Çevirmenden Birkaç Söz

Birçok vakanüvist ve yazara göre “Osmanlı aydını” denilen sınıf, Tanzimat dönemi sonrasında ortaya çıkmıştır. Bu dönemden itibaren Batı ile olan ilişkiler ve etkileşimler, devletin bilinçli tercihi sonucun da, hızla Osmanlı Devleti’ne etki etmeye başlamıştır. Bu etkileşim kendisini her alanda gösterdiği gibi tarih yazımında da göstermekteydi. Artık klasik hale gelen, Osmanlı Hanedanı etrafında şekillenen tarih yazımı kendisini modern tarih yazımına bırakmaya başladı. Her ne kadar bu yeni tarih yazımı eksiklikler ve hatalar barındırsa da oldukça anlamlıdır.haçlı seferleri.

Meşrutiyet döneminin önemli aydınlarından olan, çıkardığı ‘Mizan’ gazetesi dolayısıyla Mizancı lakabı verilen Mehmed Murad da bu tarihyazımına Tarih-i Umumî adlı eser ile katkıda bulunmuştur. Bu eser o zamana kadar bilinen hemen hemen bütün medeniyetlerin tarihlerini içermektedir. Sonrasında ise bu ciltlerce kitabın bir de özetini yayımlamıştır. Aşağıdaki çeviri, Muhtasar Tarih-i Umumî’nin 1908 yılında yapılan baskısının, Ehl-i Salib (Haçlılar) bölümüdür. Eserin tam künyesi ise şöyledir: Mehmed Murad, Muhtasar Tarih-i Umumî, Tefeyyüz Kütüphanesi, Dersaadet, 1327. Yazar tarafından yapılan bilgi yanlışlıkları ve eksiklikleri olabildiğince düzeltilmiş, bu düzeltmeler dipnotlarda gösterilmiştir. Ayrıca noktalama işaretlerindeki hatalar ve eksiklikler giderilmiştir. Yazar bazı özel isimlerin Latin harfleri ile yazılışlarını da metinde verdiği için o kısımlar olduğu gibi yazılmıştır. Metin sadeleştirilmiş hali de aşağıda verilerek günümüz Türkçesine uygun hale getirilmiştir.

  1. Onur Çalışır

Çeviri Metin

DÖRDÜNCÜ BAB

Ehl-i Salib

Ehl-i Salib Muharebelerinin Sebepleri – İsa aleyhisselam arz-ı Filistin’de dünyaya gelmiş, arz-ı mezkurda İncil-i şerifi neşr ve tervic etmiş ve yine orada ikmal-i ömr eylemiş idi. Bunun için arz-ı mezkur Hıristiyanların indinde mukaddes kesilmiş idi. Fazla olarak arz-ı Filistin, Kütübü’l-İlahiye’den anlaşıldığı üzere cenab-ı hakkın Beni İsrail kavmine ihsan ettiği “Arz-ı Mukaddes” bulunduğundan, eskiden beri meşhur idi. Hıristiyanlar dahi tabi böyle meşhur ve mukaddes olan memleketi zaptetmek isterler idi.

Bundan başka Hıristiyanlar, eskiden beri Kudüs-ü şerifi ziyaret için gelirler giderler idi. Hıristiyanlar için Kudüs’ü ziyaret etmek, bizim için hacca gitmek gibidir. Lakin gelen giden güya arz-ı mukaddeste ehl-i İslamdan hakaret gördüklerini iddia ile papalara ve hükumetlerine şikayet etmekte olduğundan, Avrupa’da efkar-ı umumiyenin Müslümanlar aleyhine kabarıp, arz-ı mukaddesin ehl-i İslamdan zaptını intizar etmekte idi.

Diğer taraftan papalar, umum Hıristiyanları ehl-i salib bahanesiyle bir tarafa sevk edip onlara kumanda etmek ve bu vechle hükümdarların nüfuzunu fevkinde bir nüfuza malik olmak istiyorlardı.

Ahaliye gelince; ehl-i salibe dahil olanlar işlemiş oldukları günahlardan kurtulacaklar idi. Ve muharebe sözde Allah uğrunda olduğu için ehl-i salib, muavenet-i ilahiyeye mazhar olacaklar idi. Bunun için herkes dahi memnunen gider idi. Günahkarlar günahlarından kurtuldukları gibi, esirler dahi esaretlerinden, borçlular borçlulardan kurtulduklarından birinci salibiyyun fırkasına dahil olanların hadd ü hesabı yok idi. Bunların içinde kimi gerçekten Allah’ın rızasını tahsil etmek için, kimi esaretten yahut borcundan kurtulmak için, kimi de feth olunacak memleketlerde beylik yahut servet ü saman sahibi olmak için gidiyorlar idi.

