Tatar Halk Efsanelerinde Şüreli Tipi Üzerine

Kaynağını halkın geçmişinden, kültüründen ve bulundukları coğrafyadan alan halk efsaneleri, bir milletin kimliğini ve karakteristik özelliklerini belirleyen en önemli faktörlerden biridir. Şamanizm, Paganizm ve Animizm gibi inanışların izlerini taşıyan bu efsaneler, halkın erken dönemlerinde ki düşünce şeklini, çevre, doğa ile olan geleneksel bağlarını göstermektedir. Tüm halkların düşünce yapısında yer alan mitolojik yaratıklarla ilgili efsaneler ve inanışlar karakterlerin esrarengizliği ile bu halkların mitolojisinde özel yere sahiptirler.Türk Destanları

Altaylı Türk boylarından bozkırda büyük cihan devleti kuran Türk kavimlerine kadar nüfuz etmiş Şamanizm(Bayat 2006:12) gibi inançların doğrudan doğa ve çevre ile ilişkisi bulunan Türk, Altay ve Tatar gibi halkların doğada ve çevrede var olduklarına inandıkları iyelere[1] efsane ve masallarında yer vermesi ve iyelerin Kayçılara destanları öğrettiklerine inanmalarından dolayı(Bekki 2002:574) bu halkların edebiyatında da yer alması iyelerin onların inançlarında ne kadar önemli yere sahip olduklarının göstergesidir. İyeler; Ev İyesi, Ahır İyesi, Su İyesi, Orman İyesi, Şüreli, Albastı ve Obur olarak bilinirler.  Orman İyesi inancı da Türk halk inançları arasında çok yaygındır (Kalafat 2005: 52). Tatar halk efsanelerine baktığımızda da karşımıza Şüreli adında bir “Orman İyesi” çıkar.

Tatarlarda orman ruhu karşılığında yış kişi, agaç kişi, şeki, urman periyi, urman sarığı ve yarımtık gibi isimler kullanılsa da hiçbiri Şüreli kadar yaygın bir şöhrete sahip değildir (Zaripova Çetin 2007:8). Değişik şivelerde Şüreli, Şurala, Çurala, Çürele olarak da bilinir. Şüreli, Kayum Nasıri tarafından bilim; Abdullah Tukay’ın yazdığı bir şiirle de edebiyat dünyasına tanıtılmıştır (Atnur 2007: 2-3).

Tataristan’da Şüreli hakkında ki efsanelerin büyük bir kısmı derlenmiş ve hakkında birçok çalışma yapılmıştır. Türkiye’de ise Mustafa Öner’in Abdullah Tukay’ın Şüreli adlı şiiri hakkında bir makalesi mevcuttur (Bayram 2011). Şüreli hakkında Radloff ise  “ormanda yaşayan ağaç adam, gıdıklayarak öldüren yaratık” şeklinde tanımlamıştır (Atnur 2007: 27).

~~~~

Şüreli bir Orman İyesi olduğundan Tatar halk efsanelerinde bir takım özelliklere sahiptir. Fakat bir orman kültü olan Şüreli için ‘’ağaç kültü ile orman kültünün karıştırılmaması gerektiğini ve birbirinden ayrı olarak incelenmesi’’gerektiğini de belirtirim(Ögel 1995:489) Efsanelere göre Şüreli; Karanlık ormanda yaşar ve dış görünümü ile insana benzer. Lakin ağaçlar gibi uzun boylu, uzun kollu, parmakları iki-üç arşın uzunluktadır. Vücudu kıllarla kaplıdır, kulakları da uzundur ve nadiren de olsa alnının ortasında bir boynuzu vardır.

Ayrıca koltuk altlarında bir delik bulunur ve bu delikten onun iç organları görünür bu sebeple kollarını hiçbir zaman kaldırmaz. Kollarını kaldırdığı zaman ağaçların dalları deliğe saplanır ve bu durum onu öldürebilir. Şüreli hem erkek hem kadın olarak görünebilir ve ormanda sürü halinde ya da ailece yaşar. Kadın Şüreli’nin göğüsleri çuval kadar olur ve göğüslerini omuzlarına atarak ormanda dolanırlar.

Şüreliler omuzlarından bükülerek yürür ve insan gibi konuşabildikleri için, ormanda bulunan insanları imdada çağırır ve onları yollarından saptırarak ormanın en karanlık köşelerine götürür (Zaripova Çetin 2007: 9). Kopuz[2] sesini çok sever ve kaynaklarda şu şekilde ifade edilir:

