Otranto ve Apulia’daki (Harita 1-2) Osmanlı egemenliği sadece on üç ay sürdü. Buna rağmen, onlarca yıl sonra, 16. yüzyıl Yunan vakanüvisi, Osmanlıların Adriyatik’in batı kıyısına çıkmasının Hristiyan Batı Alemi’nde nasıl bir endişeyle karşılandığından bahsederek Fatih Sultan Mehmed ölmeseydi Apulia’ya geçip, İtalya’yı işgal edeceği ve Hristiyanlığa zarar vereceği şeklindeki kamuoyuna hakim fikri aktarıyordu:

“… Sonra Ahmed Paşa pek çok askerle Apulia’ya geçti, Otranto’ya savaş açtı, o bölgenin idaresini elinde tutan Calabria Dükü (saldırı esnasında) orada olmadığından Otranto’yu ele geçirdi ve oraya yerleşti. Böylece Paşa Apulia ve Calabria’yı, hatta bütün Hıristiyan Alemi’ni derin bir endişeye sevketti. Hatta diyorlar ki, eğer Sultan Mehmed’in ölümü yetişmeseydi o Apulia’ya geçmek için harekete geçecek, İtalya’yı işgal edecek ve Hristiyanlığa büyük bir zarar verecekti. Ancak Fatih 300,000 asker topladı ve Suriye’ye karşı bir sefere başlamak üzere Anadolu’ya geçti”.1

Osmanlıların Otranto ve Apulia seferi hakkındaki tarih araştırmalarında Yunan kaynaklarının ihmal edilmiş olmasına rağmen, bu seferin İtalya’da yol açtığı panik havası, Napoli Kralı I. Ferdinand’ın ilk tepkisi ve Sultan Mehmed’in ölümünün bu seferin kaderi üstündeki hayati önemi diğer çağdaş kaynaklarda2 vurgulanmış ve bu yüzden Batı tarihçiliğince tekrarlanagelmiştir.3 Arnavut tarih yazıcılığı Arnavutluk’ta 1481’de çıkan ayaklanmaları, o zamana değin ihmal edilmiş Venedik kaynaklarını4 öne çıkararak, Osmanlıların İtalya’da başarısız olmalarının ana nedeni olarak gösterir.5 Yine de, o zamana kadar Batı tarihçiliğinde yaygın kabul gören “II. Mehmed’in ölümü ve yerine geçen Bayezid’in tartışmalı meşruiyeti Otranto’nın geri alınmasını ve İtalya’nın kurtuluşunu sağladı” şeklindeki görüşü tartışmaya açan, “Arnavutluk’un Osmanlıların Adriyatik’in karşı yakasına yayılmalarını sağlayan bir üs olarak rolü”nü inceleyen ve “Arnavut isyanının İtalya’daki Osmanlı harekatı üstündeki etkisi”ni6 değerlendiren, Kurt Treptow olmuştur; onun çalışması Osmanlıların 1480-81’deki İtalya harekatı üstüne halâ en iyi çalışmadır. Ne var ki Treptow sözkonusu isyanların önemini, Arnavut tarihçileri gibi “Türklerin İtalya’dan atılmalarındaki en önemli faktör”7 olarak göstererek abartmıştır; dahası Treptow bu isyanları, Adriyatik’in öte yakasında Osmanlıların Otranto ve Apulia’yı işgallerine karşı oluşan tepkiden bağımsız bir biçimde ortaya çıkan gelişmeler ve Osmanlı İmparatorluğu’nun 1480’lerdeki sosyal yapısını dikkate almadan, “esasen yabancı bir gücün egemenliğine karşı yöneltilmiş”8 hareketler olarak görmüştür.

Benim bu çalışmadaki amacım Otranto ve Apulia’nın Osmanlılarca ele geçirilmesini, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1470-80’li yıllardaki sosyal yapısıyla ilgili olarak incelemek, Epirüs’ün batı bölgeleri9 ve Arnavutluk’ta10 1481’de çıkan isyanların inkar edilemez etkilerini yeniden ele almak ve birkaç Yunan kaynağındaki bilgileri İtalyan ve Osmanlı kaynaklarındakilerle birleştirmektir. 11

Doğu ile Batı arasında uzanan Epirs12 Osmanlı İmparatorluğu’nun en ücra köşelerinden biriydi. Sınırlı doğal kaynakları, kesif sıradağları, bataklık ovaları ve onu Balkan Yarımadası’nın çoğu anayolundan koparan, ulaşılmaz kıyıları burasını Osmanlılar için fazla önemi olmayan bir bölge yapıyordu. Epirs’in tek önemi, onun Apenin Yarımadası’na çıkışını tutan İyon adaları ve Otranto Körfezi’nden kaynaklanıyordu. Çünkü ne zaman bir Balkan devleti güçlense, karşı yakayı kontrol altında tutmak amacıyla Epis kıyılarını ele geçirmek için bitmez tükenmez bir çaba içine girerdi. Aynı şekilde, ne zaman İtalyan Yarımadasında bir büyük güç ortaya çıksa, boğazları ve karşı yakayı kontrol etmeye çabalardı. Epirs’in Balkan merkezlerine erişimi, Epirs’in en önemli şehirlerinden olan Dıraç (Dıraç) ve Avlonya (Vlore) limanları aracılığıyla Via Egnatia tarafından sağlanıyordu.13 Via Egnatia Adriyatik kıyılarından Ohri Gölü, Manastır ve Selanik yoluyla İstanbul’a erişiyordu. Osmanlılar -yukarıda belirtilen nedenlerin yanısıra Epirlilerin başeğmez karakterleri yüzünden- Hıristiyan Batı devletlerinden birinin muhtemel bir saldırısına karşı denizden bir duvar olarak kullanılması veya İtalya’ya doğru muhtemel bir yayılmacı siyasetin köprübaşı olmasının ötesinde, Epir’de zorla, yaygın bir hakimiyet kurma niyetinde değildiler; sadakati, dikte ettirmek yerine ayrıcalıklar ihsan etme14 yoluyla sağlamayı her zaman tercih etmişlerdi. Osmanlı dönemi boyunca Epirüs’ün büyük kısmında görülen kısmi otonomi ancak bu bağlamda anlaşılabilir.

İtalya’nın işgali II. Mehmed’in ihtiraslı planlarının bir bölümüydü sadece. “Sultan-ı Berreyn ve Bahreyn” (Ç.N). “İki denizin ve İki Karanın Sultanı” Burada “iki deniz” Akdeniz ve Karadeniz’i, “iki kara” ise Anadolu ve Rumeli’yi ifade etmektedir). 1470’lerin sonuna doğru Rumeli’de ve Anadolu’da imparatorluğu pekiştirmiş, Balkanlar’da Tuna’yı Belgrad’dan Karadeniz’e kadar imparatorluğun kuzey sınırı haline getirmiş, doğuda ise sınırları Fırat nehrine kadar genişletmişti.

Bundan sonra Fatih dikkatini Rumeli’nde henüz Osmanlı egemenliği altına girmemiş birkaç yere çevirdi: Venedik halâ Mora ve Epir kıyılarında ve Ege’de bazı noktaları elinde tutuyordu, öte yandan Macarlar Belgrad ve Kuzey Bosna’ya hakimdiler; Boğdan Prensi Büyük Stephen Karadeniz ve aşağı Tuna’da Osmanlı hakimiyetine sürekli bir tehdit oluşturuyordu; Rodos Şövalyeleri Osmanlıların Akdeniz’e rahatça erişmelerinin önünde hala bir engel olarak duruyorlardı, ayrıca, Papalık himayesinde kurulabilecek bir Haçlı ittifakının öncü gücü olarak sürekli bir tehdit unsuruydular.15 Fatih Sultan Mehmed 1480’de donanmasının gücüne, aynı anda iki cephede deniz harekatı yapacak kadar güveniyordu: Otranto ve Apulia’nın işgali ve Rodos’un kuşatılması.

Bu seferlerin zamanlaması çok iyi ayarlanmıştı. Arnavutluk’ta, İskender Bey’in ölümünden (1468)16 dokuz yıl sonra II. Mehmed, temel ihtiyaç maddelerini sağlayabilecekleri ve muhtemel desteğin erişebileceği bütün yolları keserek Kuzey Arnavutluk’un en güçlü iki kalesi olan Kruje (Akhisar) ve İşkodra’yı şiddetli bir kuşatma altına aldı;17 açlıkla karşı karşıya kalan Akhisar 1478’de teslim oldu.

