1. Türk Mitolojisi I. ve II.Cilt

    Prof. Dr. Bahaeddin ÖGEL Kimdir ?

Eserin yazarı, Prof. Dr. Bahaeddin ÖGEL Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ni bitirmiş, “Uygur Devletinin Kuruluşu” isimli tezini hazırlayarak 1948 yılında doktor ünvanı almış, 1949 yılında G.T.T. kürsüsüne asistan olarak atanmıştır.  “Liao Devrinden Önceki Kitanlar” isimli doçentlik tezini hazırlamış ve 1957 yılında Eylemli Doçent olmuş, 1964 yılında “Sino Turcica” adlı eseri ile Profesör olmuştur. 42 yıllık akademik hayatının tamamını Ankara Üniversitesi’nde geçirmiş ve bir çok akademik başarıya imza atarak, emekli olmuştur. Hoca, Türk tarihinin bütünlüğü, Türklerin göçebeliği, Türk-Moğol meselesi gibi pek çok tarihsel mesele hakkında tezler ortaya atmıştır. türk mitolojisi türk mitolojisi türk mitolojisi

Alanıyla ilgili 20 cilt kitap ve 120’den fazla makale yazmıştır. Şimdi ise biz Hoca’nın yazmış olduğu Türk Mitolojisi adlı 2 ciltlik kitabını inceleyeceğiz.Kitabın ilk baskısı 1989 yılında Türk Tarih Kurumu Basımevi tarafından Ankara’da basılmıştır. Eser 2 ciltten meydana geldiği gibi Hoca’nın karakalem resim yapma yeteneği sayesinde bir çok çizim ile zenginleştirilmiştir. Eserin detaylarına geçmeden önce Bahaeddin ÖGEL’ in mitolojiyi nasıl tanımladığını kendi ağzından okuyalım; ” Mitolojinin kısa bir tarifini yapmakta da bir fayda vardır.

Aslında MİTOLOJİ sözü, belirli bir kavme ait efsaneleri inceleyen bir ilim dalı anlamına gelir.Eski Yunanlılar masala, MİT derlerdi. Mitoloji deyimi de bu sözden çıkmıştır. Fakat mitoloji, bir kavme ait tek bir efsane yada masalı değil; bütün efsane ve inanışları ele alarak neticelere varmak isteyen bir ilimdir.”[1]  Eserin giriş bölümünde Hoca; mitolojiyi tanımlamış, milletler ve devletler tarihinde mitolojinin önemini vurgulamasının yanında, bir devletin devlet olabilmesi için muhakkak bir soydan geldiğini ispatlaması gerektiğini bunun içinde kendisine bir dayanak noktası bulması gerektiğinin özellikle altını çizmiştir.

***türk mitolojisi

Hoca’nın hayatını bir de asistanlığını yapan Yaşar KALAFAT’ ın kaleminden okuyalım; ” Bahaeddin Ögel 1924 yılında Elazığ’da Harputlu bir esnaf ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. O, kardeşlerinin en büyüğü idi. Tarihçi oluğunda Harput’un zengin tarihi dokusunun ve annesinin etkili olduğu ifade edilir. “Türkiye’de bir çok insanın Türk kültürü, Türk dünyası, Türkistan ve Orta Asya Türk kültür Tarihi gibi konularda ilgilenmek şöyle dursun, sözünü dahi etmeğe cesaret edemedikleri veya lüzumsuz buldukları dönemlerde Ögel, bu konuların uzmanı olarak yazılar kaleme almış, üniversite kürsülerinde dersler vermiş, tezler yönetmiş, yayımlamıştır. Şu anda onun araştırma konusu bugün Türk insanını yakından ilgilendirmektedir”[2]

Ciltlerin Tanıtımı türk mitolojisi

Eserin I.cildinde; Büyük Hun Devleti ve Türk Mitolojisi, Türklerin Kurttan Türeyişi, Ergenekon Efsanesi, Uygurların Türeyiş Efsanesi, Oğuz Destanı, Türkmenlerin Şeceresi, Oğuz Destanı Hakkında Bazı Notlar, Han-Name, Yaratılış Destanı, Manas Destanı, Türkler ve Moğol Mitolojisi, Türk Mitolojisinde Geyik, Türk Mitolojisinde Kartal  başlıklarına yer verilmiştir.