~~~~

“Bir gün bir çoban ormanda at güderken gece ayı gelmesinden korkup ağaca çıkmış ve kopuz çalmaya başlamış. Bu kopuz sesine ormandan bir Şüreli gelmiş ve ağaç altında oynamaya başlamış. Oynaması durunca da “Hey, adam, ben de senin yanına ağaç başına çıkayım olur mu?” diye seslenmiş. Adam “Çık” demiş. Şüreli ağaca çıkmış ve kolları ile ağaç budaklarına asılmış. Adam da balta sapı ile Şüreli’nin kollarına vurup, onu yere düşürmüş” (Gıylmanov 1999: 71).

Bunun gibi birçok hikâyeden de anlaşılacağı üzere Şüreli, orman yolunda insanın karşısına çıkar ve yolunu kaybettiğini söyleyerek ağlar ve yardım ister. Amacı yardım etmek olan kişiyi de ormanın en karanlık köşesine götürür. Şüreli sadece yalnız insanlara bulaşır yanında başka bir insan veya köpek olan birine bulaşmaz ve yolunu kesmez. O, soru sormayı çok sever ama kendisine sorulan hiçbir soruyu cevaplamaz.

~~~~

Bunun yanında çok saf bir yaratıktır bu sebeple ona halk arasında bazen Urman Sarığı (Orman Koyunu) da denir. Şüreli’nin yanında gülerken dişlerinizin görünmesi ve kahkahalar ile gülünmesi kişinin başını derde sokar. Gülüşünü ve dişlerini gördüğü kişiyi ya da “gıdı gıdı oynayalım mı?” teklifini kabul edenleri uzun parmaklarıyla gıdıklayarak öldürür. Bazen parmakları o kadar kaşınır ki kişiyi kandırmaya bile gerek görmeden “gıdı gıdı” oynamayı teklif eder.

Şüreli yaşadığı sürece parmaklarını birkaç kez değiştirir ve Tatar Türklerinde bu parmakları orman yolunda bulan insanlar şanslı sayılırlar (Zaripova Çetin 2007: 9). Yukarıda bildirdiğimiz gibi Şüreli köpek ile kamçıdan çok korkar ve ormana gelen insana her şeyden önce “Hav hav var mı? Çuh çuh var mı?” diye sorar ve köpek ile kamçı sesini duyunca kaçarmış. Şüreli’nin bir özelliği daha ata binmeyi çok sever ve orman yanında otlayan at sürüsünden en iyi atı seçer ve onun üzerine binip gün boyu koşturup oynar. Tatarlar, sürüden herhangi bir atın eve ter içinde döndüğünü görünce, onun üzerinde Şüreli’nin koşturduğuna inanırlar. Bazen insanlar en iyi atı sürüye üzerine zift yakıp gönderirler.

~~~~

O ata Şüreli bindiğinde yapışır ve inemediği için atla birlikte köye gelir ve at ile yakalanan Şüreli çoğu zaman cezalandırılıp öldürülür: onu hamama kapatarak yakarlar yahut ateşe atarlarmış. Bazen sopa ile dövüp öldürürlermiş. Fakat cezalandırılıp öldürülen Şüreli, ölmeden önce insanlara ve onların oturduğu köyü kargışlarsa[3] insanları ve köyü en kötü şekilde etkilermiş. Bu konuda Tatar halkında birçok mitolojik hikâye mevcuttur. Şüreli’nin ölümüne sebep olan köy fakirliğe uğrar ya da artık bir hane bile artamaz veya yangından yok olurmuş. Örneğin:

