Artık Faaliyetler Bir Millî Heyet Adına Yürütülmeliydi

Anadolu’ya geçeli bir ay olmuştu. Bu süre içinde ordu birlikleriyle bağlantı sağlanmış, halk aydınlatılarak uyanık bir duruma getirilmiş, millî teşkilat düşüncesi yayılmıştı. (Nutuk)

Genel durum artık bir komutanla yürütülemezdi. Geri çağrılma emrine uymamış olmamın yanı sıra, millî teşkilat hazırlığını sürdürdüğüm için, âsî konumda sayılırdım. Sonraki girişimlerim de köklü ve şiddetli olacaktı.

O halde bu faaliyetler şahsîlikten çıkarılmalı, milletin birliğini temsil edecek bir heyet adına yapılmalıydı.

• Sivas’ta Genel Bir Millî Kongre Toplama Kararımı Uygulamaya Koydum

Artık, daha önce belirttiğim bir noktanın uygulama zamanı gelmişti: Anadolu ve Rumeli’deki millî teşkilatlar birleştirilerek, Sivas’ta bir milli kongre toplanmalıydı.

21/22 Haziran gecesi Amasya’da Cevat Abbas Bey’e bu amaçla yazdırdığım genelgenin esasları şunlardır:

-Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir.

-İstanbul hükümeti sorumluluğunu yerine getiremiyor.

-Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

-Milletin, durumun gereğini yerine getirmek ve haklarını dünyaya duyurmak için her türlü baskıdan uzak millî bir heyetin varlığı zorunludur.

-Sivas’ta hemen millî bir kongrenin toplanması kararlaştırılmıştır.

-Bunun için, bütün illerden üç temsilcinin derhal yola çıkarılması gerekmektedir.

• Rauf Bey Gizlice Yanıma Geliyor

Bu genelgenin müsveddesinde benim, Albay Kâzım, Husrev, Muzaffer Bey’lerle bir memur efendinin imzaları, başka imzalar da vardır. Bunların müsveddeye konması iyi bir şans eseridir.

Daha Havza’da iken, Ankara’da bulunan Ali Fuat Paşa’dan aldığım bir telgrafta, “tanıdığımız bir zatın, kimi arkadaşlarla İstanbul’dan geldiği” bildiriliyor ve “ nasıl hareket etmeleri gerektiği” soruluyordu.

Bu şifreli telgraf bende şaşkınlık uyandırdı. Tanıdığım biri, adını yazdırmaktan neden çekiniyordu? Bu bilmeceli telgraftan aldığım esinle, şu yanıtı verdim : “Ankara’dan gizlice ayrılarak, hemen yanıma geliniz.”

Fuat Paşa beni 21/22 Haziran’da Amasya’da buldu. Adı gizlenen zat, Rauf Bey’di.

İstanbul’dan ayrılırken, Rauf Bey; bana, bineceğim vapurun batırılacağı haberini vermişti. Tutuklanmaktansa batıp boğulmayı yeğledim ve hareket ettim. Kendisine de İstanbul’dan ayrılırsa, yanıma gelmesini söyledim. Ancak böyle yapmadı. Manisa bölgesine gitmiş. Halkın maneviyatını bozuk, durumu korkunç bulmuş. Ad değiştirerek Sivrihisar yoluyla Ankara’ya gelmiş ve bana haber göndermiş. Pek güzel de, adını saklayıp beni üzmesinin ne anlamı vardı?

Sivas’a göndermek istediğim, 3’üncü Kolordu Komutanım Refet Bey’den de emirlerime yanıt alamıyordum. Tesadüf eseri, o da aynı gün çıkıp gelmişti.

• Rauf ve Refet Bey’ler Millî Kongre Toplanması Kararına Katılmakta Çekingen Davrandılar

Şimdi imza konusuna dönelim. Ben müsveddeyi yeni gelen arkadaşların da imzalamasını istedim.

Rauf Bey; imza için kendisini ilgili ve yetkili görmediğini ifade etti. Ben ısrar edince imzaladı.

