönetim kurulu adına ne gibi teminatta bulunulacağının da resmî bir surette bildirilmesini rica ettik. Ve bu bildirimin çok gecikmemesini ekledik.

***

11- Acizane zannımca, Rusya’nın Kafkasya’dan gayri kısımlarında yaşayan Müslüman Türklerin milli hukukunun tamamen istirdadı sedası henüz propaganda devresindedir. Ukraynalılar yirmi otuz seneden beri propaganda ile meşgul olmaktadırlar. Propaganda işi masraflıdır. Şimdilik bu masrafın hemen tamamını, müsaitse bir kısmını Osmanlı hükümeti üstlenmezse propaganda yapmak da olanaksız denebilir. Çalışma ve masraflardan çıkacak sonuçların Osmanlı Devleti’ne getireceği menfaatlerle mütenasip olup olmadığını takdir bittabi Osmanlı hükümetine düşer. Eğer uygun olduğuna kanaat husule gelirse, tarafsız ülkelerden birinde, mesela İsviçre’de yahut İsveç’te vakit geçirmeksizin bir merkez teşkil edilmeli ve bir mecmua çıkarılmalıdır.

12- Amerika kamuoyunu ihmal etmemelidir. Amerika Birleşik Devletleri’nden gayri tarafsız devletlerin günümüzde etkileri sınırlıdır. İsviçre ancak bir neşriyat merkezi olabilir. Neşriyat alanı olamaz. Neşriyat alanı olmak üzere İsveç çok önemlidir.

Sonuç

Teşkilât-ı Mahsûsa, 27-29 Haziran 1916 tarihlerinde İsviçre’nin Lozan şehrinde gerçekleştirilen “Üçüncü Mill(iy)etler Konferansı”na içinde Yusuf Akçura’nın da yer aldığı önemli bir grubu, daha önceden başladığı açıkça anlaşılan örgütlü etkinliklerin bir devamı olarak, faaliyet göstermek üzere göndermiştir. Bu konferansa iştirakten çıkan netice Yusuf Akçura’nın da değindiği üzere sırf propagandadan ibarettir ve Rusya’dan müşteki Türk ve Müslüman toplulukların ilk defa Batı’da ve uluslararası bir toplantıda şikayet seslerini yükseltmiş olmalarından dolayı ayrıca önemlidir.

Georgeon’un belirttiği üzere, başlangıçta Antant ülkeleri tarafından, Avusturya ve Osmanlı Devleti gibi çok uluslu imparatorlukları mahkum etmek amacıyla[11] kurulan Mill(iy)etler Birliği’nin bu üçüncü konferansı daha çok Antant ülkelerinin ve özellikle de Rusya’nın eleştirilmesine sahne olmuştur. Böylece anılan birlik ‘eski sahiplerine çevrilen bir silah’ haline gelmiştir. Bu durumun ortaya çıkmasında, yaptığı organizasyonla konferansa katılan mill(iy)etler dengesinin İtilaf Devletleri aleyhine değişmesine katkısı yadsınamaz olan Teşkilât-ı Mahsûsa da önemli bir rol oynamıştır.

***

Rusyalı Gayri Ruslar İttifakı’nın başlangıcında ise Almanya’nın destek ve katkısının önemli bir rolü olabileceği düşünülebilir. Özellikle Baron von der Ropp’un Almanya ile olan ilgisi Yusuf Akçura’nın Osmanlı Devleti ile ilgisinden farklı olmasa gerektir. “Rusya’da Sakin Gayri Ruslar İttifakı”na Yusuf Akçura’nın da Kazan Tatarları adına katılması ise, Rusya karşıtlığı ekseninde bir yakınlaşmanın doğal ve beklenmesi gereken bir sonucudur. Bu durum anılan ittifaka katılan diğer Türk ve Müslüman topluluklarının temsilcileri için de böyledir. Üstelik Yusuf Akçura ve Aziz Bey’in İttifak Yönetim Kurulu Başkanı ile görüşerek İttifakın gayri Rus Müslümanların çıkarlarını dahi temine çalışacağına dair ne gibi teminatta bulunulacağının da resmî bir surette gecikmeden kendilerine bildirilmesini istemeleri örgütün içinde çeşit kabilinden edilgen üyeler olarak kalmamak yolundaki arzularının bir ifadesi olarak değerlendirilebilir.