Akdeniz’de, Osmanlı deniz gücü öyle artmıştı ki 1479’da Venedik, Osmanlılarla çatışmaların devamının kendisine hiçbir yarar getirmeyeceğini anlayarak, İşkodra ile Sopot ve Himarra kalelerini teslim etmek gibi ağır şartlara razı olarak barış yaptı.18 İtalya’da, Osmanlıların Otranto çıkarması İtalyan devletlerini ağır ihtilafların içinde yakaladı. Papa IV. Sixtus’un yeğeni olan Girolamo Riario’nun güçlü De Medici ailesine karşı rakip Floransalı ailelerle birlikte, Floransa’yı ele geçirmek amacıyla oluşturduğu gizli ittifak, ve bu Papanın İtalya’daki etkinliğini arttırma çabaları Floransa, Venedik, Milan ve Ferrara’nın ortak tepkisine neden olmuştu. Papalık tarafını tutarak Sienna’yı ele geçirmeyi uman Napoli Kralı I. Ferdinand da savaşa katıldı. Kralın oğlu ve Calabria Dükü olan Alfonso komutasındaki Napoli ordusu 1480 Martı’nda Toskana’da Floransa ordusunu mağlup etti ve Floransa’yı, Papalık ve Venedik genişlemesine karşı Napoli’yle anlaşmaya zorladı. Bu gelişme Papa’yı destek bulmak için Venedik’e yönelmeye itti. 19 Bu şartlar altında, Osmanlıların İtalyan kıyılarına saldırma planlarının başarı şansı yüksekti.

Gerçekten de Osmanlıların Otranto ve Apulia’yı işgalleri tüm ayrıntılarıyla planlanmış ve dikkatle uygulanmıştı. Önce, 1479 yazında, Gedik Ahmed Paşa İtalya’nın işgalini planlamak üzere Avlonya sancakbeyliğine atandı. Yeniçerilerin sevgilisi ve Fatih’in en iyi kumandanlarından biri olan Gedik Ahmed Paşa 1474’te veziriazamlığa getirilmiş, 1475’te Cenevizlilerin elinde bulunan Kırım’daki Kefe şehrine karşı yapılan seferde Osmanlı ordusunu başarıyla idare etmişti. Venedikliler karşısında kazandığı diğer başarılara rağmen, II. Mehmed’in İşkodra’yı kuşatma planlarına itiraz edince azledildi ve kısa bir süre sonra Selanik sancakbeyliğine, oradan da Avlonya’ya atandı.20

Hoca Sadeddin ve Solakzade gibi Osmanlı kaynakları Gedik Ahmed Paşa’nın Avlonya’ya, İtalya’nın işgali için hazırlık yapmak üzere gönderildiğini kaydeder.21 Çeşitli nedenlerden dolayı Avlonya Osmanlıların Otranto’ya yapacakları bir çıkarma için en iyi köprübaşıydı. İtalyan Yarımadası’na 50 milden daha az bir uzaklıkta bulunan şehir, Osmanlıların Adriyatik’teki en büyük limanıydı. Antik çağda Avlonya bölgesi Korintliler ve Euboeanlar22 tarafından kolonize edilmişti, çünkü İtalya’ya yelken açan gemiciler Otranto Boğazı’nı geçmek için Adriyatik’in doğu sahilini izleyerek Epir’e gelirlerdi.23 Balkanlardan İtalya’ya saldırmayı hedefleyen bütün orduların lojistik ihtiyaçları, asker ve malzeme nakliyatı,24 muhabere25 ve yedek kuvvet desteği26 sağlamak için mümkün olan en kısa deniz yolunu kullanmayı gerektiriyordu. Dolayısıyla Avlonya, Osmanlıların Otranto ve Apulia seferleri için en mantıklı üs konumundaydı (Şekil 1).

Gedik Ahmed Paşa’nın hazırlıkları üç bölüme ayrılmıştı. Avlonya’ya gelir gelmez Ahmed Paşa’nın ilk ele aldığı iş, isyankar Epir ve Arnavutluk halkları üstündeki Osmanlı hakimiyetini sağlamlaştırmaktı. Paşa bunun için Epir kıyılarına sefer düzenledi, Venedik’le yapılmış olan barış antlaşmasına uygun olarak Himarra ve Sopot’u (Borsh’u) aldı ve stratejik noktaları tahkim etti.27 Bu ilk aşama tamamlanır tamamlanmaz Kral I. Ferdinand’ın müttefiki Leonard Tocco’nun elindeki iki İyonya adasını, Leukas ve Zante’yi ele geçirmeyi hedefleyen ikinci aşamaya geçti;28 Eylül başına kadar iki ada da Osmanlı hakimiyetine geçmişti.29 Gedik Ahmet Paşa artık hazırlıkların son aşamasına geçmeye hazırdı. Bu bölüm askerlerin nakledilmesi ve ordunun savaş alanına taşınmasından ibaretti. Deniz yoluyla pahalı, kara yoluyla yavaş ve zahmetli olan bu iş, her halükarda büyük gayret gerektiriyordu.30 Katip Çelebi hazırlıkların bu üçüncü aşaması hakkında ayrıntılı ve değerli bilgiler vermektedir:

“(Gedik Ahmed) Paşa, binlerce yeniçeri ve Azabın yanı sıra Rumeli ve Anadolu’nun en iyi askerlerini topladı”.31

Bir Yunan vakanüvisi Otranto ve Apulia seferine katılan gemilerin ve askerlerin sayısı hakkında başka şu bilgileri vermektedir:

“Ve bir süre sonra piyade askerini topladı ve Avlonya’ya karadan gitti. Orada yüz gemi topladı ve içlerine bin beşyüz Türk yerleştirerek onları Avlonya’ya gönderdi.”32

Bu sayılar, -aşağıda görüleceği üzere- sefere katılan askerlerin sayıları ile karşılaştırınca bana oldukça doğru görünüyor. Milan’ın Venedik’teki bir temsilcisi olan Leonard Bottae’nin 14 Ağustos 1479 tarihli bir mektubu, Osmanlıların getirdiği savaş aletleri hakkında ayrıntılı bilgi vermektedir:

“. Burada, Sultan’ın Avlonya’da bulunan donanmasının buraya, (Adriyatik’in) bu yakasına geleceği söyleniyor ve şu var ki, yanlarında getirdikleri malzemeler ve savaş aletlerinin yanısıra, bu (satırların yazarı) sinyore bildirildiğine göre ayrıca yanlarında, İtalya’da benzeri görülmemiş boyutlarda 3 büyük top getiriyorlarmış..”.33

Öyle görünüyor ki İtalya’ya karşı yapılacak Osmanlı harekatı hazırlıklarının üç aşaması da büyük operasyonlardı ve masrafların karşılanması,34 teknolojik sınırlamaların aşılması35 ve İtalyan sahiline gönderilen ordunun ihtiyaçlarının karşılanması için muazzam bir koordinasyon gayreti gerektirmişti. Bu boyuttaki bir hazırlık faaliyetinin gözden kaçması elbette düşünülemezdi. Venedik, yürürlüğe konmasından çok önce, yaklaşan çıkarmanın farkındaydı36 ve Fatih’i böyle bir sefer düzenlemesi için teşvik etmedi37 veya harekatın maliyetlerinin karşılanmasına katkıda bulunmadı38 ise de, Venedikliler, Osmanlılarla Doğu Akdeniz’deki ticari çıkarlarını daha fazla zedeleyecek herhangi bir çatışmaya girmeme yönündeki kararlılıklarıyla, bu seferi engellemek için bir şey de yapmadılar.39

Avlonya’daki Osmanlı yığınağının son derece farkında olan Napolililer de aynen hiçbir şey yapmadılar. Leonard Bottae’nin 14 Ağustos 1479 tarihli mektubuna göre, ‘Marcha, Apruzo ve Apulia kıyıları büyük bir korku içinde’40 idi. Ragusa (Dubrovnik) Konsili Rektörü’nün 9 Ocak 1480 tarihli mektubuyla Avlonya’daki hazırlıkların kış boyunca sürdüğünü41 öğrenen Kral I. Ferdinand, Brindisi’ye 300 asker göndermek42 dışında sahillerini korumak için pek bir şey yapmadı: Ne kıyı savunma hattını güçlendirdi, ne de halâ Toskana’da Napoli ordusuyla birlikte seferde olan oğlu, Calabria Dükü Alfonso’yu geri çağırdı. Treptow’un tespit ettiği üzere, Kral Ferdinand, İtalyan işlerine kendini kaptırmış bir durumda iken, Gedik Ahmed Paşa’nın asıl askeri hedefinin Leukas ve Zante olduğuna inanmış olabilir.43

28 Temmuz 1480’de Osmanlı ordusu Apulia sahilini işgal etti ve bir öncü kuvvetin bazı keşif saldırılarını müteakiben asıl ordu Otranto şehrini kuşattı (Şekil 2). Sefere katılan Osmanlı ordusunun büyüklüğü hakkındaki tahminler tartışmalıdır.44 Hesaplarını kalyonların ve nakliye gemilerinin kapasitelerine dayandıran Treptow’un çıkartma gücü hakkında yaptığı tahmin asgari 12.500 askerdir ki, kürekçiler de kıyıya asker olarak çıkartıldılarsa45 bu sayı daha da artmış olmalıdır ve bu da, Türk Sultanlarının Vekayinamesi’ne göre Avlonya’ya kara yoluyla getirilen 15.000 askere yakın bir büyüklüktedir.46 Asker sayıları ne olursa olsun, 11 veya 14 Ağustos 1480 tarihine kadar Osmanlılar çoktan bir saldırı düzenlemişler ve Otranto şehrini ve kalesini, ayrıca civardaki bazı kaleleri zaptetmişler, üstelik Lecce, Brindisi ve Taranto’ya akınlar düzenlenmişlerdi. Yeni fethedilen yerlerde Hayreddin Bey’in kumandasında iyi destekli 8.000 asker bırakılmıştı.47