Ehl-i salibe ahaliyi tahrik eden Piyer Lermit (P. L’Ermite)’tir. Kudüs’ten avdet eden Piyer Lermit, papa nezdine gelip halkı davet için müsaade istemiş ve sonra başı açık, ayakları çıplak, elinde haç, belinde ip olduğu halde eşek üzerine binip İtalya ve Fransa’yı dolaşmış ve ahaliyi Kudüs’ün tahallüsüne davet etmiş ve her yerde rağbet görmüştür.

Bunun üzerine Papa İkinci Urban (Urbanus) Fransa’da kain Klermon şehrine umum Avrupa beylerini davet edip, Kudüs’ü Müslümanların elinden almak için murad-ı ilahi vaki olduğunu beyan etmiştir. Umum dahi “Allah böyle istiyor!”[1]  diyerek hazırlığa başlamışlardır.

Birinci Sefer 

İbtida yüz binlerce aç ve fakir mutaassıp ahali Piyer Lermit ile Zukuret Gutye nam bir kişizadenin kumandaları tahtında olarak şarka doğru hareket etmişler. Lakin bunların bakiyesi Anadolu’da kain İznik şehri civarında, Selçuki sultanlarından Sultan Kılıç Arslan tarafından mahvedilmiştir.

Bunlar kuru kalabalık olup birinci salibiyyun fırkasından sayılmaz. Asıl ehl-i salib fırkası yüz bin kadar zırhlı kişizade ve altı yüz bin kadar piyade oldukları halde zamanın en meşhur derebeylerinin kumandaları tahtında olarak hareket etmişlerdir. Birinci sefere hiçbir hükümdar dahil değildi. Çünkü Almanya İmparatoru Dördüncü Hanri aforozlu olduğu gibi Fransa ve İngiltere kralları ile papanın araları iyi değildi.

Salibiyyun fırkasına kumanda eden ümera içinde meşhur olanlar: Loren Kontu Godfrua de Buyon (Godfroy de Boullion), Fransa Kralı Birinci Filip’in biraderi Hug Vermandua (de Vermandois), İngiltere Kralı Fatih Gilyom’un oğlu ve Normandiya dükası Rober, Tuluz Kontu Raymond (Raymond), Tarent prensi Bohemond (Bohemond) ve Tankred (Tancréde) ve sairedir.

Godefrua resmen kumanda sayılmakta idi.[2] Zaten Godefrua Avrupa’nın en meşhur silahşörü bilindiğinden herkes maaliftihar itaat eder idi.

Ehl-i salib Almanya ve Macaristan ve Rumeli tarikiyle Kostantiniye’ye gelmişler. Zaten Kayser[3] çoktan beri garp Hıristiyanlarını Müslümanlar üzerine davet edip duruyordu. Lakin salibiyyun fırkasını şehre kabul etmekten sonra hükümetini zaptederler korkusuyla hayli telaş etmiştir. Halbuki Godefrua hükumeti zaptetmekten başka güya Müslümanların elinden zaptolunacak olan memleketleri dahi Kayser’in himayesi altına koyacağına söz vermiş ve umum ümeraya Kayser’e karşı sadakat yeminlerini icra ettirmiştir.[4]

Anadolu’ya geçmiş olan ehl-i salib Arslan ile pek çok muharebeler etmişler. Her ne kadar ehl-i salib Suriye’ye doğru kendilerine yol açabilmişler ise de Kılıç Arslan ile ettiği muharebelerde beş yüz binden ziyade adam telef eylemiştir.[5]

Ehl-i salib Kudüs pişgehine[önüne] geldikleri vakit muntazam asker olarak yalnız yirmi beş bin kişi kalmışlar idi. Bu kadar asker ile Kudüs’ü fethetmek müşkil idi. Lakin Kudüs’e malik olan Mısır hükumeti vaktiyle asker gönderemediğinden kale çok mukavemet edememiştir.