Refet Bey, imzadan çekindi ve kongrenin yararını anlayamadığını söyledi. İstanbul’dan beri yanımda olan bu arkadaşın tutumu bana pek acı geldi.

Fuat Paşa, maksadımı anlayınca derhal imza etti.

Kendisine Refet Bey’in tutumunu anlamadığımı söyledim. Paşa daha ciddî açıklama isteyince, Refet Bey müsveddeye kendine göre bir işaret koydu. Öyle ki bunu müsveddede güçlükle bulursunuz.

• İlgili Makamlar ve Bazı Kimseler Millî Kongreye Davet Edildi

Kongreye davet genelgesi sivil ve askerî makamlara, İstanbul’daki bâzı kimselere gönderildi.

Ayrıca birer mektup da yazdığım bu kimseler şunlardı: Abdurrahman Şeref, Seyit, Kara Vasıf, Ferit, Câmi ve Ahmet Rıza Bey’ler; Reşit Akif, Ahmet İzzet, Ferit Paşa’lar ve Halide Edip Hanım.

Mektubun özeti şöyledir :

-Yalnızca gösterilerle büyük gayeler gerçekleştirilemez.

-Bunlar ancak milletin ortak gücüne dayanırsa kurtarıcı olur.

-Acı olan durumu ağırlaştıran asıl sebep, İstanbul’daki muhalif akımlar ve milli dâvâyı yüzüstü bırakan propagandalardır. Bunun cezasını görmekteyiz.

-Artık İstanbul Anadolu’ya egemen değil, bağlı olmak zorundadır.

-Size düşen özveri pek büyüktür.

II) ALİ KEMAL VE ALİ GALİP OLAYLARI

• Dâhiliye Nazırı Ali Kemal Bey Beni Görevden Alıyor

Dâhiliye Nâzırı (İçişleri Bakanı) Ali Kemal Bey; 23 Haziran’da, benim görevden alındığımı bildiren -dikkate değer bir anlayışın belgesi olan- şu genelgeyi yayımladı:

Mustafa Kemal Paşa; günün politikasını bilmediği için, yurtseverliğine rağmen görevini başaramadı. İngiliz Olağanüstü Temsilcisi’nin isteğiyle görevinden alındı. Kanunsuz olarak kurulan bazı heyetler için çektiği telgraflarla politik hatâsını artırdı. Bu zat görevinden alınmış olduğundan, kendisiyle hiçbir resmî işleme girişilmeyecek, hiçbir isteği yerine getirilmeyecektir. Bu önemli günlerde her Osmanlıya düşen görev; barış konferansında geleceğimiz belirlenirken ve beş yıldır yaptığımız deliliklerin hesabı görülürken, aklımızı başımıza devşirmek, akıllıca davranışları benimsemek, uygar dünyanın gözünde bu ülkeyi bir daha lekelememek değil midir?

• Padişah Ali Kemal Bey’e Büyük Umut Bağlamıştı

Ali Kemal Bey; düşmanlara ve padişaha, bu genelgesiyle önemli bir hizmet yaptıktan hemen sonra hükümetten çekilmiştir.

Ali Kemal Bey; istifa yazısında “Ülkede baş gösteren ayaklanmaların, çıktığı yerde yok edilmesi kendi görevi iken, padişahın yakın ilgisini çekemeyen bazı arkadaşlarının, yersiz sebeplerle, ihtilâlin genişlemesine yol açtıklarından” söz ettikten sonra “resmî görevinden çekilmekle birlikte, özel olarak hizmet ve sadakate devam edeceğini” ekliyor ve sözlü olarak da “düşmanlarımın saldırısından ben kulunuzu koruyunuz” dileğinde bulunuyor.

Padişah da “Beni yalnız bırakmayacağınıza güveniyorum. Bağlılığınız bana büyük umut vermiştir. Saray her dakika size açıktır” iltifatında bulunuyor.