Bundan sonra Gedik Ahmed Paşa İtalya’daki Osmanlı fetihlerini büyütmek amacıyla baharda düzenlenecek yeni bir seferin hazırlıkları için Osmanlı ordusunun geri kalanıyla Avlonya’ya döndü.48

Otranto şehrinin Osmanlılarca cebren ele geçirilmesi sonrasında yaşananlar dehşet vericiydi. Aralarındaki en önemli ismin, Otranto Katedrali’nin sunağında ikiye bölünerek öldürülen ve 1539’da Başpiskopos Pietro Antonio de Capua’nın teklifiyle aziz olarak kutsanan Başpiskopos Stefano Bardinelli olduğu sekiz yüz kişi katledilmişti.49 Diğer kaynaklar 22,000 nüfuslu şehirde Osmanlı fethini takibeden günlerde öldürülenlerle birlikte, toplam ölü sayısını 12,000’e kadar çıkarmaktadır.50 Şüphesiz halkın bir kısmı, köle olarak satılmak üzere Osmanlı gemileriyle Yunanistan’a gönderilmiş,51 Otranto’nun her tarafı yıkılmıştı ve şehir bir daha eski haline dönemeyecekti.52 Ancak, Treptow’un doğru olarak açıkladığı üzere,53 bu mezalimlerin bir kısmı Hristiyan propagandasının uydurmaları olabilir. Yine de onun, Osmanlıların sadece Otranto’nun önde gelen vatandaşlarını idam ettikleri şeklindeki ayrı bir rivayeti kaydeden bir Floransalı ve bir İngiliz kaynağa54 yaptığı atıflar bu propagandanın boyutlarını anlamaya yarayacak, güvenilir zayiat bilgilerini tespit etmeye imkan vermemektedir. Öte yandan hatırlanmalıdır ki, Fatih Sultan Mehmed’in saltanatı süresince bile (1451­1481) Osmanlı askeri yapısına hala, akıncı olarak bilinen ve hizmetlerini devlete ganimetten aslan payını alma karşılığında sunan, başına buyruk hafif süvari kuvvetleri hakimdi.55

Otranto ve Apulia’nın Osmanlıların eline geçmesinin ilginç ve pek üstünde durulmamış bir sonucu, Tursun Beğ’in de bildirdiği, kiliselerin camiye tahvili konusudur.56 Osmanlıların Hristiyan müesseselerine karşı tutumları Müslüman hakimiyetinin nasıl kabul edildiğine bağlıydı. Dolayısıyla, İslam Hukuku hükümlerine göre, fetih cebren gerçekleşmişse, İslam devleti Hıristiyan kiliselerinin hepsine değil ama bir kısmına, genellikle de en büyüğüne el koyar, el konan bu kiliseler İslam’ın zaferini ve siyasi yapının değişmesini simgeleyen siyasi bir anlamda ve asla dini bir misilleme hareketi olmayarak, hemen camiye tahvil edilirdi. Örneğin Bizans İmparatorluğu’nun ikinci büyük şehri olan ve II. Murad’ın 1430’da fethettiği Selanik’te, Aziz Paraskevi Acheiropoietos Kilisesi ve Aziz Müjdeci Yuhanna Manastırı Hristiyanların elinden alınmış ve camiye tahvil edilmişken en az onlar kadar büyük Aziz Demetrios veya Ayasofya gibi diğer kiliselerde Hristiyanlar ibadet etmeye devam ettiler.57 Otranto’daki 10. yüzyıl Bizans döneminden kalma Aziz Petrus Kilisesi’nde ana apsenin yan cephelerinde çiçek desenli, ikonsuz süsleme parçaları bulunmuştu. (Şekil 3-5)58 yaprak ve saplarıyla papatyaları tasvir eden ve melek Cebrail vasıtasıyla Hazreti Meryem’e verilen haberin sahnesini betimleyen bu dekoratif unsur resimlerin dördüncü katmanında kullanılmıştı.59 Ne var ki, aynı veya benzeri süslemelere, kitabesinde 1540’a tarihlenen60 dördüncü katman resimlerinin hiçbirinde rastlanmadığı, buna karşın on altıncı yüzyıl ortası İslam sanatlarıyla, örneğin İstanbul’da Saray’daki bir çini panelle61 (Şekil 6) açık benzerlikler gösterdiği için, Otranto’daki bu süslemelerin 1540 tarihli dördüncü resim safhasına değil, kilisenin cami olarak kullanılmak üzere düzenlendiği daha önceki bir ara döneme ait olduğunu ileri sürülebilir.

Eğer öyle ise; bu çiçekli süsleme parçası Otranto’nun 1480’de Osmanlı işgali altında olduğu dönemde yapılmış olmalıdır, çünkü Osmanlıların Apulia’ya 1535 ve 1537’de düzenledikleri seferlerde kiliselerin camiye tahvil edildiğine dair hiçbir delil yoktur.62 Belki bu, 1540’taki yeni (dördüncü) süsleme kampanyasının nedeniydi. Bu açıklamalardan sonra şunu belirtmek isterim ki, literatürde Otranto’daki Aziz Peter Kilisesi’nin cami olarak kullanıldığına dair şimdiye kadar bir tespit yapılmamış olmasına rağmen şimdi Tursun Beğ’in yukarıda sözü edilen ifadelerini destekleyen bazı deliller bulunmaktadır.63

Napolililerin ilk şaşkınlıklarını etkili bir karşı koyma izledi. Napoli Kralı I. Ferdinand 2 Ağustos 1480’de Alfonso’yu acilen geri çağırdı, ancak Alfonso Toskana’dan dönerken yolda yeni asker topladığı için Otranto’ya, şehrin çoktan Osmanlı eline geçmiş olduğu 10 Eylül’den önce varamadı;64 Alfonso’nun sadece 3,000 askerden oluşan ve sayıca Osmanlı garnizonundan çok aşağı kalan, takviye edilmiş ordusu Otranto’dan güvenli bir uzaklıkta konuşlandı ve Osmanlıların daha fazla yayılmalarını önlemeyi amaçladı.65

Ayrıca, Kral Ferdinand yardım için Papa’ya ve Avrupa’daki diğer Hristiyan devletlere müracaat etti.66 Ama etkin bir destek veren sadece Papa’ydı: Aralık 1480’de bir Kardinaller Heyeti (Consistory) Osmanlıların İtalya’dan atılmaları için savaşacak bir ordu hazırlamak amacıyla, 100.000’i 25 kalyon donatmaya gitmek üzere 150.000 duka altın harcamaya karar verdi; Otranto’ya ayrıca 3.000 asker gönderilecekti. Dahası Papa 20 Ağustos 1481’de Avrupa devletlerini bir Haçlı seferine çağıran bir tamim yayınladı.67 Venedik Osmanlılara karşı herhangi bir harekete katılmakta isteksiz olduğundan ve Avrupa devletleri kendi aralarında bölünmüş olduklarından,68 Napolililer kendi güçlerine ve İtalyan müttefiklerinden gelecek bir miktar desteğe dayanmak zorundaydılar.

Ne var ki bu Kardinaller Heyeti’nin verdiği, 50,000 dukanın Osmanlılara Balkanların kuzeyinden saldırması için Macar Kralı Matthias Corvinus’a gönderilmesi kararı,69 İtalyan müttefiklerin Osmanlıları topraklarından atmak için kullanacakları en etkili strateji olacaktı.

Gerçekten, Napolililerin Osmanlıları şaşırtma ve dikkatlerini başka yere saptırma amacıyla kışkırttıkları ve körükledikleri olaylar Apulia’daki ordularından çok daha etkiliydi. Osmanlıların Epir kıyıları boyunca yapılacak saldırılara karşı zayıf olduğu, Leukas ve Zante adalarına yaptıkları hazırlık operasyonlarından beri biliniyordu: İyon denizindeki harekat sırasında korsanlar Osmanlı donanmasının yokluğundan yararlanarak Avlonya sahillerini yağmalamıştılar.70 Otranto ve Apulia’nın zaptedilmesinden sonra İtalyan devletlerinin ordularında asker olarak savaşan ve eski Arnavut aristokrasisine mensup olan kişilerce, aşağıda ayrıntılarıyla göstereceğim üzere kışkırtılan yerli halk isyan etti.71 Treptow’un tespit ettiği üzere, yerel karakterlerine rağmen bu isyanlar İstanbul ile Avlonya arasındaki destek ve haberleşme hatlarını kesmek suretiyle Osmanlıların İtalya’daki durumlarını tehdit ediyordu.72 1481 ilkbaharında Arnavut isyanları şiddetlendi.73 Adriyatik’in öte yakasındaki Osmanlı topraklarını genişletmek için 25,000 kişilik bir ordu hazırlamakla meşgul iken bu gelişmeler karşısında endişeye düşen Gedik Ahmed Paşa isyanları bastırmak için bir kuvvet yolladı, ancak bu kuvvet asiler tarafından yenilgiye uğratıldı ve ağırlıkları ele geçirildi.74 Bir Osmanlı ordusunun asilerce yenilmesi isyanların daha da artmasına yol açtı.