Yusuf Akçura’nın gelecekte yapılması gerekenlerle ilgili görüş ve önerileri, beklentileri gerçekçi ve bu konudaki üslubu ise ölçülüdür. Böyle olduğu için, Rusya’nın Kafkasya’dan gayri kısımlarında yaşayan Müslüman Türklerin milli hukukunun tamamen istirdadı konusunun henüz propaganda devresinde olduğunu görüp yazabilmiştir. Üstelik yeterli finansman olmadan bu propaganda işinin olamayacağının da bilincindedir. O, propaganda konusunda İsveç’i önemli bir neşriyat alanı olarak görür ve Amerikan kamuoyunun ihmal edilmemesi gerektiğini belirtirken makuldur.

Dr. Vahdet Keleşyılmaz
Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 18 Sayfa: 460-463


Dipnotlar:

[1] François Georgeon, Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri Yusuf Akçura (1876-1935), Çeviren: Alev Er, Ankara, 1996, s. 4.
[2] Ahmet Temir, Yusuf Akçura, Ankara, 1997, s. 5-6 (Temir’in künyesi verilen kitabı daha önce 1987 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınlarından ‘Türk Büyükleri’ dizisinde basılmıştır. Eser on yıl sonra, bu defa Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü tarafından, yalnızca altı resim ilave edilerek yeniden basıldığı için aradan geçen bunca yılda François Georgeon’un çalışmasını yeni eklemelerle geliştirdiğini ve hâlâ Yusuf Akçura üzerine yapılmış en geniş kapsamlı çalışmanın onun kitabı olduğunu belirtmek yerinde olacaktır).

***

[3] Cemiyet’in adı dilekçede yazıldığı gibidir. Ancak Georgeon’un da değindiği gibi kısaca Türk-Tatar heyeti olarak da bilinir. Eserinde muhtelif kaynaklara atfen ‘1915-16 yılları boyunca Türkçüler, özellikle de İstanbul’a yerleşmiş Rusya göçmenleri diplomasi ve propaganda alanında yoğun bir etkinlik ortaya koydular. Akçura bu alanda çok önemli bir rol oynadı.’ diyen Georgeon, 1915’te İstanbul’da Akçura’nın Türk-Tatar Heyeti’nin kuruluş çalışmalarına katıldığına değinmiş ve örgütün bünyesinde Hüseyinzade Ali, Abdürreşid İbrahim, Ahmed Ağaoğlu, Mukimüddin Beycan ve Çelebizade Mehmed Esad gibi simaların da yer aldığını belirtmiştir (Georgeon, a.g.e., s. 119). Bundan dolayı, Rusya’da Sakin Müslüman Türk Tatarların Haklarını Müdafaa Cemiyeti’nin kuruluşuna ait dilekçeyi ‘belki de cemiyetin kuruluşunu resmileştirmeye dönük’ bir girişimin sonucu olarak görmek gerekir. Çünkü bu dilekçenin öncesindeki zamanda anılan kişiler faaliyetler gerçekleştirmişlerdir. Hatta Türk Yurdu’nda Türk-Tatar Heyeti’nin taleplerinin de bulunduğu bir yazı da çıkmıştır. Georgeon’un içeriğine de değinerek zikrettiği bu yazı anılan faaliyetlerin kuruluş dilekçesinden evvelce de var olduğunu gösteren somut bir kanıttır.

***

Georgeon’un değindiği türden faaliyetlerle ilgili ve Teşkilât-ı Mahsûsa belgelerine dayalı evvelce basılmış olan makalelerim de 1915 yılı etkinliklerine ışık tutmaktadır: “Birinci Dünya Savaşı’nda Esir Askerler Üzerinde Panislamizm Propagandası Teşebbüsü”, Kebikeç, S. 10 (2000), s. 31-37; “Teşkilât-ı Mahsûsa ve Cermen Esir Kamplarındaki Tatarlar”, A. Ü. Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Dergisi (Atatürk Yolu), Yıl: 11, Sayı: 21’den (Mayıs 1998) ayrı basım. Tüm bunların ötesinde Lebib Karan’a göre; Teşkilât-ı Mahsûsa’dan gelen bir çağrı üzerine gidip ilgililerle görüşen ve bu davetin Enver Paşa’nın bir emri üzerine kendisine önemli bir siyasi görev verebilmek için yapıldığını anlayınca çok mesut ve ümitli bir sevinçle evine dönen Yusuf Akçura’nın önemli ve milli bir iş için Avrupa’ya gönderilmekten memnun olduğu anlaşılmaktadır ( Lebib Karan “Yusuf Akçura Büyük Ada’da” başlıklı henüz basılmamış yazısında (!) bu bilgileri kendi hatırası olarak vermiştir: Temir, a.g.e., s. 48-49). Temir’in kitabının giriş kısmında ‘Yusuf Akçura Üzerine Araştırmalara Toplu Bir Bakış (s. 1-7)’ başlığı altında değindiği 1936-1937’lerde planlanan hatıra kitabı meselesi bu basılmamış makaleden kastın ne olduğunun anlaşılmasını sağlamaktadır: Temir’in belirttiğine göre düşünülen hatıra kitabında 28 makale için yer ayrılmıştır.