Kudüs’e dahil olan ehl-i salib arz-ı Filistin’de “Kudüs Krallığı” namıyla bir hükumet teşkil etmişler ve Godefrua’yı hükümdar ilan eylemişlerdir.[6] Civarda bulunan memleketler dahi prenslik, kontluk, baronluk namıyla bir takım beyliklere taksim olunarak ileri gelen reislere verilmiştir.[7]

İkinci Sefer 

Birinci ehl-i salib Kudüs-ü şerifi fethetmişler ise de arz-ı mukaddesin kaffesini zaptedememişler idi. Hatta zaptetmiş oldukları memleketleri muhafaza için bile ümit yok idi. Bunun için yeni teşkil eden Kudüs Krallığı muttasıl Avrupa’dan imdat istirham etmekte idi.

Meşhur Sen. Bernar (St. Bernard) papanın emri ile Avrupa hükümdarlarını ehl-i salibe davet etmiş. Almanya İmparatoru Üçüncü Konrad ile Fransa Kralı Yedinci Lui daveti kabul etmişler ve mükemmel ordu ile Kudüs’e azimet eylemişlerdir.[8] Lakin bunlar dahi mühim bir iş görememişler. İbtida askerlerini Anadolu’da hayli zedelemişler, sonra Şam-ı şerif kalesini muhasara ettikleri halde mağluben ricat eylemişlerdir. İş bu muvaffakiyetsizlik üzerine Konrad ile Hanri birbirleriyle bozuşup Avrupa’ya avdet etmişler. Hin-i avdette askerlerinin bakiyesini dahi perişan olmuştur.

Sultan Selahaddin-i Eyyubi 

Garb Hıristiyanlarının umumen memalik-i İslamiye üzerine gelip bunca zulümler icra etmeleri ve Kudüs-ü şerif ile diğer mühim şehirleri zapteylemeleri gibi memalik-i İslamiyeye arzolmuş olan büyük müsibet, idaresiz olan hilafet-i Abbasiye’ye pek de tesir etmemiş ise de ahali-i İslamiye, bahusus Şamlılar ile Mısırlılar, bundan dolayı pek ziyade mustarip olmuşlar ve Abbasilerden ümit olmadığından, tavaif-i mûlük içinde galeyana gelmiş olan hamiyet-i İslamiyeyi hüsn-ü istimal edebilecek bir er aramaya başlamışlardır ki böyle zat bulunduğu halde cümlesi onun kumandası altına girecekler idi. Millet-i İslamiye aradığını Kürt ümerasından Sultan Selahaddin-i Eyyubi’de bulmuştur.

Sultan Selahaddin, Musul’da hükumet eden atabeylerden Nureddin’in vüzerasından idi. Nureddin Han inkirazda bulunan Mısır Devlet-i Fatîmiye’si üzerinde nüfuz icra etmekte olup, her vakit orada idareye nezaret için murahhas makamında ümerasından birini bulundurur idi. Fatîmiyyun’un en sonraki bulunan Halife Azad zamanında bu memuriyet Selahaddin’e verilmiş idi.

Selahaddin dirayet ve hamiyeti ile umumun teveccühünü kazanmış bir adam idi. Bunun için Selahaddin, Halife Azad’ın vefatı üzerine Mısır hükumetini külliyen zaptedince kimse sesini çıkaramamıştır. Bu sırada Nureddin dahi vefat ettiğinden Selahaddin Şam kıtasını[9] dahi alıp iki kıtada muntazan bir hükumet teşkil etmiştir.[10]

Bundan sonra Selahaddin Kudüs’te hükumet eden Franklar üzerine hareketli muharebeye başlamıştır. Her ne kadar Avrupa hükumetleri Kudüs hükumetini imdatsız bırakmamışlar ise de yine Selahaddin’in önünde kimse duramamıştır. Selahaddin’in muvaffakiyetini haber alan erbab-ı hamiyet, her taraftan Selahaddin’in imdadına koştuğundan az müddet içinde Kudüs-ü şerifi istirdad olunup Franklar kovalamıştır (565).[11] Bunun üzerine ehl-i salib seferleri içinde en mühim olan üçüncü ehl-i salib seferi vaki olmuştur.

Üçüncü Sefer 

Papalar Avrupa Hıristiyanlarını salib muharebesine davet ettikleri vakit, “Sizi cenab-ı Allah davet ediyor” gibi her halde kendileri için muzır-ı efkar beyan ettikleri cihetle, bir kere Kudüs’e malik olmuş olan Franklar onun tekrar Müslümanların eline geçeceğini inanmazlar idi.