3 Mayıs 1481 günü Fatih Sultan Mehmed Rodos, Mısır veya Anadolu aşiretleri üstüne düzenlemeyi düşündüğü sefer için yola çıktıktan kısa bir süre sonra, İstanbul yakınlarındaki bir kampta öldü.75 Türk Sultanlarının Vekayinamesi’ne göre, II. Mehmed 300,000 askerle Anadolu üstünden Suriye’ye yürüyecekti.76 Fatih Sultan Mehmed’in ölümü imparatorluğu iki oğlu, Bayezid ve Cem arasında bir iç savaşa sürükledi.77

Gedik Ahmed Paşa Bayezid’in tarafını tuttu ve isyanların ortasındaki Arnavutluk’tan,78 ağırlıklarını bırakmak zorunda kalarak 1 Haziran 1481’de ayrıldı.79 Öyle görünüyor ki bu olaylar asilerin şevkini kamçılamış ve onların İstanbul ile Avlonya arasındaki iletişimi daha da koparmalarına yol açmıştı.80 Bayezid’in kuvvetlerinin başındaki Gedik Ahmed Paşa Cem’in ordusunu Yenişehir’de 20 Haziran 1481’de mağlup ederek81 Bayezid’in tahta oturmasına giden yolu açtı. Cem’i yakalayamaması Gedik Ahmed Paşa’nın Bayezid’in gözünden düşmesine ve hatta bir süreliğine hapsedilmesine neden oldu.82 Böylece Gedik Ahmed Paşa’nın Osmanlıların İtalya seferindeki rolü de sona ermiş oldu.

II. Bayezid Gedik Ahmed Paşa’nın yerine Rumeli Beylerbeyi Hadım Süleyman Paşa’yı daha Ahmed Paşa gözden düşmeden tayin etmişti.83 Süleyman Paşa’nın görevi şimdi çok daha karmaşıktı. İtalya’daki garnizonlar acilen destek gücü gönderilmesine ihtiyaç duyuyorlardı, çünkü II. Mehmed’in ölüm haberi Venedik’e 29 Mayıs’ta84 ve oradan Roma’ya 2 Haziran 1481’de85 ulaşmıştı ve bu askerlerin moralini bozmuştu. Bu arada Epir kıyılarındaki isyanlar Gedik Ahmed Paşa’nın askerlerinin ayrılmasından beri giderek büyümüş ve Süleyman Paşa’nın Otranto’yla haberleşme hatlarını tehdit eder hale gelmişti.86

Haziran 1481 başlarında Avlonya’ya vardığında Süleyman Paşa’nın önceliği, Otranto’ya geçmeden önce, Avlonya için bile tehlikeli olmaya başlayan isyanları bastırmaktı, çünkü Avlonya’da bırakılan sadece 500 askerlik garnizon buradaki Osmanlı donanmasını87 korumaya yetecek bir güçte değildi.

Bir kısmı isyanların patlak vermesinden önce, bir kısmı da sonra İtalya’daki sığınaklarından isyanı şiddetlendirmek için atalarından kalma topraklara dönen eski Arnavut aristokrasisi mensuplarınca desteklenen asiler, bu sırada Bosna ve Zeta da isyancılara katıldığından nabljak kalesini ele geçirmeyi başardılar.88 Süleyman Paşa’nın ordusu gücünü isyan çıkan bütün merkezlere dağıtmak zorunda kaldı. İskender Beğ’in tek oğlu olan John Castriota’nın Kral I. Ferdinand ve Alfonso’nun desteğini alarak isyanın liderliğini ele almak için Arnavutluk’a dönmesiyle durum Osmanlı ordusu için daha da kötü bir hale geldi.89

Ağustos 1481’de John Castriota ve dört Napoli kalyonu tarafından taşınan ordusu Dıraç’ın güneyine çıktı, bu sırada Mani’li (Mora) bir Napoli ajanı olan ve John Castriota’ya İtalyan sahillerinden katılan Krokodeilos Kladas, Napoli kalyonlarıyla Osmanlı pozisyonlarına saldırarak güney sahillerine doğru ilerledi ve sonunda Avlonya’nın güneyindeki Himarre’ye ulaşarak asilere katıldı. John Castriota Osmanlı ordusuna ilk saldırı teşebbüsünde başarısız oldu, ancak 6,000 piyade ve 400 süvariden oluşan bir kuvvet toparladıktan sonra kendisine karşı gönderilen Osmanlı kuvvetlerini yenmeyi başardı.90

Süleyman Paşa Krokodeilos Kladas’ın, eski Arnavut aşiret reisi ailelerinden birine mensup ve bir Napoli ajanı olan Kostandin Muzaka’yı ve Himarra bölgesinden olan ve Himarra ve Sopot kalelerini karadan ve denizden kuşatan diğer asileri desteklemesinden tedirgin olmuştu.91 Süleyman Paşa bu stratejik sahil noktalarının asilerin eline geçmesi halinde Avlonya’ya hem karadan hem denizden saldırmak veya kıyı boyunca faaliyet gösteren Osmanlı gemiciliğine saldırarak şehrin denizden beslenmesini engellemek için kullanılabileceğini çok iyi biliyordu. Bu yüzden kumandası altına 3,000 asker topladı ve Himarra’daki Osmanlı garnizonuna yardıma gitti; ancak Himarra usulü savaş konusunda tecrübesiz olduğu için Himarra’daki dağ geçitlerinden geçerken pusuya düşürüldü. Yaklaşık 1,000 asker öldürüldü veya esir edildi. Esir edilenlerin arasında Süleyman Paşa da bulunuyordu. Paşa, isyanı finanse etmeye yarayacak 4,000 duka karşılığında önce John Castriota’ya ordan da Calabria Dükü Alfonso’ya gönderildi.92

Hadım Süleyman Paşa’nın mağlubiyeti Otranto ve Apulia’daki Osmanlı hakimiyeti için bir dönüm noktasıydı. Sopot ve Himarra’daki Osmanlı garnizonları yerlerini terkettiler ve Kladas’ın buraları ele geçirmesine izin vererek Korfu’ya sığındılar.93 Adriyatik’in öteki yakasında, Otranto’daki Osmanlı garnizonu rüşvet tekliflerini reddetti94 ve Süleyman Paşa’nın yenilgisine kadar Napoli ve Papa’nın ortak kuvvetlerine95 direndi. Kendilerine yardım ulaşma ümidi olmadığını anladıklarında Kalabria Dükü Alfonso’ya 10 Eylül 1481’de teslim oldular.96 Otranto ve Apulia’daki Osmanlı hakimiyeti sadece on üç ay sürmüştü.

Napoli Kralı I. Ferdinand ve Papa’nın daha sonra, Adriyatik’in öteki yakasına bir Haçlı seferi düzenleme çabaları sonuç vermedi.97 1482 ilkbaharında Osmanlı kuvvetlerinin geri gelmesi ve Himarra bölgesindeki hariç bütün isyanları bastırmasıyla John Castriota’nın Arnavutluk’u kurtarma çabaları da aynı şekilde akamete uğrayacak ve eski Arnavut aşiret reisi ailelerinin mensupları İtalya’daki sığınaklarına geri döneceklerdi.98

Gerçekten, Osmanlıların İtalya çıkartması sözkonusu olunca 1481’de Epir ve Arnavutluk’ta patlak veren isyanları gözardı etmek artık mümkün değildir. Bu isyanların, Treptow’un öne sürdüğü gibi, Osmanlıların Otranto ve Apulia’dan atılmalarında önemli rolleri olmuştur.99 Ancak, bu seçkin tarihçi bu isyanları 19. yüzyılın romantik/destansı tarihçiliği çerçevesinde yorumlamış ve isyanlara karşı koymada Osmanlı askeri performansını etkileyen beş faktörden birini hesaba katmamıştır: Devlet gücünün sınırları.100

İsyanların nedenleri yalnızca, İskender Beğ’in önderliğinde sürdürülen uzun direniş mirasının dağlık bölgelerde yaşayan özgür, başeğmez ve isyankar köylülerin bağımsızlık ruhlarıyla veya yabancı egemenliğine karşı direnişleriyle birleşmesi olarak görülemez.101 Bunlara iki önemli faktör eklenmelidir. Birincisi II. Mehmed’in izlediği politikalara karşı oluşan ağır bir sosyal tepki ve dirençtir. Halil İnalcık’a göre:

” (II. Mehmed’in) savaşçı politikaları ülkeyi tüketmişti. II. Mehmed sınırsız bir otoriteye sahip olan katı bir hükümdardı. … Büyük projelerini finanse etmek için gümrük vergilerini ve köylülerin ödediği bazı vergileri arttırmıştı; müteakip defalar gümüş akçenin değerini düşürmüş ve mali denetlemeleri sıkılaştırmıştı. Son olarak, daha önce vakıf veya emlak olarak tasarruf olunan yaklaşık yirmi bin köy ve çiftliği devlet kontrolü altına aldı ve timar olarak dağıttı. Bu tedbir geniş kesimlerde, özellikle eski ve etkili aileler arasında huzursuzluğa yol açtı. …”.102