“Karabay adlı bir köyden bir amca atını otlamak için kıra bırakıyormuş. Bir gün sabah atını almaya gitmiş ve onun ter içinde kaldığını görmüş. Amca iyice şaşırmış bu hale. Bir de bu at ile bütün gün saban sürmesi gerekiyormuş. Ertesi gün gene at ter içinde kalmış. Amcanın aklına büyüklerin söyledikleri gelmiş ve o, bu sefer atı kıra sırtına zift sıvayarak göndermiş. Ertesi gün erkenden atını almaya gitmek için avluya çıkınca “Hey, kapıyı aç, atını getirdim!” diye bağıran bir ses duymuş.

~~~~

Kapıyı açınca gözlerine inanamamış: Atın sırtında zifte yapışmış Şüreli oturuyormuş. Bu amcanın avlusuna halk toplanıp Şüreli’yi balta kolu ile dövmeye başlamışlar. Vurup öldürürlerdi fakat Şüreli’nin bir damla kanından daha birkaç Şüreli yaratılabilirmiş. Şüreli bağırmış çağırmış, sonunda ağlaya ağlaya “Köyünüz altı haneyi aşmasın” diye beddua ederek Kıbla dağına yönelmiş. Köy o günden bu güne altı-yedi haneyi geçmemiş” (Zaripova Çetin 2007: 10).

Görüldüğü gibi Şüreli’den kurtulmak veya öldürmek için çeşitli yollar vardır bunlar ormanda veya Şüreli’nin yakalandığı yerde uygulanır genellikle. Şüreli’yi öldürmek veya ondan kurtulmak için;

a- Akarsu veya İçme Suyuna Doğru Koşmak:

Şüreli bir kişiyi kovalamaya başladığında, kişi bir akarsuya doğru koşup sıçrama veya yüzme yoluyla karşıya geçerse, Şüreli sudan korktuğu için ona bir şey yapamaz. Yalnız Şüreli suyun kaynağını öğrenirse çok hızlı koşarak oradan karşıya geçer ve gelip kişiyi yine yakalar. Fakat suyun aşağı tarafı gösterilirse denize ulaşır, şaşırıp kalır. Ayrıca Şüreli geldiğinde içme suyu baştan aşağı dökülürse, Şüreli ıslak olan insanları gıdıklamadığı için kurtulmak mümkün olur (Atnur 2007: 27).

b- Sıkıştır Sıkıştır Oynamak:

Bu oyun Bıltır adlı bir genç tarafından ortaya çıkarılmıştır. Gıdı gıdı oynamak isteyen Şüreli’nin teklifine şart koşan Bıldır Abdullah Tukay’ın şiirinde;

“Yalnız gücüm yetmiyor,

Gel birlikte tutalım,

Kaldıralım kütüğü,

Arabaya atalım”

ifadesi ile Şüreli’nin parmaklarını bir ağacın yarığına sıkıştırıp onu öyle bırakıp gider. Bu şekilde Şüreli’nin gıdıklamasından ve ölümden kurtulur.

c- Atın Sırtına Katran Sürmek:

Yukarıdaki hikayede de bahsedildiği gibi Şüreli sırtına katran sürülmüş bir at aracılığıyla yakalanır; ocakta veya hamamda yakılarak öldürülür, taş atılarak veya sopa ile vurularak ona eziyet edilir.

Görüldüğü üzere Şüreli bir orman ruhu olarak tarif edilmektedir. Tatar, Başkurt, Çuvaş ve diğer Türk boyları arasında böyle bir yaratığın ortaya çıkmış olması pek de şaşırtıcı değildir. Bilindiği üzere Türkler arasında orman kutsaldır. Nitekim Oğuz Kağan ve Uygur Türeyiş destanlarında olduğu gibi kahramanların ağaçtan türemesi, Altay Türklerine ait Maaday Kara destanının kahramanı Kögüdey Mergen’in ağaç tarafından beslenmesi, yine Gök Türklerde ve Uygurlarda Ötüken ormanı ve özelliklede kayın ve ardıç ağaçlarının kutsal olması, Sibirya’daki Türkler arasında da orman ruhunun bulunması orman kültünün izleridir (İnan 1986: 62).