Lakin güya davet-i aliyeye itbaen şarka doğru hareket ederek milyonlarca canı telef eden Hıristiyan alemi, Kudüs-ü şerifin tekrar ehl-i İslam eline geçtiğini haber alınca fena halde müteessir olmuştur. Bahusus papa ne diyeceğini ve ne yapacağını şaşırmış idi.

Bu defa artık -değil yalnız papa- adi köylüler bile ehl-i salib talep etmekte idi. Kiliselerde her gün dualar okunup Sultan Selahaddin’e beddualar edilir idi.

Başta Almanya İmparatoru meşhur Frederik Barbaros ve Fransa Kralı Filip Ogüst ve İngiltere Kralı “Arslan Yüreği” (Cæur de Lion) Rişard bulundukları halde bütün Avrupa hükümdarları ile ehl-i silahî şarka doğru hareket etmişlerdir.

Memalik-i İslamiye gerçekten büyük tehlike içinde idi. Fransa ve İngiltere kralları maiyetleriyle denizden, Frederik ile Almanya askeri karadan gidiyorlar idi. Bunların cümlesi Akka kalesi önünde yerleşecekler idi.

Ehl-i salib Akka önünde yerleşmişler ise de Sultan Selahaddin’in karşısında faydalı bir iş görmekten aciz kalmışlardır. Bir sene kadar muharebe ile uğraşan ehl-i salib ancak Akka şehrini alabilmişler. Birkaç kere ileriye doğru hareket ettikleri halde Selahaddin’e mağlup olup ricat etmişler ve bu fikirden vaz geçmek lazım olduğunu anlamışlar. Bunun üzerine Rişard müzakerane başlayıp sulhen Kudüs-ü şerifi almak istemişse de ona da muvaffak olamamıştır. Bunun için ehl-i salib dahi barış görmeksizin mahzunen geri avdet etmişlerdir.

Dördüncü Sefer 

Bu kadar ehemmiyetler icra edilen üçüncü ehl-i salib seferi semeresiz kaldığından artık Kudüs’ü iade için ümit kalmamış idi. Lakin papalar Hıristiyanları Müslümanlar üzerine sevk etmek her halde hayırlıdır fikrinde halkı ehl-i salibe davet etmekten geri durmamıştır.

On iki sene sonra Fransa ve İtalya şövalyeleri papanın davetine icabetle Kudüs’e gitmek üzere Venedik’e gelmişler ve Venedik’ten donanma vasıtasıyla denizden hareket etmişler. Lakin yolda niyetlerini değiştirmişler. Yani vaki olan davet üzerine Kostantiniye’ye gidip hükumeti kayserlerin elinden almışlar ve bu vechle Kudüs’ü Müslümanların elinden almak üzere hareket eden ehl-i salib şark kayserliğinin birinde “Latin İmparatorluğu” namıyla bir Frenk devleti teşkil ile iktifa eylemişlerdir (572).[12]

Şu kadar ki bunların teşkil ettikleri hükumet ancak elli sene beka bulup yine kayser hanedanı tarafından iade olunmuştur.[13]

Sair Ehl-i Salib Seferleri 

Bundan sonra dahi Avrupalılar birkaç defa daha şarka doğru faydasız seferler etmişlerdir. Beşinci sefere Macar Kralı Andre, altıncı sefere Almanya İmparatoru İkinci Frederik, yedinci ve sekizinci seferlere dahi Fransa Kralı Dokuzuncu yahut “Mukaddes” Lui kumanda eylemişlerdir.

Bunlar “şark ehl-i salibi”dir. Bir de garpta bir takım ehl-i salib seferleri vardır. Garp ehl-i salibi içinde en mühim olan Endülüs ve Albijua (Albigeois) ve Prusya ehl-i salibleridir. Endülüs’e yerleşmiş olan Araplar daima Hıristiyanların gayret ve taassuplarını tahrik ettiklerinden, papalar arada sırada o tarafa dahi Hıristiyanları sevk ederler idi. Bu ehl-i salib Şarlman’ın devrinde başlamış ve Endülüs Devleti mahvoluncaya kadar –yani yedi sekiz asır devam etmiştir.

Albijua ehl-i salibi ise cenubi Fransa’da zuhur etmiş olan yeni bir mezhep[14] taraftarları aleyhine vaki olan seferdir. Bu seferde öteden beriden toplanmış olan mutaassıplar ordusu, cenubi Fransa’yı harap ve ahalisini katl eylemişlerdir.