Özellikle Epir ve Arnavutluk’ta, İstanbul’un 1453’te fethinden sonra yerel halka karşı Osmanlı politikası keskin bir değişikliğe uğradı ve İslamlaştırmalar bu tarihten sonra yoğunlaşırken şartlar kötüleşti; Osmanlıların Venediklilerle daha önceki savaşları ve İtalya seferi bu bölgeleri harap etmiş olmalıdır.103 Ayrıca, Otranto ve Apulia’nın Osmanlıların eline geçmesinden kısa bir süre sonra Napolililer, bir yandan Epir ve Arnavutluk sahillerindeki halk arasındaki yaygın huzursuzluktan diğer yandan Arnavutluk’un eski aristokrasisine mensup ailelerin kendi ordularına katılmalarından sonuna kadar yararlanarak Osmanlıların dikkatini Epirüs ve Arnavutluk kıyılarına çekmenin Otranto’nun kaderi için ne kadar önemli olduğunu anlamıştılar. Papalık, Osmanlılara Balkanların kuzeyinden saldırması için Macar kralı Matthias Corvinus’a gönderilmek üzere 50,000 düka ayırmış olduğundan, Osmanlıların dikkatini dağıtmak fikri yeni değildi.104 Bu yüzden isyanı kışkırtmak ve Osmanlı mandasından kurtulmaları için Batı’dan destek geleceğini vaad etmek üzere hem Epir’e hem de Arnavutluk’a adamlar gönderdiler. Bu, Osmanlılarla Hıristiyan Batı güçleri arasında daha sonra cereyan edecek çatışmalarda sık sık kullanılacak bir strateji olacaktı.105 1480-1481 isyanları söz konusu olduğunda, Napoli’de, Kalabria Dükü Alfonso’nun yanına sığınmış ve eski Arnavutluk ailelerinden birine mensup olan Kostandin Muzaka bir mektubunda Epir ve Arnavutluk’ta halkı ayaklanmaya çağırmadaki rolünü özetlerken asilerin Napoli’deki elebaşlarıyla ilişkilerini de işaret etmektedir:

“Şerefli ve Erdemli Efendi (Kalabria) Dükü’ne, oğlunuz ve şövalyeniz Constantino Muzaka Karli. Alicenapları beni Kurlisej’e gönderdiğinden bu yana, Arnavutluk’u ve ona tabi yerleri tamamen ele geçirmiş bulunmaktayım; ayrıca Schimaria (?) köylerini işgal ettim, Himarra’ya ulaştım ve bin beşyüz esir alıp bin altı yüz Türk’ü öldürdüm .”.

Tarihsiz başka bir mektupta Muzaka şöyle yazıyor:

“. ali cenaplarının bilgisine sunulur ki Avlonya’da sizin için ne yapacak idiysek, Plesej ve Korveles (‘deki asiler), bütün Arnavutluk gibi sizin tarafınızdadır. Ve ben, evladınız Constantino cenaplarınızın daha önce arzuladığı her şeyi yaptım ve sizin askeriniz olarak savaştım…”106

II. Mehmed’in ölümünün hemen öncesi ve sonrasında Osmanlıİmparatorluğu’ndaki toplumsal şartları belirttikten sonra, Osmanlı devletinin çoktan tükettiği limitlerinin bir İtalya çıkarmasını kaldıramayacağını ileri sürmek mantıklı görünüyor. Gedik Ahmed Paşa’nın en fazla 18,000 askerden oluşan kuvvetleri veya Gedik Paşa’nın II. Bayezid tarafından geri çağrılmadan önce İtalya’daki Osmanlı topraklarını genişletmek için toparlamayı düşündüğü 25,000 askerlik ordu, imparatorluğun tükenmişliğinin açık işaretleriydiler. 1527 yılı civarında sadece Rumeli’deki timarlı sipahi potansiyelinin 44,028 asker olduğu ve bu dönemde padişahın sürekli ordusunun 18,689 askere ulaştığı dikkate alınırsa,107 Osmanlıların İtalya seferinin orta büyüklükte, hatta küçük bir operasyon olduğu belli olur. Bunun bir nedeni de İtalya seferiyle eş zamanlı olarak Rodos kuşatmasının sürmesi ve askerlerin bir kısmının bu kuşatmada görevlendirilmesidir. Dahası, Rhoads Murphey’in belirttiği gibi, çeşitli nedenlerden ötürü ve özellikle de askeri harekatların yüksek maliyetleri yüzünden Osmanlılar geniş çaplı askeri seferberlikleri bir yüzyıl boyunca ancak birkaç kere gerçekleştirebiliyorlardı.108 II. Mehmed’in ölmeden hemen önce muazzam bir askeri gücü mobilize etmesi kadar, Süleyman Paşa’nın İtalya’nın fethini sürdürmek için neden yeterli asker bulmakta o denli zorlandığını da anlamak zor değil: II. Mehmed’in bitmek tükenmek bilmeyen zorlu seferleri Osmanlıların insan kaynaklarını kurutmuştu. H. İnalcık’ın işaret ettiği gibi, “çeşitli baskılar yeni padişahı babasının politikalarından vazgeçmeye zorladı”, bu sırada “bazı insanlar Mehmed’in fetihlerinde fazla ileri gittiğini ileri sürüyorlar ve yeni padişaha II. Murad’ın siyasetine dönmesini tavsiye ediyorlardı.”109 Yeniçerilerin çok sevdiği Gedik Ahmed Paşa’nın suikaste uğramasını da bu bağlamda yorumlamak mümkündür.

Ne olursa olsun, Otranto ve Apulia’nın Osmanlılarca ele geçirilmesi, bugünkü Otranto’daki izleri şehir sokaklarının pek çoğunda rastlanan Osmanlı top gülleleri, kale duvarlarında Gedik Ahmed Paşa tarafından yaptırılan tamirler ve Aziz Peter Kilisesi’ndeki çiçekli süslemeler, hem Avrupa hem Osmanlı tarihi açısından ilginç olaylardır.

 