II.cilt de ise; Türk Gelenekleri ile Destanlarında Oğuz Destanı, Topkapı Sarayı’ndaki “Oğuz Destanı” Parçası, Alp Er Tonga Efsanesi, Tepegöz Hakkında, Deli Dumrul Hakkında, Türk Mitolojisinde “Keloğlan”, Türklerde Hızır Anlayışı, Geyik ve Türkler, Kurt ve Türkler, Doğan ve Kartal, Don Değiştirme, Gök ve Türkler, Göğün Direği, Kutup Yıldızı, Güneş, Ay, Yıldızlar, Samanyolu, Serap ve Türkler, Ebe Kuşağı,Dünya, Dünyanın Şekli, Dünyanın Göbeği, Yer ve Yeraltı, Tabiat Olayları ve Türkler, Yıldırım ve Şimşek, Rüzgarlar ve Türkler, Su ve Sular(Türk Gelenekleri ve Destanlarında), Kutlu Mukaddes Pınarlar ve Kaynaklar, Büyük Türk İllerinin – Ulu Irmakları, Dünyanın Ulu Irmağı, Türk Mitolojisinde Deniz ve Okyanus, Göller ve Sazlıklar, Dağlar, Türk Mitolojisinde Ağaç, Türk Mitolojisinde Ateş, Türk Mitolojisinde ve Destanlarında Bazı Hayvanlar, Türk Mitolojisinde ve Destanlarda Kuşlar, Türk Mitolojisinde Devler ve Ejderhalar, Rüyalar ve Türk Mitolojisi, Türk Mitolojisinde Bazı Motifler başlıkları işlenmiştir.

***

Biz Hoca’nın işlemiş olduğu bu kaynaklardan bazılarını (Büyük Hun Devleti ve Türk Mitolojisi, Türk Mitolojisinde Geyik, Türklerde Hızır Anlayışı, Türk Mitolojisinde Bazı Motifler) mercek altına alıp incelemeye çalışacağız. Ama bunlara geçmeden önce eseri tanımaya ve Hoca’nın bu eseri yazmakta ki amacını anlamaya ve öğrenmeye çalışalım. türk mitolojisi

“Onun Türk Mitolojisi adlı iki ciltlik eseri Türk mitolojisinin öğrenilmesinde mühim bir aşamadır. Mitolojiyi Türk destan, efsane ve rivayetlerine dayandıran B. ÖGEL, tarihi kaynaklara da başvuruda bulunmuştur; özellikle Çin salnamelerinde geçen yarı tarihi, yarı mitolojik olayları incelemiştir. Bunun bir nedeni Türk mitolojisinin ayrı-ayrı motifleri destan, masal, efsane, türkü gibi türlerde saklı olmasıdır, ancak son kapsamlı araştırmalardan bilindiği gibi mitoloji sadece yazılan ve söylenen metin değil, aynı zamanda ayin, gösteri, şekil, dil vs.dir. Mitolojik metin diğer metin türlerinden çok yönlü fonksiyonu ile ayrılmaktadır.”*[3] türk mitolojisi türk mitolojisi türk mitolojisi türk mitolojisi

türk mitolojisi***türk mitolojisi

Hoca’nın eserinde MS.13. yüzyıla kadar ki Türk efsaneleri, Çin ve Bizans kaynaklarından toplanmış ve metin düzeltmeleri yapılarak birebir verilmiştir. Kitabın muhtevasına baktığımız zaman Türklerle ilgili bir çok iz, yaşam şekli, inanış, doğa olayları, aile yaşantısı ve toplumsal fikirler detaylıca işlenmiştir. Bahaeddin ÖGEL Türk tarihinin bilinmeyen noktalarına ışık tutmak  için  kişisel gayretleri ve çabalarıyla deyim yerindeyse döneminin bir Bilge Tonyukuk’u, bir Alp Eren’i olmuştur.

” Türk Mitolojisi diğer dünya mitolojilerinde olduğu gibi, ölü fikir ve düşüncelerden meydana gelmemiştir. Türk Mitolojisi, bir hayat yoludur, dolayısıyla bu eserde, Anadolu’dan Sibirya’ya doğru uzanan bir izlenimdir.”[4]  B.ÖGEL eserinde Türk tarihin de yer alan, fakat günümüzde fazlaca bilinmeyen, bilinse bile netliğe kavuşmamış bir çok destanı da ( Manas Destanı, Oğuz Kağan Destanı, Uygurların Türeyiş Destanı, Altay Yaratılış Destanları ) bütün hatlarıyla ortaya koymuştur.