~~~~

Şüreli’nin yalnızca ilkbaharda, özellikle de tabiatın yeşerdiği dönemde ağaç kesmeye giden kişilere musallat olması, belki de Türklerde ağaç kesme ile ilgili tabuların olmasından kaynaklanmaktadır. Nitekim ağaçla ilgili deyimlerimizin ve atasözlerimizin bolluğu da bunun kanıtıdır.

Tatar halk efsanelerinde bazen Şüreli’ye benzeyen Yarımtık adlı bir başka orman ruhu daha vardır. Ural ve Sibirya Tatarları ormanda Yarımtık adlı yaratığın yaşadığına inanırlar(Karakurt 2011:231). Yarımtık’ın bazı özellikleri Şüreli’ye benzer. O da insanları gıdıklamaktan hoşlanır, ata binmeyi sever. Yarımtık, yarım vücutlu (bütün vücutlu olduğu zaman da tek gözlü, tek kollu, tek ayaklı) bir yaratıktır. İnsanlar ondan çok korkarlar ve ona adayıp beyaz horoz kurban ederlermiş. Yarımtık, çok meraklı imiş, köye kadar gelip dolaşır, insanları izlermiş. Yarımtık’tan kurtulmak için de ayakkabıları, giysileri ters giymek gerekiyormuş. Yarımtık kelimesine Başkurt Türklerinde bugün de rastlamaktayız.

Bu kelime, saf insanlar için kullanılır. Bunun sebebi galiba Şüreli ve Yarımtık gibi mitolojik varlıkların çok saf, aptal olarak bilinmesidir (Zaripova Çetin 2007: 12). Yarımtık’a ait arkeolojik kalıntıların incelenmesiyle, onun Türklerin çok eski dönemlerden gelen bir ruh olduğu, hatıraları unutulmaya başlanınca onun yerini bugünkü Şüreli karakterinin aldığı kabul edilmiştir.

~~~~

Kazaklar Şüreli’ye Sorel derler. Çuvaş Türkleri ise Şüreli’yi Arsuri ya da Arzurri olarak tanırlar ve onun kır sakallı ihtiyar veya yakışıklı bir genç kılığında olduğuna inanırlar. Çuvaşlardaki Arşuri, ölen veya yaşlı, sakat, hasta vb. olmasından dolayı ormana terk edilen, normal olarak gömülmemiş, öldürülmüş kişilerin ruhlarından meydana gelmiştir (Zaripova Çetin 2007: 11). Arşuri, kadın veya erkek olabilir, maymun şeklindedir; kıllıdır; büyük bir başı, uzun saçları vardır; ikisi önde ikisi de arkada olmak üzere dört gözü vardır, yüzü kapkaradır, üç ayağı, üç eli vardır.

Ormana ağaç kesmeye veya kürk için avlanmaya gidenleri öldürür. Bir damla kanı döküldüğünde binlerce Arşuri ortaya çıkar. Onun hiç kimsenin görmediği bir giysisi vardır, bu giysiyi elde eden zengin olur. Fakat giysiyi bulan kişi sıcak havada bile bunu çıkarmamalı, aksi takdirde bir rüzgâr gelip onu Arşuri’ye götürür.

Arşuri de özellikleri açısından Şüreli gibi ormana giden insanların kaybolmasına sebep olur, onları gıdıklayarak öldürür, sudan ve köpekten korkar. Arşuri tuz, ateş ve dişbudak ağacından yapılmış haçtan da korkar. Tanrı, daha fazla kişiyi korkutmamaları için onları gönderdiği ışıklarla öldürmüştür. Bazı Çuvaş mitlerinde ise Arsuri’nin üç eli, üç ayağı ve dört gözü vardır: ikisi önde ikisi arkada. Arsuri, aniden ormanda kahkahalar atar, insanların dişlerini çeker ve Şüreli gibi, insanları yoldan şaşırtıp gıdıklayarak öldürürmüş.