1 Zoras G. (1958), s. 121, satır 7-15.
2 İtalya’ya yayılan panik üzerine, mesela Papalık sekreteri Sigismondo de Conti’nin anlattıklarına bakınız [L. Pastor’de alıntılanmıştır (1894), cilt 4, s. 334]; Napoli Kralı I. Ferdinand I’ın tepkisi için A. Cambini’nin Commentary’sine bakınız [Cambini A. (1970), s. 35-36]; Fatih Sultan Mehmed’in ölümünün Otranto ve Apulia’daki Osmanlı varlığının dönüm noktası olması hakkında A. Cambini’nin yorumuna [Cambini A. (1970), s. 38]; D. Malipieros’un takvimine [Zamputi I. [ed.] (1967), s. 59-60] ve Giovanni Maria degli Angiolelli’nin yazdıklarına bakınız [Giovanni Maria degli Angiolelli (1910), p. 171].
3 Le Compte Daru (1838), c. 1, s. 270; Sismonde de Sismondi (1840), c. 7, s. 184; Thuasne L. (1892), s. 24; Armstrong Ed. (1936), ‘The Papacy and Naples in the Fifteenth Century’, in C. W. Previte-Z. N. Brooke [eds.] (1936), The Cambridge Medieval History, v. 8 (The Close of the Middle Ages), Cambridge, s. 195; Fisher S. (1948), p. 29; Vaughan D. (1954), p. nö; Ady C. (1967); Babinger F. (1978), s. 394; Thomson J. A. F. (1980), Popes and Princes, 1417-1517: Politics and Polity in the Late Medieval Church, London, s. 118-119; Kelly J. N. D. (1986), The Oxford Dictionary of Popes, Oxford, s. 250; Hallam E. [ed.] (1989), s. 324i.
4 Bu kaynaklar Venedikli vakanüvis Stefano Magno’nun Sathas C. N. ‘de basılan (1884), s. 224-230, ve Arnavutça’ya Buda A. -Zamputi I. -Frasheri Kr. -Pepo P. ‘da çevrilen eseri (1962), s. 360­361; ve Pandolfo Albinos’un, Arnavutluk kıyılarının Otranto’nun kaderi üstündeki önemiyle ilgili kısmının yeniden basılan orjinal hali ile birlikte Arnavutça çevirisi Zamputi I. [ed.] (1979), II. bölüm (1499-1506), s. 68-69’de yer alan bir mektubudur.
5 Frasheri Kr. (1964), s. 87; Islami S. -Frasheri Kr. (1967), c. 1, s. 294-296; Rapo A. (1968), s. 225, ayrıca Fransızca’da Ib. (1969), s. 277 olarak yer almış bir çalışmadır; Pollo S. -Puto A. (1981), s. 84.
6 Treptow K. (1990), s. 81-105 (özellikle s. 82-83 ve s. 82’deki 4 numaralı not).
7 Ib., s. 105.
8 Ib., s. 94.
9 ‘Epir’ terimi (kuzey sınırı Vijose Nehri olmak üzere) tarihsel nedenlerden ötürü ve yalnızca coğrafi ve kültürel bağlamda kullanılmıştır. Epir hem Yunanlılar hem de Arnavutlarca (İliryalılar) meskun olduğu için, buradaki kullanımın bu terime 19. yüzyıldan sonra yüklenen siyasal anlamlarla bir ilgisi yoktur. Günümüzde Epir’in bir bölümü Yunanistan diğer bölümü ise Arnavutluk topraklarında yer almaktadır.
10 Bu terim 15 ve 16. yüzyıl batılı yazarlarınca, bugünkü Arnavutluk devleti sınırları içinde kalan Epir’ün büyük bir kısmını ve daha kuzeydeki toprakları tarif etmede kullanılmıştı. Bu çalışmada ise sadece Epir’in kuzeyinde Arnavutlarca meskun olan bölge kastedilmektedir.
11 Otranto’da günümüze ulaşmış bir şehir arşivi bulunmamaktadır. Linda Safran’a göre ‘Otranto’daki şehir arşivlerinin tahrip edilmesi 1480’deki Türk işgali yüzünden olabilir, ancak arşivlerin daha önceki bir tarihte sağılmış olması da mümkündür’ [Safran L. (1992), s. 10].
12 Epir’in coğrafyası ve iklimi hakkında, kişisel gözlemlerin yanısıra şu eserlere müracaat ettim: Arapoglou M. (1993-94), O symvolismos tou ch§rou, peir§tiko merologio, c. 15-16, s. 47-48; Halstead P. (1996), Mesogeiake kai oreine oikonomia sten Pindo; metakineseis anamesa sto paron kai to parelthon, in eparchia Konitsas sto ch§ro kai to chrono, Konitsa, s. 63-64; Kiel M. (1990), s. 14 ve başka kaynakların zikredildiği Psimouli V. (1998), Souli kai Souli§tes, Athens, s. 19-21.
13 Osmanlı döneminde Via Egnatia üzerine yapılmış en son çalışma için bakınız: Zachariadou E. [ed.] (1996), The Via Egnatia under Ottoman Rule, 1380-1699, Rethymnon. (Çevirenin notu: Bu eser Tarih Vakfı Yurt Yayınları serisinde Türkçe’ye çevrilmiştir.).
14 Epirüs’te imtiyazların devamı hakkında benim doktora tezime bakınız: Giakoumis K. (2001), Post-Byzantine monasteries as monuments and institutions. The case of the monasteries of Jorgucat, Vanishte and Spelaio in Gjirokaster region (Southern Albania), 16th-19th Centuries: Architecture, Painting, Social Roles and Paedagogical Functions, Material Basis and Fiscal Life, Birmingham Üniversitesi, C. B. O. M. G. S. ‘e sunulmuş doktora tezi, Birmingham, 1 ve 5inci bölümler. Bundan sonra Giakoumis K. (2001) olarak atıfta bulunulacaktır.
15 Inalcik H. (1997), s. 29.
16 George Castriota veya İskenderbeğ için başlıca kaynak şudur: Giochalas T. (1994), Georgios Castriotes o Skenderbees, Athens, burada konuyla ilgili batı, Balkan ve Osmanlı literatürünün büyük kısmına atıfta bulunulmuştur.
17 Tursun Beg (1978), s. 63.
18 Pastor L. (1894), c. 4, s. 332; Setton K. M. (1978), s. 327-328; Treptow K. (1990), s. 84; Sathas C. N. (1884), s. 218, Arnavutça’ya Buda A. -Zamputi I. -Frasheri Kr. -Pepo P. (1962), s. 359’de çevrilmiştir.
19 Bu olaylar için şu eserlere bakınız: Setton K. M. (1978), s. 336-338; Kelly J. N. D. (1986), The Oxford Dictionary of Popes, Oxford, s. 250-251; Bentley J. H. (1987), s. 28-29; Treptow K. W. (1990), s. 84-85.
20 Gedik Ahmed Paşa üzerine temel başvuru kaynağı şudur: Inalcik H. (1960), s. 292-293; cf. Treptow K. W. (1990), s. 85; KomnÛnos-YpsilantÛs Ath. (1972), s. 21. Bunlara Gedik Ahmed Paşa’nın şöhreti ve suikaste uğraması hakkında 16. yüzyıl Yunan kaynaklarından birkaçı eklenebilir: Lambros S. (1902), s. 40, 7-14. satır; ve Bekker Im. (1849), s. 52, 18-22. satır.
21 Sırasıyla Pulaha S. (1968), s. 268-269 ve 307’de alıntılanan seçme bölümleriyle Hoca Sâdedin, Tâcü’t-Tevârih, s. 247-273 ve Solakzâde, Târih-i Solakzâde, s. 294-309.
22 Beaumont R. L. (1952), ‘Corinth, Ambracia, Apollonia’, in Journal of Hellenic Studies, c. LXXII, s. 62-73.
23 Cross G. N. (1932), Epirus: A Study in the Greek Constitutional Development, Cambridge, s. 1; Treptow K. W. (1990), s. 87 ve 25 numaralı notta atıfta bulunulmuştur.
24 16. yüzyılda denizcilik şartları donanmaların sahil şeridini yakından izlemelerini gerektiriyordu, bakınız: Guilmartin J. F. (1974), Gunpowder and Galleys: Changing Technology and Mediterranean Warfare at Sea in the Sixteenth Century, London, s. 57 and Treptow K. W. (1990), s. 87.
25 1 6. yüzyılda bile İtalya ile İstanbul arasındaki haberleşme en hızlı karadan sağlanıyordu. Venedik ile İstanbul arasındaki haberleşmeye bir örnek için bakınız: Stevenson F. S. (21971), A History of Montenegro, New York, s. 109-110 ve Treptow K. W. (1990), op. cit.
26 Örneğin 12. yüzyılda Bizans’ın Vlore, Jericho ve Kanina kaleleri, Bohemund’un idaresindeki Normanlara karşı yapılan ilk seferde (1108) imparator I. Alexius tarafından Michael Kekaumenos’a verilmişti [Anne Comnx^ne (1946), Alexiade, Paris, c. III, XIII, v, 10-20, s. 104; Ducellier A. (1968), ‘L’ Arbanon et les Albanais au XIe six^cle’, Travaux et Memoires, c. 3, s. 364 ve 68 numaralı not; Ducellier A. (1981), La fa°ade maritime de l’ Albanie au Moyen Age: Durazzo et Valona du XIe au XVe six^cle, Thessaloniki, s. 39 ve s. 57’deki 227-230uncu notlar].
27 Arnavutluk’taki Osmanlı hakimiyetinin 1479’da güçlenmesinden bir 16. yüzyıl yazmasında bahsedilmektedir: Giovanni Musachi despoto d’ Epiro, Breve memoria de li discendenti de nostra casa Musachi, s. 93, Hopf Ch. (1873), Chroniques Greco-Romanes inedites ou peu connues publiees avec notes et tables genealogiques, Berlin, VIII, s. 337’de yayınlanmıştır. Gedik Ahmed Paşa’nın küçük ölçekte tamiratta bulunmuş olması gereken Vlore, Kanina, Jericho, Himarre ve Sopot kaleleri hakkında, şu eserlerdeki ilgili kısımlara bakınız: Baçe A. -Meksi A. -Riza E. -6
çeviren J. Mitchell, Londra; Hallam E. (1989), s. 337, 339’da atıfta bulunulmuştur.
32 Zoras G. (1958), s. 121, satır 4-7.
33 Zamputi I. (1967), belge no. 34, s. 42; İngilizce çevirisi Treptow K. W. (1990), s. 87-88.
34 Murphey Rh. (1999), s. 16-19.
35 Ib., s. 13-16.
36 Ağustos 1479’da Gedik Ahmed Paşa Venedik Senatosu’na bir elçi göndermişti [Zamputi I. (1967), belge. 37, s. 44]; Treptow K. W. (1990), s. 92.
37 Hammer J. (1836), s. 260; Le Compte Daru (1838), c. 1, s. 270. Bu konu hakkındaki değerlendirme için bakınız: Treptow K. W. (1990), s. 92 ve 52 numaralı not.
38 Eleonore d’ Este’nin 18 Ağustos 1480 tarihli bir mektubuna göre Venedikliler harekatın masraflarına katkı olarak 30.000 düka vermeyi teklif ettiler. Yunanlı bir esirin mektubunda da aynı bilgi yer almaktadır. Her iki mektup için bakınız: Gegaj Ath. (1937), s. 154’teki 4 numaralı notta atfen Edigi P. (1905), ‘La politica del regno di Napoli negli ultimi mesi dell’ anno 1480′, Archivio Storico per le Provincie Napolitane, c. XXXV, s. 677 ve devamı; Floransalı Vespasiano da Bisticci de aynı bilgiyi vermektedir [Vespasiano da Bisticci (1963), s. 151. Karşılaştırınız: Zamputi I. (1967), belge. 64, s. 59. Ayrıca bakınız Babinger F. (1978), s. 395. Cf. Treptow K. W. (1990), s. 89-90, 92’da yer alan 36, 37 ve 52 numaralı notlar.