Her iki ciltte de destanlar ve efsaneler aktarıldıktan sonra bu destan ve efsanelerin detaylı analizi yapılmış ve karanlık bir nokta bırakılmamaya çalışılmıştır. Eserde ki bazı konuların detaylı incelemesine geçmeden kitabın ana hatlarıyla tanıtımını Hoca’nın sözüyle noktalayalım; “Mitoloji bir milletin fikir ve düşünce tarihidir.”[5]

***

I.Cilt

 1.1. Türk Mitolojisi I.Cilt; “Büyük Hun Devleti ve Türk Mitolojisi”

“Eşimi ve atımı verdim çünkü benimdir!

Toprak verilemez, çünkü devletindir.”

Mete Han

Oğuz Kağan, babası Kara Han’ı öldürmüş ve onun yerine tahta oturmuştur. Fransız bilim adamı Joseph De Guignes -Türk tarihinin kurucu- Oğuz’un Mete olabileceği hakkında bir bağ görmüş ve bunu kaleme almıştır. Aslında baktığımız zaman bu durum tam anlamıyla bir uydurmadır diyemeyiz,  zira Mete Han’da babası Teoman’ı töreyi çiğnediği için öldürmüş ve yerine han oturmuştu. Mete’nin gençlik çağlarının,  bir efsane olup olmadığını bilmiyoruz. Ama bütün tarih boyunca, büyük hükümdarlarda olduğu gibi, Mete’nin hayatının da gençlik çağları karanlıkta kalmakta ve bir nevi mitolojiye bürünmektedir.[6]

Mete’den önce Çin Kaynaklarında Orta Asya ve Türk devletleri hakkında anlatılan bilgiler yetersiz veya karanlıktı. Fakat Tuman-Han (Teoman) ve oğlu Mete Han (Mao-dun) ile birlikte Çin Kaynakları Türkler hakkında bize fazlaca bilgiler sunmaktadır. Öyle ki biz o dönemde ki Türklerin giyim, savaş, aile, yönetim, ekonomik ve sosyal hayatlarına dair fazlaca bilgiye sahip bulunuyoruz. Mete hakkında Çin Kaynaklarında okuduğumuz bu efsanevi olay özet olarak şöyleydi:

***

Üçüncü yüzyıldı tam, çok önceydi İsa’dan,

Bir fırtına kopmuştu, taşmıştı İç Asya’dan !

Hun reisi Tuman-Han, herkesin dilindeydi!

Tuman Han kanarmış, İnsanoğluymuş bu ya!

Bir cariye hep dermiş: “-Bu Mete ölsün!” Diye.

Tuman oğlunu rehin vermiş Yüeçi’lere,

Sonra da hücum etmiş sormamış elçilere.

Tuman oğlunu görmüş aklını kaçırmış.

Tuman ava gitmiş Mete’ye de gel demiş,

Avda bir ok uçmuş, Tuman’a gelmiş.

Gerçi derler çoğu, Mete atmış ilk oku !

***

Çin tarihçileri yazdıkları yıllıklarda Mete Han’ın babası Teoman’ı öldürmesini böyle anlatır. Ama Türk Mitolojisinde çok önemli bir nokta vardır. Bunu da hiçbir zaman unutmamak gerekir: “Ne Oğuz Kağan ne de Mete, hırsları veya ihtirasları için babalarını öldürmemişlerdir. Babalarının öldürülüşlerinin tek sebebi onların Türk Töresine uymamış ve riayet etmemiş olmalarıdır.”[7] Türkler de Ata ve Ana kültürü çok önemlidir, öyle ki Ata’ya veya Ana’ya saygısızlık yapan bir evlat değil çadır da oba da dahi tutulmazdı. O yüzden Mete’nin babasını taht sevdası için veya kendi hırsı için öldürdüğünü söylemek çok yanlış olur. Türkler Ata’ya ve Ana’ya çok değer verir bu doğrudur, fakat Ata’dan Ana’dan önce Töre gelir. Bu Türk Töresi binlerce yıldır var olan, devletin devamını ve nizamını sağlayan bir töredir, töreyi bozan/bozmaya çalışan her kim olursa olsun -erinden hükümdarına kadar- ÖLÜMLE cezalandırılırdı.

***

Korkunç bir hakan olsun, çok büyük bir han olsun,       “Oğul ile babanın arasına girilmez,

Babasını öldürsün Türk Töresi korunsun!”    “Mayasıdır Hakanın, Türk Töresi geçilmez!”