~~~~

Ayrıca o da atları sever ve sudan çok korkar ve insanlara yaklaşarak “Suyun terine mi yoksa akıntı yönüne mi gidiyorsun?” diye soru sorar. Bilgisi olan Çuvaş bu soruya “ Akıntı yönüne” diye cevap verir ve Arşuri’den kurtulur. Yarımtık muhtemelen Çuvaşlardaki Arşuri-upate ile ortak bir mirastan doğmuştur. Şamanist geleneğin izlerini kabul ettikleri yeni dinlerine yansıttıkları için, Tatar ve Çuvaşlarda ortak orman ruhlarının bulunması olağandır. Ama Tatarlarda geçmişte Yarımtık’ın temsil ettiği orman ruhu, yerini Şüreli’ye bırakmıştır. Şüreli’ye ait izlerin Hıristiyanlaşmış Tatarlar arasında bulunması ve onların ormana gittiklerinde Şüreli için ‘beyaz horoz’ kesmeleri, kuvvetle muhtemel Şamanist dönemin kalıntısıdır (Atnur 2007: 29).

Her iki Türk boyunun halk yaratıcılığında Şüreli ve Arşuri hakkındaki metinlere baktığımızda Çuvaş folklorunda Arşuri ile ilgili malzemelerin daha zengin olduğu görülmektedir. Bu malzemeler çoğunlukla Tukay’ın manzumesinde tespit edebildiğimiz Şüreli ile ilgili paralel metinlerdir. Arşuri’nin Çuvaş halk kültüründe yaygın olmasının sebebi muhtemelen Çuvaşların yakın döneme kadar Pagan inanışlarını korumalarıdır. Şüreli ve benzeri mitolojik karakterler Tatarlar ve diğer Müslüman Türk boyları arasında Pagan inanışların bir kalıntısı ve İslam inançlarının günden güne törpülediği bir arkaik unsur iken Çuvaşlarda bu durum bundan tamamen farklıdır.

~~~~

Fin-Ogurlardaki orman ruhu, ormanda ölen hayvanların ruhlarından meydana gelmektedir; karşılaştığı kişilere bazen dostça davranırken bazen de onların yollarını şaşırtır, onlarla dans ederek veya onları gıdıklayarak öldürür; şapkaları çamların iğnelerindendir, giysileri mavi, yiyecekleri de ağaçların yapraklarıdır. Görüldüğü üzere Çuvaşlardaki orman ruhu, ortaya çıkışı itibariyle Fin-Ogurlardaki orman ruhuna benzemektedir.

Coğrafya, şüphesiz ki milletlerin kültürünün oluşmasında ki en etkili faktörlerden biridir. Bizim orman ruhumuzun oluştuğu coğrafya ise ormanlarla kaplı, bir kısmı ise bozkırlarla çevrili bir coğrafya olduğundan burada yaşayan insanların ormana olan yaklaşımı da bu doğrultuda gerçekleşmiş ve ormana/orman yaşamına büyük saygı duymuşlardır.

Bu aynı zamanda inanç ritüellerini de etkileyerek Şamanizm etkisi ile farklı doğa ruhlarının ortaya çıkmasını etkilemiş ve halkların efsanelerinde önemli yerlere oturmuştur. İncelediğimiz orman ruhlarının genellikle “ormana ağaç kesmeye veya hayvan otlatmaya giden” insanlara bulaştıklarını görmekteyiz. Şüphesiz insanların düşüncesinde yer alan Şüreli tipinin ortaya çıktığı ilkbahar; doğanın uyandığı, bolluğun, bereketin ve hayvanlar için üremenin başladığı mevsimdir.

~~~~

Doğal olarak bu gibi inanışların temel de doğaya sahip çıkma bilinci ile ortaya çıktığını söylemek mümkündür. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Şüreli’nin kanının dökülmesinin yasak olduğuna dair inanç da onun orman ruhu olduğunun kanıtıdır. “Ruhun kanda bulunduğu inancı” Şürelinin kanının dökülmesi, onun bereket getiren özelliğinin yok edilmesini engellemektedir. Kan yere döküleceği için “üzerine düştüğü toprağın tabulaştığı ya da kutsallaştığı” da düşünülebilir.