Prusya ehl-i salibi ise Almanya’nın şark tarafında sakin putperestler üzerine vaki olan seferlerdir. Bir de Osmanlı Devleti’nin ibtida-i zuhuru esnasında birkaç defa memalik-i mahrusa aleyhine dahi ehl-i salib kıyamları vaki olmuştur.


DİPNOTLAR

[1] Latincesi ‘Deus le volt!’.

[2] Bu bilgi hatalıdır. I. Haçlı Seferi’ne Papalığın resmi elçisi(legat) olarak Le Puy piskoposu Adhemar önderlik etmekteydi. Bununla birlikte onun Antakya’da 1 Ağustos 1098’de ölmesi seferin liderleri arasındaki rekabeti ve mücadeleyi ortaya çıkarmıştır.

[3] Orijinali Caesar. Bizans imparatoru. O sıralarda Bizans tahtında I. Alexios Komnenos bulunuyordu.

[4] Yazar burada yanılmakta. Godefroi, ilk başlarda İmparator Alexios Komnenos’a vasallik yemini etmeyi reddettiği gibi Bizans ordusu ile ufak çaplı çatışmaya dahi girişmişti. Ancak daha sonra yemin etmiştir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, çev. Fikret Işıltan, I. Cilt, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2008, s. 115-117.

[5] Bu sayı oldukça abartılıdır. Ayrıca I. Kılıç Arslan ile Haçlılar arasında Eskişehir yakınlarında yapılan savaşı Haçlılar kazanmışlardır. Gerçekte ise bütün I. Haçlı Seferi’ne katılanların sayısı askerler ve hacılar dahil yüz bini ancak bulmaktadır.

[6] Godefroi “Kutsal Kabir’in Savunucusu” (Advocatus Sancti Sepulchri) unvanını tercih etmiştir.

[7] Haçlılar birinci sefer sonunda Kudüs’ün dışında Urfa, Antakya ve Trablus merkezli üç kontluk  daha kurmuşlardır.

[8] II. Haçlı Seferi’nin asıl sebebi  1144 yılında İmadeddin Zengi’nin Urfa’yı alması ve Urfa Haçlı Kontluğu’na son vermesidir.

[9] Şam bölgesi yaklaşık olarak bugünkü Suriye Devleti’nin sınırlarını oluşturmaktadır.

[10] Selahaddin Eyyubi’nin soyu ve yükselişi hakkında modern bir çalışma için bkz. Ramazan Şeşen, Eyyûbîler (1169-1260), İSAM Yayınları, İstanbul, Nisan 2012.

[11] Miladi 2 Ekim 1187.

[12] Miladi 1204.

[13] İstanbul 1264 yılında tekrar Bizanslılarca ele geçirilmiştir.
[14] Katarcılık.

********************************************************************************************

Sadeleştirilmiş Metin

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Haçlılar

Haçlı Savaşlarının Sebepleri – İsa aleyhisselam Filistin’de dünyaya gelmiş, orada İncil’i duyurmuş, kabul ettirmiş ve yine orada ömrünü tamamlamıştır. Bunun için orası Hıristiyanların indinde kutsal kabul ediliyordu. Ayrıca Filistin, İlahi Kitaplar’dan anlaşıldığı üzere cenab-ı hakkın İsrailoğullarına verdiği “Kutsal Toprak” olduğundan, eskiden beri meşhurdu. Hıristiyanlar tabi böyle meşhur ve kutsal olan memleketi ele geçirmek isterlerdi.

Ayrıca Hıristiyanlar, eskiden beri Kudüs’ü ziyarete gelirlerdi. Hıristiyanlar için Kudüs’ü ziyaret etmek, bizim için hacca gitmek gibidir. Ancak gelen-gidenler güya kutsal topraklarda Müslümanlardan hakaret gördüklerini iddia ederek, bu durumu papalara ve kendi devletlerine şikayet ettiği için Avrupa’da genel düşünce Müslümanlar aleyhinde yükselmiş, bu kişiler kutsal toprakların Müslümanlardan alınmasını istemekteydiler.

Diğer taraftan papalar, bütün Hıristiyanları Haçlı Seferi bahanesiyle onları bir tarafa yönlendirip onlara kumanda etmek ve bu yolla hükümdarların nüfuzunun üstünde bir nüfuza sahip olamak istiyorlardı.