“Mete ile Oğuz’un babaları yanılmış,

Tanrı vermiş cezayı, oğul yaptı sanılmış!”

Tuman Han bir Hun hükümdarıydı, kendi döneminde Çin devletine büyük akınlar yapmış ve Çin’i vergiye bağlamıştı. Fakat yaşı ilerledikçe, Çin çaşıtları (casusları) çevresini sarmış ve onu etki altına almayı başarmışlardı. Tuman’ın otağına gelen Çin elçileri Çin Hükümdarıyla aralarında kaplık (akrabalık) kurulması için bir Çin prensesi getirmişler ve Tuman Han’a sunmuşlardı. Bu teklifi Tuman’da büyük bir zevkle kabul etmişti. Zaten ne olduysa o andan sonra olmuş, Çinli prensesle birlikte gelen hizmetkarlar türlü çaşıtlıklar ve doldurmalarla Tuman’ı oğlu Mete’ye karşı kışkırtmayı başarmışlardır.

***

Bu sırada Çinli prenses Tuman’a bir erkek evlat vermiş ve bir nevi Hun tahtına ortak olmuştur. Prensesin ve hizmetkarların kışkırtmalarına kanan Tuman Han önce Mete’yi veliahtlıktan azletmiş ardından düşmanı Yüeçi’lere rehin olarak vermiştir. Sonra da Mete’yi öldürtmek için Yüeçi’lere saldırmıştır. Fakat tuzağı fark eden Mete buradan kaçmış ve Çinli prensesin oyununu bozmuştur. Mete Han bütün bu ihanetlerin ardından kendisine seçkin Türk savaşçılarından oluşan özel bir birlik kurmuş ve bir ok icat etmiştir.

Çin Kaynaklarında “Vızıldayan Ok” olarak  geçen bu ok Mete tarafından icat edilmiş ve bir nevi işaret aracı olarak kullanılmıştır. Mete birliğinde ki askerlerin sadakatlerini sınamak için ilk önce atını, sonra eşini oklatmıştır. En son bir sürek avı esnasında babası Tuman Han’ı ve oğuşunu (Çinli prensesi ve oğlunu) oklatarak hakkı olan tahta oturmuştur. Ve yay geren tüm Türk Kavimlerini tek bayrak altında toplayıp Büyük Hun İmparatorluğunu kurmuştur.

1.1.2. Türk Mitolojisi I.Cilt; “Türk Mitolojisinde Geyik”

Geyik efsanesine dair ilk araştırmayı yapan Macar âlimi Gy. Moravcsık olmuştur. Geyik figürü Türk Mitolojisinde özel bir öneme sahiptir. Zira Gök-Türk Kağanının geyikle ilgili bir efsanesi dahi mevcuttur. Türk Mitolojilerinde yer tutan geyik türü “dişi ve ak geyik”tir. Hunlar’ın menşeine dair efsanelerde geyiğe büyük yer verildiği, yapılan arkeolojik kazılar sonucu elde edilen malzemelerde rastlanan geyik figürlerinden anlaşılmıştır.

İlk Türkçe yazılı belge olan Orhun kitabelerinde Bilge Kağan, abidenin batı cephesinde “baga sıgun ötser (ança) sakınur men…” (dağda yabani geyik gürlese öylece mateme gark oluyorum) diyerek geyiğin hassasiyetine işaret eder.[8] Geyik ile ilgili efsaneler Türklerin Orta Asya’dan bu yana gelen bir yankısı olma özelliğini taşır. Geyik türünün Türkler de özel kabul edilmesini sağlayan en ayırıcı özelliği geyiğin “Ak” renkli olmasıdır. Ak sözcüğü Altay Türkçesinde “cennet” anlamına gelir. Türkler cennet de oturan Tanrılarına “Aktu”, “Aklılar” derlerdi ve bunlar göğün 3.katında otururlardı.[9] Türk ve Moğol  geyik efsanelerinden bazıları şunlardır:

  1. a) Cengiz Han’ın Ataları ve Dişi Beyaz Geyik
  2. b) Fin-Ugar Kavimlerine Göre Geyik
  3. c) Avrupa Hunlarının Geyik Efsaneleri

                                                          

***

II.CİLT

 1.1.3. Türk Mitolojisi II.Cilt; “Türklerde Hızır Anlayışı”

                                “Gök Sakallı Koca’dan, İslamiyet de ki Hızır’a”