***

Bunlardan altısının kimlere ait olduğu belli değildir. Geri kalan 22 makalenin 15’i hâlâ Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’nde bulunmaktadır. Üstelik bu makaleler yayınlanması için anılan kurumun başında bulunan ve bu görevi 1975 yılına kadar üstlenecek olan Temir’e, 1964’te Reşid Rahmeti Arat tarafından teslim edilmiştir. Yazarları ise şunlardır: Hamit Koşay, Şemseddin Günaltay, Lebib Karan, Veled Çelebi İzbudak, A. Süheyl Ünver, Halil Has-Mehmetli, Şefika Gaspıralı, Abdullah Battal-Taymas, Selma Akçura, Sadri Maksudi Arsal, Hakkı Tarık Us, Halim Sabit Şibay, Mehmet Emin Yurdakul, Cafer Seydahmet Kırımer. Adları belirtilmiş olup makalesi bulun(a)mayan veya geri alınmış olanlar ise şunlardır: Halil Etem, İ. Hakkı Akyol, Mehmet Emin Resulzade, Enver Ziya Karal, Fuad Toktar, İsmail Habip, Ahmed Ferid Tek. Evet, bu yazarların çoğu için tarihi birer şahsiyet demek yanlış olmasa gerektir.

***

Yazıları teslim alınmışken çıkarılamayan bu hatıra kitabının, gerek Akçura’nın ve gerekse onun hakkında yazmış ve şu anda hayatta olmayan kişilerin hatıralarına hürmeten, mümkünse kalan yazıların ilk planlandığı şekliyle (her hangi bir ekleme ya da çıkarma yapılmaksızın) basılması lazımdır. yusuf akçura yusuf akçura yusuf akçura yusuf akçura

[4] ATASE Arşivi, K: 1836, D: 38, F: 1 (Bundan sonra arşiv adı verilmeyecektir. K: Klasör, D: Dosya, F: Fihrist anlamında kullanılmıştır.). Dilekçenin üzerine yapıştırılmış olan pulun üstünde 2 Mayıs 1332 (15 Mayıs 1916) tarihi bulunmaktadır.
[5] K: 1836, D: 38, F: 5. yusuf akçura yusuf akçura yusuf akçura yusuf akçura
[6] K: 1836, D: 38, F: 23. yusuf akçura yusuf akçura yusuf akçura yusuf akçura
[7] K: 1836, D: 38, F: 6-7-8. yusuf akçura yusuf akçura yusuf akçura yusuf akçura 
[8] K: 1836, D: 38, F: 9. yusuf akçura yusuf akçura yusuf akçura yusuf akçura yusuf akçura
[9] K: 1836, D: 38, F: 17/1-17/5. yusuf akçura yusuf akçura yusuf akçura yusuf akçura
[10] Yusuf Akçura’nın ifadesi 1915 yılındaki faaliyetlerin de Teşkilât-ı Mahsûsa’yla ilgisini teyit eder niteliktedir. Bahsedilen muhtıra ve diğer metinle, ayrıca Lozan Konferansı ile ilgili olarak bakınız: Temir, a.g.e., s. 49-56; Georgeon, a.g.e., s. 120-121. Ayrıca M. Aydın Turan’ın Tarih ve Toplum’da [ Sayı: 165 (Eylül 1997), ss. 49-58. ]basılan “Gotthard Jaeschke’nin Bir Makalesi” başlıklı çalışması da Lozan’daki konferans ilgilidir.
[11] Georgeon, a.g.e., s. 121. yusuf akçura yusuf akçura yusuf akçura yusuf akçura

yusuf akçura

yusuf akçura

Bir Cevap Yazın