Ahaliye gelince; Haçlı seferine dahil olanlar işlemiş oldukları günahlardan kurtulacaklardı. Ve savaş Allah uğrunda olduğu için, Haçlılar ilahi yardıma mazhar olacaklardı. Bunun için herkes gönüllü olaran sefere giderdi. Günahkarlar günahlarından kurtuldukları gibi, esirler de esaretlerinden, borçlular da borçlarından kurtuldukları için ilk Haçlılar grubuna katılanların hadd ü hesabı yoktu. Bunların içinde kimisi gerçekten Allah’ın rızasını kazanmak için, kimisi esaretten yahut borcundan kurtulmak için, kimisi de fethedilecek yerlerde beylik veya servet sahibi olmak için gidiyorlardı.

Haçlı seferine ahaliyi tahrik eden Piyer Lermit’tir. Kudüs’ten dönen Piyer Lermit, papanın huzuruna gelip halkı davet için izin istemiş ve sonra başı açık, ayakları çıplak, elinde haç, belinde ip olduğu halde eşek üzerine binip İtalya ve Fransa’yı dolaşmış, ahaliyi Kudüs’ün kurtarılmasına davet etmiş ve her yerde rağbet görmüştür.

Bunun üzerinde Papa II. Urban Fransa’da bulunan Klermon şehrine bütün Avrupa beylerini davet edip, Kudüs’ü Müslümanların elinden almak için ilahi isteğin ortaya çıktığını açıklamıştır. Hepsi “Tanrı böyle istiyor!” diyerek hazırlığa başlamışlardır.

Birinci Sefer – Başlangıçta yüz binlerce aç ve fakir dindar ahali Piyer Lermit ile Zukuret Gutye isimsi bir kişinin kumandaları altında doğuya doğru hareket etmişler. Ancak bunlar Anadolu’da bulunan İznik şehri civarında, Selçuklu sultanlarından Sultan Kılıç Arslan tarafından mahvedilmiştir.

Bunlar kuru kalabalık olup birinci Haçlılar kafilesinden sayılmaz. Asıl Haçlılar grubu yüz bin kadar zırhlı kişi ve altı yüz bin kadar piyade ile zamanın en meşhur derebeylerinin kumandaları altında hareket etmişlerdir. Birinci sefere hiçbir hükümdar katılmamıştı. Çünkü Almanya İmparatoru IV. Hanri aforozlu olduğu gibi Fransa ve İngiltere kralları ile papanın araları iyi değildi.

Haçlılara kumanda edenler içerisinde meşhur olanlar: Loren Kontu Godfrua de Buyon (Godfroy de Boullion), Fransa Kralı I. Filip’in kardeşi Hug Vermandua (de Vermandois), İngiltere Kralı Fatih Gilyom’un oğlu ve Normandiya dükası Rober, Tuluz Kontu Raymond (Raymond), Tarent prensi Bohemond (Bohemond) ve Tankred (Tancréde) ve sairedir.

Godefrua resmen lider sayılmaktaydı. Zaten Godefrua Avrupa’nın en meşhur silahşörü kabul edildiğinden herkes ona iftiharla itaat ederdi.

Haçlılar Almanya-Macaristan-Rumeli yoluyla İstanbul’a gelmişler. Zaten Bizans imparatoru uzun süredir batı Hıristiyanlarını Müslümanlar üzerine saldırmaya davet edip duruyordu. Ancak Haçlıları şehre kabul ettikten sonra tahtını ele geçirirler korkusuyla hayli telaş etmiştir. Halbuki Godefrua tahtı ele geçirmek şöyle dursun Müslümanlardan alınacak yerleri imparatora vereceğine söz vermiş ve bütün komutanları imparatrora karşı sadakat yemini ettirmiştir.

Anadolu’ya geçmiş olan Haçlılar [Kılıç] Arslan pek çok savaş yapmışlardır. Her ne kadar Haçlılar Suriye’ye doğru kendilerine yol açmışlarsa da Kılıç Arslan ile ettikleri savaşlarda beş yüz binden fazla adam kaybetmişlerdir.

Haçlılar Kudüs önlerine geldikleri zaman tam anlamıyla asker olarak yalnız yirmi beş bin kişi kalmışlardı. Bu kadar asker ile Kudüs’ü fethetmek zordu. Ancak Kudüs’ü elinde bulunduran Mısır Devleti zamanında asker gönderemediği için kale çok dayanamamıştır.