Durum böyle olunca topraktan ürünün alınması, hatta toprağın ekilmesi bile mümkün değildir. Yine o öldürülürken, öldürenleri ve öldürüldüğü yeri kargışlaması ve bu kargışın neticesinde orada bereketin kalkması, hane sayısının artmaması, insanların yiyeceklerinin bol olmaması da Şüreli’nin bereket getiren bir orman ruhu olmasındandır.

~~~~

Şüreli’ye ait arkeolojik buluntuların (tasvir vs.) olmaması, onun yeni ortaya çıkmış bir ruh olmasındandır. Şüreli, anladığımız kadarıyla Çuvaşlar arasında da Upate-arzurri şeklinde yaşamaya devam etti. Hayat ağacı görevini üstlenmiş olan bir ağacın kesilmesi elbette ki kolay olmamalıdır. Türklerin doğada yaşayan bir canlıyı yok etmesi, kirletmesi doğru bulunmamıştır. Bu sebeple bütün “yer-su” ruhlarında olduğu gibi, ağacın başka amaçlar için kullanılmasında da onu keserken, bir takım kurbanlar sunulmuştur.

Bunun yapılmaması durumunda bereket kaybolur, ağaçların ruhları insanlara çeşitli felaketler yaşatır. Özellikleri açısından evrensel orman ruhuna ait değerlere sahip olan Şüreli, bereketin, üremenin (soyun devamının) sembolü, bazen de şakacı, yanlışlıkla insanları öldüren bir ruh olarak Tatar Türklerinin efsane ve masallarında önemli izler bırakmıştır. Buradan isabetle halkların folklor ürünleri kolektif bir şuurun eseridir diyebiliriz. Ve yıllarca süren gerek dini gerek siyasi gerekse dini ayrılıklar bile bu ortak bilinci unutturmaya yetmemiş, halkların hafızalarında bazen farklı isimlerde bazense küçük farklılıklarla yerini korumuştur. Bu hafızanın güçlü olmasının yegâne sebepleri arasında şüphesiz “dil ve folklor” unsurları önceliklidir.

Halil Can Akgün/Aksaray Üniversitesi

Fen Edebiyat Fakültesi Genç Kalemler Dergisi, S:2

Kaynaklar

ATNUR, Gülhan, “Tatar Halk Anlatılarında Şüreli Tipi”, Millî Folklor, 73(2007): 26-30.

BAYRAM, Bülent, “Folklor-Edebiyat İlişkileri Bağlamında Abdullah Tukay’ın Şüreli ve Mihail Fedorov’un Arşuri Manzumeleri”, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, 32(2011): 41-52.

GIYLMANOV, Galimcan, Tatar Mifları-İyeler, Işanular, Irımnar, Fallar, İm Tomnar, Sınamışlar, Yolalar, Tataristan Kitap Neşriyatı, Kazan, 1999,

İNAN, Abdülkadir, Tarihte ve Bugün Şamanizm, Materyaller ve Araştırmalar, TTK Yayınları, Ankara, 1986.

KALAFAT, Yaşar, “Tatar Efsaneleri”, Karadeniz Araştırmaları, 6(2005): 52-77.

ZARİPOVA ÇETİN, Çulpan, “Tatar Türklerinde Mitolojik Varlıklarla İlgili Mitler ve İnanışlar”, Bilig, 43(2007): 1-32.

BEYDİLLİ, Celal, Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük, Yurt Yayınarı, Ankara,2003.

ÖGEL, Bahaeddin, Türk Mitolojisi 2, TTK Yayınları,Ankara, 1995.

BAYAT, Fuzuli, Ana Hatlarıyla Türk Şamanlığı, Ötüken, İstanbul,2006.

KARAKURT, Deniz, Türk Söylence Sözlüğü, e-kitap, Türkiye, 2011.

BEKKİ, Selahaddin, ‘’Altay-Türk Destancılık Geleneği ve Maaday-Kara Destanı’’ Türkler  Ansiklopedisi, C:III, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002.

Bir Cevap Yazın