Orta Asya’da Kırgızlar Hızır’a “Kıdır” derler ve ihtiyacı olan insanlar bu ulu kişilerden yardım isterlerdi.  Kağanların çocukları doğduğu zaman bu ulu kişilerin çocuklarına ad vermelerini ister, ziyafetlerinde, düğün ve şölenlerinde bu kişilerin sofralarında bulunmalarını kut sayarlardı. Hızır kavramı günümüzde de tıpkı Orta Asya’da olduğu gibi yaygın ve etkin bir inanıştır. İslamiyet öncesi dönemde Hızır’a; “Gök sakallı, Ak Sakallı, Ulu kişi” gibi isimler verilirken, İslamiyet’ten sonra “Hızır” ismi altında birleşti. Bazı eski Türk kocaları:

  1. a) Kökçin Sakal
  2. b) Kök Ayuk
  3. c) Ala Gök Sakallı

Kayın Ağacından İnen Ak Saçlı Koca Türk Hızır tipinin en orjinal proto-tipidir. Kayın Ağacından inen bu Kocaların güçleri tükenen yiğitlere yardım edeceğine inanılırdı. Tıpkı günümüzde zorda kalan insanlara Hızır Aleyhisselam’ın yardım edeceğine inanıldığı gibi. Türk inanışlarında bu Gök Adamlarının  beyaz saçlı ve sakallı olduğu, elinde tüylü bir asası olduğu, beyaz giyisiler giydiğine, ak bir ata bindiğine ve ne zaman karşılaşılacağı bilinmeyen bir kişi olarak tasvir edilmişti. İslamiyet öncesi ve sonrası Türkler de Hızır anlayışına baktığımız zaman açıkça görülüyor ki aralarında hiçbir fark yok, sadece bu iki motif yan yana geliyor.[10]

***

Samandağ’da yer alan ve Hz. Hızır ile Hz. Musa’nın buluştuğu yer olarak kabul edilen kayanın üzerine kurulu türbenin restorasyon çalışmaları sürüyor. Hızır’ın buluştuğu yerin yani “Mecma’ül- Bahreyn”in “Samandağ” olduğuna inanılan türbeyi yüzlerce kişi ziyaret ediyor.

1.1.4. Türk Mitolojisi II.Cilt; “Türk Mitolojisinde Bazı Motifler” ( Kader, Kan, Tarak, Sabun, Uyku, Ölüp-Dirilme )

a) TÜRKLERİN “KADER ” ANLAYIŞI

                “Oğlanın eline kaderi, ak yazı ile, Tanrı tarafından yazıldı.”

                    (Radlof, Proben, Cilt I, s.19, Altay Destanından)

Türkler için dünya yaratıldığı günden bu yana hükmetme(yönetme)  gücünün Tanrı tarafından kendilerine verildiği inanışı mevcuttur. İslamiyet öncesi Türkler de kaderin ellerine yazıldığı  inancı yaygınken, İslamiyetin hakim olmasıyla birlikte kaderin alna yazıldığı görüşü yaygınlık kazanmıştır.

b) TÜRK MİTOLOJİSİNDE “KAN”

“Hükümdar kanı akıtılmazmış, Kanda kut olduğuna inanılırmış.”

Türk mitolojisinde kan ögesi daha çok hükümdarlar için kullanılırdı. Örneğin; Cengiz Han’ın doğumunda elinde bir kan pıhtısı olduğu, bu yüzden ileride çok büyük bir hükümdar olacağı    fakat bir çok kişiyi öldüreceği düşüncesi vardır.  Manas destanında elinde kan tutarak   doğanlara “KAN-ÇORA”, kül tutarak doğanlara ise “KÜN-ÇORA” adları verilmiştir.[11] Türkler  de kan kardeşliği günümüzde olduğu kadar önemlidir. Kan kardeşi olanlar ömür boyu ayrılmamak ve birbirlerini hep kollamakla yükümlüydüler.