Kudüs’ü alan Haçlılar Filistin’de “Kudüs Krallığı” ismiyle bir devlet kurmuşlar ve Godefrua’yı hükümdar ilan etmişlerdir. Çevrede bulunan topraklar prenslik, kontluk, baronluk isimleriyle bir takım beyliklere bölünerek ileri gelenlere verilmiştir.

İkinci Sefer – İlk Haçlılar Kudüs’ü fethetmişler ise de kutsal toprakların hepsini ele geçirememişlerdi. Hatta ele geçirmiş oldukları toprakları korumak için bile ümitleri yoktu. Bunun için yeni kurulan Kudüs Krallığı devamlı olarak Avrupa’dan yardım talep etmekteydi.

Meşhur Sen. Bernar (St. Bernard) papanın emri ile Avrupa hükümdarlarını Haçlı seferine davet etmiş. Almanya İmparatoru III. Konrad ile Frans Kralı VII. Lui daveti kabul etmişler ve mükemmel bir ordu ike Kudüs’e gitmişlerdir. Ancak bunlar da çok önemli bir başarı elde edememişlerdir. İlk olara askerlerini Anadolu’da yıpratmışlar, sonra Şam kalesini kuşattıkları halde yenilerek geri çekilmişlerdir. Bu başarısızlık üzerine Konrad ile Hanri birbirleriyle bozuşup Avrupa’ya dönmüşlerdir. Dönerlerken de askerlerinin tümüne yakını perişan olmuştur.

Sultan Selahaddin Eyyubi – Batı Hıristiyanlarının hep İslam memleketleri üzerine gelip bunca zulümler uygulamaları, Kudüs’ü ve diğer önemli şehirleri ele geçirmeleri gibi İslam memleketlerinin maruz kaldığı büyük müsibet; güçsüz olan Abbasi Halifeliği’ne pek tesir etmemişse de Müslüman halk, özellikle de Şamlılar ve Mısırlılar bu durumdan dolayı pek mustarip olmuşlar ve Abbasiler’den ümit olmadığından, Abbasiler’in ardılı olan devletlerin halkı içerisinde galeyana gelmiş olan İslam’ı savunma gayretini güzelce uygulayacak bir kişi aramaya başlamışlardı ki böyle bir kişi bulunduğu zaman hepsi onun kumandası altına girecekelerdi. Müslümanşar aradığını Kürt emirlerinden Sultan Selahaddin Eyyubi’de bulmuştur.

Sultan Selahaddin, Musul’dan topraklarını idare eden Nureddin’in [Zengi] vezirlerindendi. Nureddin Han çökmekte olan Mısır Fatîmi Devleti’nin üzerinde hakimiyet kurmakta ve her zaman oradaki idareyi kontrol edebilecek makamda emirlerinden birisini bulundururdu. Fatîmi Devleti’nin sonuncu halifesi olan Halife Azad zamanında bu görev Selahaddin’e verilmişti.

Selahaddin zekası ve çalışma azmi ile herkesin teveccühünü kazanmış bir adamdı. Bunun için Selahaddin, Halife Azad’ın ölümü üzerine Mısır Devleti’ni külliyen ele geçirince kimse sesini çıkaramamıştır. Bu sırada Nureddin de vefat ettiğinden Selahaddin Şam bölgesini de alıp iki kıtada güçlü bir devlet kurmuştur.

Bundan sonra Selahaddin Kudüs merkezli Franklar üzerine savaşlara başlamıştır. Her ne kadar Avrupa devletleri Kudüs Devleti’ni yardımsız bırakmamışlar ise de Selahaddin’in önünde kimse duramamıştır. Selahaddin’in başarısını alan dindarlar, her taraftan Selahaddin’in yardımına koştuğundan az süre içinde Kudüs geri alınıp Franklar kovalanmıştır (565). Bunun üzerine Haçlı Seferleri içinde en mühim olan III. Haçlı Seferi gerçekleşmiştir.

Üçüncü Sefer – Papalar Avrupa Hıristiyanlarını Haçlı savaşlarına davet ettikleri vakit “Sizi Tanrı davet ediyor” gibi her halde kendileri için zararlı fikirler beyan ettikleri için, bir kere Kudüs’e sahip olan Franklar, onun tekrar Müslümanların eline geçeceğine inanmazlardı.

Ancak yüce davete katılarak, doğuya doğru hareket ederek milyonlarca canı telef eden Hıristiyan alemi, Kudüs’ün tekrar Müslümanların eline geçtiğini haber alında fena halde üzülmüştür. Özellikle papa ne diyeceğini ve ne yapacağını şaşırmıştı.