39 Pastor L. (1894), c. 4, s. 333; cf. Treptow K. W. (1990), s. 92’da 54 numaralı not.
40 33 numaralı nota bakınız.
41 Zamputi I. (1967), belge. 48, s. 49; cf. Treptow K. W. (1990), s. 88.
42 33 numaralı nottaki gibi.
43 Treptow K. W. (1990), s. 88.
44 Türk Sultanlarının Vekayinamesi Gedik Ahmed Paşa’nın 100 gemiye bindirdiği 15.000 asker topladığını bildirmektedir [Zoras G. (1958), s. 121, satır 5-6]. Simonde de Sismondi’de de bu kadar gemiden söz edilmektedir [Simonde de Sismondi (1840), c. 7, s. 177], öte yandan Domenico Maliperio’nun verdiği gemi sayısı 70’tir [Zamputi I. (1967), belge. 64, s. 59] diğer kaynaklarda gemi sayısı 140’a çıkmaktadır [Babinger F. (1978), s. 390; Bentley J. H. (1987), s. 129]; sefere katılan asker sayısı hakkındaki tahminler, 10, 000’in aşağısından [Islami S. -Frasheri Kr. (1967), c. 1, s. 293 ve Setton K. M. (1978), s. 344] 18, 000e kadar değişmektedir [Bentley J. H., op. cit.; Babinger F., op. cit.; Schwoebel R. (1967), s. 171].
45 Treptow K. W. (1990), s. 89’da 35 numaralı not.
46 Zoras G. (1958), s. 121, satır 5-6.
47 Cambini A. (1970), s. 35; Simonde de Sismondi (1840), s. 177; Hallam E. (1989), p. 339’da atfen Hajii Khalifeh (1831), The History of the Maritime Wars of the Turks, düzenleyen ve çeviren J. Mitchell, Londra; Ismali S.-Frasheri Kr. (1967), s. 293; Babinger F. (1978), s. 391 ve
Treptow K. W. (1990), s. 90, 93.
48 Simonde de Sismondi (1840), c. 7, s. 179; Knolles R. (1631), s. 432.
49 Antonio de Ferraris of Galatone (1974), De situ Japygiae Liber, in Epistole Salentine=Biblioteca di cultura pugliese No. 3, Galatina; Antonaci A. (1976), Otranto, cuore del Salento, Galatina, s. 195 ve diğer İtalyanca literatür için Vallone G. (1985), ‘Otranto e il diritto dei Turchi’, Achivio Storico Pugliese, c. 38, s. 103-110.
50 D. Malipieros eserinde şöyle yazmıştı: ‘fu messo a sacco la cittâ d’ Otranto, e fo tagliato a pezzi 12. 000 homeni’ [Zamputi I. (1967), belge 64, s. 59]; bu ifadeler diğer tarihçilerin bu tahmini benimsemelerine [Hammer J. (1836), s. 260-261] ve Osmanlıların yaptığı mezalimi karanlık ifadelerle betimlemelerine yol açmıştır [Pastor L. (1894), c. 4, s. 334; Babinger F. (1978), s. 391; Bentley J. H. (1987), s. 29].
51 Lambros S. (1902), s. 40, satır 9-12; Bekker Im. (1849), s. 52, satır 20-21; Treptow K. W. (1990), s. 90.
52 Panareo S. (1913), ‘In Terra d’ Otranto dopo l’ invasione turchesca del 1480′, Rivista storica salentina, c. 8, s. 35-36; ibidem (1935), ‘Capitoli e grazie concesse alla cittâ di Otranto (1482­1530) ‘, Rinascenza salentina, c. 3, s. 125-138.
53 50 numaralı nota bakınız.
54 Cambini A. (1970), s. 35 and Knolles R. (1631), s. 432.
55 Murphey Rh. (1999), s. 35.
56 Tursun Beğ (1978), s. 63.
57 Kiel M. (1970), ‘Notes on the history of some Turkish monuments in Thessaloniki’, Balkan Studies, c. 11/1, s. 123-156. Kiliselere camiye tahvil edilmek üzere el konması konusu üstünde genel bir değerlendirme ve bunun çeşitli örnekleri için bakınız: Kiel M. (1985), Art and Society of Bulgaria in the Turkish Period: a Sketch of the Economic, Juridical and Artistic Preconditions of Bulgarian Post-Byzantine Art and its Place in the Development of the Art of the Christian Balkans, 1360/70-1700: A New Interpretation, Assen/Maastricht, s. 167-181; Giakoumis K. (2001), 2. Bölüm ve Kolia-Dermitzaki A. -Leontaritou V. -Maniati-Kokkini Tr. (2000), B’ SynantÛsÛ t§n EllÛn§n kai Cypri§n Byzantinolog§n (University of Athens: 24-26 September 1999), Athens, s. 218-221’de yayınlanan bir makale özeti: Giakoumis K. (2000), ‘To nomiko plaisio tÛs naodomikÛs drastÛriotÛtas stÛn OthomanikÛ Autokratoria mechri tis metarrythmiseis Tanzimat kai Û epirroÛ tou stÛ diamorph§sÛ tÛs metabyzantinÛs ecclesiastikÛs architektonikÛs’.
58 Kilise ve değişik görünüşleri için bkz. Safran L. (1992).
59 Ib., s. 84.
60 Ib., s. 205.
61 Rice D. T. (1965), Islamic Art, s. 198, şekil 204.
62 Safran L. (1992), s. 15.
63 Ib., s. 186-192 (‘The Function of the Church’).
64 Simonde de Sismondi (1840), c. 7, s. 180.
65 Treptow K. W. (1990), s. 92-93.
66 Cambini A. (1870), s. 36; Vespasiano da Bisticci (1963), s. 150-151.
67 Kardinaller Heyeti’nin kararları için bakınız: Setton K. M. (1978), s. 368; Pastor L. (1894), c. 4, s. 337; Treptow K. W. (1990), s. 93. “İnançsızlara karşı Haçlı seferi çağrısı yapan tamim için: Zamputi I. (1967), belge 70-71, s. 66.
68 Schwoebel R. (1967), s. 134; Thuasne L. (1892), s. 15-16 and Treptow K. W. (1990), s. 94.
69 67 numaralı nota bakınız. Bu plan hiçbir zaman gerçekleştirilmemiştir.
70 Zamputi I. (1967), belge 38, s. 86; Treptow K. W. (1990), s. 86.
71 Bu isyanların ayrıntılı bir tasviri için bakınız: Treptow K. W. (1990), s. 94-104.
72 Treptow K. W. (1990), s. 94.
73 Sathas C. N. (1884), s. 224; Buda A. -Zamputi I. -Frasheri Kr. -Pepo P. (1962), No. 252, s. 360, Stefano Magno’nun vekayinamesinin bir kısmı; Zamputi I. (1967), belge 68, s. 64.
74 Kemal Paşazade, Tevârih-i âl-i osman, s. 183-243. Bu bölümlerin Arnavutça’ya çevirisi Pulaha S. (1968), s. 231-232’de yayınlamıştır.
75 Tursun Beg (1978), s. 64; Brockman E. (1969), The Two Sieges of Rhodes, 1480-1522, London, s. 92; Fisher S. (1948), s. 16; Treptow K. W. (1990), s. 95.
76 Zoras G. (1958), s. 121, satır no. 14-15.
77 Türk Sultanlarının Vekayinamesi II. Mehmed’in üç oğlu olduğunu, bunlardan üçüncüsü olan Mustafa’nın Konya’da avlanırken öldüğünü bildirmektedir [Ib., s. 121, 32-33. satırlar].
78 Zamputi I. (1967), belge no. 75, s. 68.
79 Bu bilgi Pulaha S. (1968), s. 233’te atfen Kemal Paşazade’de yer almaktadır.
80 op. cit.
81 Inalcik H. (1965), ‘Djem’, The Encyclopaedia of Islam, Leiden, c. 2, s. 529-531.
82 Inalcik H. (1960), s. 293.
83 Zamputi I. (1967), belge no. 75, s. 68; Buda A. -Zamputi I. -Frasheri Kr. -Pepo P. (1962), No. 252, s. 360-361; Islami S. -Frasheri Kr. (1967), c. 1, s. 293; Frasheri Kr. (1967), s. 129; Treptow K. W. (1990), s. 96.
84 Simonde de Sismondi (1840), c. 7, s. 184; Setton K. M. (1978), s. 371.
85 Hallam E. (1989), s. 340’de atfen Gherardi Jakopo (1723-1751), Diarium romanum, in Rerum italicarum scriptores, XXIII, Milan; Simonde de Sismondi (1840), op. cit.; Pastor L. (1894), s. 342; Gegaj Ath. (1937), s. 155; Setton K. M. (1978), op. cit.
86 Islami S. -Frasheri Kr. (1967), c. 1, s. 293; FrashÜri Kr. (1967), s. 129; Treptow K. W. (1990), s. 96-97.
87 Ragusa Konsili Rektörü, Sicilya Kralı’na hitaben yazdığı bir mektupta Avlonya’daki Osmanlı donanmasının kolayca yakılabileceğini yazıyordu [Zamputi I. (1967), belge no. 75, s. 68]; cf.
Treptow K. W. (1990), s. 97.
88 P. Gondolas’ın bir belgesine göre Lek Dukajin’in Arnavutluk’a ve Ivan Crnojevi/’in Zeta’ya gelmesi Bosna ve Zeta’daki isyanlardan öncedir [Zamputi I. (1967), belge no. 76, s. 68].
89 John Castriota’nın dönüşünün stratejik önemi üstünde ayrıntılı açıklamalar için bakınız: Treptow K. W. (1990), s. 98-100.
90 Zamputi I. (1967), belge. 79, s. 229; Buda A. -Zamputi I. -Frasheri Kr. -Pepo P. (1962), No. 252, s. 360-361; Islami S. -Frasheri Kr. (1967), c. 1, s. 294; Frasheri Kr. (1967), s. 130; Treptow
K. W. (1990), s. 99-100.
91 Zamputi I. (1967), op. cit.; Buda A. -Zamputi I. -Frasheri Kr. -Pepo P. (1962), op. cit.
92 Stefano Magno yazması bu önemli olayları anlatan yegane kaynaktır. Bakınız: Sathas K. (1884), s. 225-230 (özellikle s. 129-130); Zamputi I. (1967), op. cit.; Buda A. -Zamputi I. -Frasheri Kr. -Pepo P. (1962), op. cit.; Islami S. -Frasheri Kr. (1967), c. 1, s. 294; Frasheri Kr. (1967), s. 130; Rapo A. (1968), s. 226; Rapo A. (1696), s. 278; Treptow K. W. (1990), s. 100-101.
93 Sathas K. (1884), s. 129; Zamputi I. (1967) op. cit.; Buda A. -Zamputi I. -Frasheri Kr. -Pepo P. (1962), op. cit.
94 Cambini A. (1970), s. 37; Treptow K. W. (1990), s. 101.
95 Cambini A. (1970), op. cit.; Thuasne L. (1892), s. 23; Pastor L. (1894), s. 343; Gegaj Ath. (1937), s. 155; Setton K. M. (1978), s. 371; Treptow K. W. (1990), s. 101-102.
96 Pastor L. (1894), op. cit.; Setton K. M. (1978), op. cit.; Islami S. -Frasheri Kr. (1967), op. cit.; Treptow K. W. (1990), s. 102.
97 Başka kaynaklar için Treptow K. W. (1990), s. 102-103’a bakınız.
98 A.g.e., s. 103-104.
99 A.g.e., s. 105.
100 Murphey Rh. (1999), s. 13-34 (özellikle s. 13).
101 Treptow K. W. (1990), s. 94.
102 Inalcik H. (1997), s. 30.
103 Giakoumis K. (2001), 1. Bölüm.
104 67 numaralı nota bakınız.
105 Giakoumis K. (2001), 1. Bölüm.
106 Sufflay M. (1925), Srbi i Arbanasi. Njihova simbiozha u srednjemviyeku, Beograd, s. 65, Zamputi I. (1967), belge 78, s. 69’de Arnavutça’ya çevrilmiş ve yeniden yayınlanmıştır.
107 Veriler Murphey Rh. (1999)’den alınmıştır, 3. 1 ve 3. 5 numaralı tablolar, sırasıyla s. 38 ve 45’te yer almaktadır.
108 Ib., s. 35-63.
109 İnalcik H. (1997), s. 30.