Kan kardeşi olmak ise ayrı bir ritüel  içeriyordu. Kan kardeşi olacak kişiler ellerini kesip kanlarını kımız kabına döküyor, ardından hepsi birer yudum içip kalanı AND olmak üzere toprağa döküyorlardı. Çeliğe insan kanı ile su verme ve onu daima güçlü kılma figürü ise Türk mitolojisinin muhteşem figürlerinden birisidir.[12] Orta Asya’dan bu güne gelen bütün Türk devletlerinde devletin devamı için  hanedana mensup hükümdar ya da şehzadelerin kanları akıtılmadan yay kirişi ile boğularak öldürülmeleri adetti. Zira onların kanlarında KUT yani yönetme gücü olduğuna inanılır ve bu  kutsal sayılırdı.

c) TÜRK MİTOLOJİSİNDE “UYKU”

     “Milletimin adı yok olmasın; Töre yok olmasın diye gündüz oturmadım, gece uyumadım.”(Bilge Kağan Yazıtı, YeniseyYazıtları)

Türkler en büyük baskınlara ve felaketlere uykuda oldukları zamanlarda yakalanmıştır. Ama burada asıl anlatılmak istenen uyku madden değil manen olan uykudur. Yani devletin ilerlemesi için çalışmamak, didinmemek, birlik olmayı reddetmek, kısaca pasif kalmak.

Uyuyan milletlerin kaderinde her an yok olma tehlikesi olduğu için Türkler her zaman ve durumda UYANIK olmak zorundadır. Dede Korkut kitabında Oğuz’un başına her tehlikenin uykudan dolayı geldiği bilinmektedir.[13]

***

 d) TÜRK MİTOLOJİSİNDE VE YİĞİTLİK DESTANLARINDA “ÖLÜP – DİRİLME”

                Türk mitolojisinde dirilme sıradan insanlar için değil, yiğit savaşçılar ve alpler için kullanılan bir   ögedir. Atlarının üstünde düşmanla savaşan savaşçılar atlarıyla bir bütün olarak hareket eder,   adeta atlarını arkadaşları, dostları gibi görürlerdi. Bundan dolayıdır ki atları savaş meydanında öldüğünde atlarını diriltmek için çabalar bunu başaramazlarsa atlarıyla birlikte gömülmek isterlerdi. Bulunan Türk mezarlarının çoğunda savaşçının ya da hükümdarın atı, kılıcı, yayı ve diğer malzemeleri ile gömüldüğünü görmekteyiz.

İslamiyetin Türk toplumunda egemen olmasıyla birlikte Türkler de ki ölümsüzlük düşüncesi yok olmuştur. Zira her canlının ölümlü olacağı bir ayetle Allah tarafından bildirilmiştir; “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.”[14] Türkler de İslamla birlikte had safhaya ulaşan gaza ve cihad yapma düşüncesi görevlerini yerine getirmeden Allah’ın canlarını almaması yönünde gelişmişti.

Bunun en net örneğini yine bir Türk mitolojik ögesi olan Genç Osman’ın IV.Murat devrinde  yapılan Bağdat seferi sırasında kellesini koltuğunun altına alarak düşmanla sonuna kadar  savaştığını sonra bir arkadaşının durumu fark etmesi üzerine öldüğünü verebiliriz. Aslında Türk destanlarının hiçbirince ölümsüzlük yoktur. Ölüm herkes için gerektir. Ancak savaş veya cihadı tamamlamak için ölünse bile dirilmek gerekir.[15]

***

[1] Bahaeddin ÖGEL, Türk Mitolojisi, TTK Yayınları, Ankara, 2010,  s. III/IV

[2] Yaşar KALAFAT, Yaşayan Eski Türk İnançları  İtibariyle “Türk Mitolojisi” Ve Prof. Dr. Bahaeddin ÖGEL, Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt 2, Sayı 8,  s.7

[3] Rövşen ALİZADE, Türk Mitolojisi ve Eğitim, The Journal of Academic Social Science Studies, Volume 6 Issue 2, 2013, s.34

[4] Ögel, age, s. VI/VII

[5] ÖGEL, age, 1997:9

[6] ÖGEL, age,  s.4

[7]  ÖGEL, age, s.10

[8] Gıyasettin AYTAŞ, Türk Kültür Edebiyatında Geyik Motifi ve “Haza Destan-ı Geyik”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 6 Sayı: 27, 2013, s.386

[9] ÖGEL, age,  s.567

[10]  ÖGEL,age, s.92

[11]  ÖGEL, age, s.584

[12]  ÖGEL, age, s.584

[13] ÖGEL, age,  s.586

[14] Ankebut Suresi 57.Ayet, TDV Yayınları, 2014

[15] ÖGEL, age, s.588

2 YORUMLAR

  1. Daha geçen haftalarda bu konu hakkında bölümümüzle alakalı olarak bi konferans gördük Çtle öğrencisiyim ve türk milli tarihi gibi derslerimin vize finallerinde sitenizden yararlanıyorum teşekkür ederim

Bir Cevap Yazın