Bu sefer artık sadece papa değil sıradan köylüler bile Haçlı Seferi talep etmekteydi. Kiliselerde her gün dualar okunup, Sultan Selahaddin’e beddualar edilirdi.

Başta Almanya İmparatoru meşhur Fredrik Barbaros ve Fransa Kralı Filip Ogüst ve İngiltere Kralı “Aslan Yürekli”(Cæur de Lion) Rişard bulundukları halde bütün Avrupa hükümdarları ile askerler doğuya doğru hareket etmişlerdir. İslam toprakları gerçekten büyük tehlike içindeydi. Fransa ve İngiltere kralları meiyetleriyle denizden, Fraderik ile Almanya askerleri karadan gidiyorlardı. Bunların hepsi Akka kalesi önlerine yerleşeceklerdi.

Haçlılar Akka önünde yerleşmişseler de Sultan Selahaddin’in karşısında başarı sağlayamamışlardır. Bir sene kadar savaş ile uğraşan Haçlılar ancak Akka şehrini alabilmişler. Birkaç kere ileriye doğru hareket ettikleri halde Selahaddin’e mağlup olup geri çekilmişler ve bu fikirden vazgeçmek gerektiğini anlamışlardır. Bunun üzerine Rişard müzakerelere başlayıp anlaşma ile Kudüs’ü almak istemişse de başaramamıştır. Bunun için Haçlılar dahi barış görmeksizin üzülerek geri dönmüşlerdir.

Dördüncü Sefer – Bu kadar önem verilen üçüncü Haçlı Seferi semeresiz kaldığından artık Kudüs’ü geri almak için ümit kalmamıştı. Ancak papalar Hıristiyanları Müslümanlar üzerine yönlendirmek her halde hayırlıdır düşüncesiyle halkı Haçlı Seferi’ne davet etmekten geri durmamıştır.

On iki sene sonra Fransa ve İtalya şövalyeleri papanın davetine katılarak Kudüs’e gitmek üzere Venedik’e gelmişler ve Venedik’ten donanma aracılığıyla denizden hareket etmişler. Lakin yolda niyetlerini değiştirmişler. Yanı gerçekleşen davet üzerine İstanbul’a gidip yönetimi imparatorların elinden almışlar ve bu yolla Kudüs’ü Müslümanların elinden almak üzere yola çıkan Haçlılar Doğu [Roma] İmparatorluğu’nda “Latin İmparatorluğu” ismiyle bir Frenk devleti kurmakla yetinmişlerdir(572).

Bunların kurdukları devlet ancak elli sene yaşamış, yine imparator hanedanı tarafından geri alınmıştır.

Diğer Haçlı Seferleri – Bundan sonra da Avrupalılar birkaç defa doğuya doğru faydasız seferler etmişlerdir. Beşinci sefere Macar Kralı Andre, altıncı sefere Almanya İmparatoru II. Frederik, yedinci ve sekizinci seferlere dahi Fransa Kralı IX. yahut “Kutsal” Lui kumanda etmişlerdir.

Bunlar “doğuya yapılan Haçlı Seferleri”dir. Bir de batıda bir takım Haçlı Seferleri vardır. Batı Haçlı Seferleri içerisinde en önemlileri Endülüs, Albijua (Albigeois) ve Prusya Haçlı Seferleri’dir. Endülüs’e yerleşmiş olan Araplar daima Hıristiyanların dini gayretlerini ve dindarlıklarını tahrik ettiklerinden, papalar arada sırada o tarafa Hırıstiyanları sevk ederlerdi. Bu Haçlı Seferleri Şarlman’ın devrinde başlamış ve Endülüs Devleti mahvoluncaya kadar – yani yedi sekiz asır devam etmiştir.

Albijua Haçlı Seferi ise güney Fransa’da ortaya çıkan yeni bir mezhep taraftarları aleyhinde gerçekleştirilen seferdir. Bu seferde öteden beriden toplanmış olan dini fanatikler ordusu, güney Fransa’yı harap eylemişler ve ahalisini de katletmişlerdir.

Prusya Haçlı Seferi ise Almanya’nın doğu tarafında bulunan putperestler üzerine gerçekleştirilmiş seferlerdir. Bir de Osmanlı Devleti’nin ortaya çıkmasının başlangıcı esnasında birkaç defa Osmanlı toprakları aleyhine Haçlı Seferleri gerçekleştirilmiştir.

Bir Cevap Yazın