Ady C. (1967), ‘The invasions of Italy’, in Potter G. R. [ed.] (1967), The New Cambridge Modern History, v. 1 (The Renaissance, 1493-1520), Cambridge, pp. 343-367.

Babinger F. (1978), Mehmed the Conqueror and His Time, translated by R. Manheim and edited by W. C. Hickman, Princeton.

Bekker Im. (1849), Historia Politica Constantinopoleos a 1391 usque 1578 annum Christi. Epirotica, Corpus Scriptorum Historiae Byzantinae, Bonn.

Bentley J. H. (1987), Politics and Culture in Rennaissance Naples, Princeton.
Buda A. -Zamputi I. -FrashÜri Kr. -Pepo P. [ed.] (1962), Burime tÜ Zgjedhura pür HistorinÜ e ShqipÜrisÜ, v. II (shek. VIII-XV), TiranÜ.

Cambini A. (1970), Two Commentaries the One of the Originall of the Turcks thother of the Warre of the Turcks against George Scanderbeg, Amsterdam; reprint of the original edition (London, 1562).

Fisher S. (1948), The Foreign Relations of Turkey, 1481-1512, Urbana. FrashÜri Kr. (1964), The History of Albania: A Brief Survey, TiranÜ.

FrashÜri Kr. (1967), George Kastriot Scanderbeg and the Albanian-Turkish War of the XVth Century, TiranÜ.

Gegaj Ath. (1937), L’ Albanie et l’ invasion turque au XVe six^cle, Louvain.

Giovanni Maria degli Angiolelli (1910), Historia Turchescha, edited by Ion Ursu, Bucarest.

Hallam E. [ed.] (1989), Chronicles of The Crusades. Eye-Witness Accounts of The Wars Between Christianity and Islam, London.

Hammer J. (1836), Histoire de l’ Empire ottoman depuis son origine jusqu’ aux nos jours, v. 3, Paris.

Inalcik H. (1960), ‘Ahmad Pasha Gedik’, in The Encyclopaedia of Islam, Leiden, v. 1, pp. 292­293.

Inalcik H. (19973), The Ottoman Empire: the Classical Age 1300-1600, Phoenix. Islami S. -FrashÜri Kr. (1967), Historia e Popullit shqiptar, TiranÜ. Kiel M. (1990), Ottoman Architecture in Albania 1385-1912, Istanbul.

KomnÛnos-YpsilantÛs A. (21972), EcclÛsiastik§n kai Politik§n t§n eis d§deka vivlion VIII, IX kai X, Ûtoi ta Meta tÛn Al§sin (1453-1789) (ek cheirografou anekdotou tÛs ieras monÛs tou Sina), edited by the archimandrite Germanos AphthonidÛs, Istanbul.

Lambros S. [ed.] (1902), Ecthesis Chronica and Chronicon Athenarum, London.

Le Compte Daru (1838), Histoire de Venise, Bruxelles.

Murphey Rh. (1999), Ottoman Warfare: 1500-1700, London.

Pastor L. (1894), The History of the Popes, St. Louis.

Pollo S. -Puto A. (1981), The History of Albania From Its Origins to the Present Day, translated by C. Wideman and G. Hole, London.

Pulaha S. [ed.] (1968), Lufta Shqiptaro-Turke nÜ shekullin XV. Burime Osmane, TiranÜ.

Rapo A. (1968), ‘Lufta e Himarioteve, pjese perberese e luftes se Shqiptareve per liri e pavaresi ne shek. XV-fillimi i shek. XVI’, in Konferenca e dyte e studimeve albanologjike me rastin e 500-vjetorit te vdekjes se Gjergj Kastriotit-Skenderbeut, Tirane, pp. 223-227.

Rapo A. (1969), ‘La lutte de Himariotes, partie integrale de la lutte des Albanais pour la liberte et l’ independence au XV-debut du XVI six^cles’, in Deuxix^me Conference des Etudes Albanologiques, v. 1, pp. 275-281.

Safran L. (1992), San Pietro at Otranto. Byzantine Art in Southern Italy-San Pietro ad Otranto. Arte bizantina in Italia meridionale, Rome.

Sathas C. N. (1884), Documents incdits relatifs Ü l’ Histoire de la Grx^ce au moyen bge, v. 6, Paris.

Setton K. M. (1978), The Papacy and the Levante (1204-1571), v. 2 (The 15th Century), Philadelphia.

Simonde de Simondi J. C. L. (1840), Histoire des Republiques Italiennes du Moyen Age, Paris.

Schwoebel R. (1967), The Shadow of the Crescent: The Rennaissance Image of the Turk (1453-1517), New York.

Thuasne L. (1892), Djem-Sultan, fils de Mohammed II, frx#e de Bayezid II (1459-1495), Paris.

Treptow K. W. (1990), ‘Albania and the Ottoman invasion of Italy, 1480-1481’, Studia Albanica, v. 1, pp. 81-105.

Tursun Beg (1978), The History of Mehmed the Conqueror, translated by H. Inalcik and Rh. Murphey, Minneapolis.

Vaughan D. (1954), Europe and the Turk: A Pattern of Alliances, 1350-1700, Liverpool.

Vespasiano da Bisticci (1963), Rennaissance Princes, Popes and Prelates: The Vespasiano Memoirs, Lives of the Illustrious Men of the XVth Century, translated by W. George and E. Waters, New York.

Zamputi I. [ed.] (1967), Dokumenta tÜ shekullit XV pÜr historinÜ e ShqipÜrisÜ, v. IV (1479­1506), part I (1479-1499), TiranÜ.

Zamputi I. [ed.] (1979), Dokumente pÜr HistorinÜ e ShqipÜrisÜ 1479-1506, TiranÜ.

Zoras G. (1958), Chronicon peri t§n Tourk§n Sultan§n (kata ton Barberinon c§dica 111), Athens.

Bir Cevap Yazın