• Oysa Ali Kemal Bey Sait Molla Aracılığıyla, Düşmanla İşbirliği Yapıyordu

Şimdi Ali Kemal Bey’i asıl gerçek görevi başında görelim.

Sait Molla’nın Rahip Frew’a yazdığı bir mektubu gözden geçirelim:

“Ali Kemal Bey’i elde bulundurmalıdır. Bir hediye sunmanın tam zamanıdır.”

“Ali Kemal Bey; adamımıza, basın işinde ihtiyat gerektiğini, belli bir yöndeki kalem erbabını, öncekine aykırı bir gayeye yöneltmenin kolay olmadığını söylemiş. Talimatınıza aynen uyacak. Zeynelabidin Partisi’yle işbirliği yapacak. İşler bulandırılacak.”

“Mustafa Kemal Paşa’ya ve taraftarlarına kendilerini destekliyormuş gibi görünmeli ki, buraya gelebilsin.”

• Ali Galip Bey Sivas’ta Aleyhimde Bir Hareket Başlatarak Beni Tutuklatmak İstiyordu

Ali Kemal Bey’in genelgesi memurların ve halkın kafasını bulandırmış, aleyhimde propaganda ve faaliyetler başlamıştı. Bunlardan en önemlisi Sivas’ta hazırlanmış.

Elazığ Valisi olarak gönderilen Ali Galip Bey adlı biri, genelgenin yayınlandığı gün, adamlarıyla Sivas’tadır. Özel görevle geldiği açık olan Ali Galip taraftar bulmuş, görevini yerine getirmek için önlemler almış. Duvarlara benim “hâin, âsî ve zararlı olduğuma” dair yaftalar yapıştırılmış.

Kendisi de Sivas Valisi Reşit Paşa’ya giderek, genelgeden bahisle “Ben senin yerinde olsam, onu tutuklarım. Sen de böyle yapmalısın” demiş. Konuşma uzamış. Bir kısım halk, kararı anlamak için toplanmış. Tarih 27 Haziran’dır.

• Aleyhimdeki Hareketi Önlemek İçin Derhal Sivas’a Doğru Yola Çıktım

Yeniden bu noktaya dönmek üzere, bakışlarımızı Amasya’ya çevirelim:

Sivas’ta aleyhimde bir hareket başladığını 25 Haziran’da öğrendim. 25/26 Haziran gecesi yaverim Cevat Abbas Bey’e, sabah karanlıkta Amasya’dan güneye hareket edeceğimizi söyledim.

Bir yandan da şu önlemi kararlaştırdık: 5’inci Tümen Komutanı, kuvvetli bir atlı piyade birliğini hızla kuracaktı. Ben ve arkadaşlarım otomobille

Tokat’a hareket edecektik. Birlik Sivas’a sevk edilecekti. Hareketimiz kimseye duyurulmayacaktı. Tokat’a varır varmaz, gelişimin hiçbir yere bildirilmemesi için telgrafhaneyi gözaltına aldırdım. 27 Haziran’da Sivas’a hareket ettim. Tokat-Sivas arası otomobille altı saattir.

Bu defa hareketimi Sivas Valisi’ne bildirdim. Ancak telgrafın, yola çıkışımdan altı saat sonra çekilmesini sağladım.

• Sivas’a Öyle Bir Zamanda Girdim ki Beni Tutuklamaya Cesaret Edemediler

Şimdi bakışlarımızı yeniden Sivas’a çevirelim:

Tartışmanın kızıştığı bir sırada, telgrafımı Reşit Paşa’ya uzatırlar. Paşa telgrafı okur ve “İşte, kendisi gelmiş olacak, buyurun, tutuklayın” deyince, Ali Galip’in yanıtı “ Öyle dedimse, ben kendi il sınırlarım içinde tutuklarım, demek istedim” olur.

Hep birden, “Haydi öyleyse, karşılamaya gidelim” diyerek toplantıya son verirler.

• Duruma Kesin Olarak Hâkim Oluncaya Kadar Tedbiri Elden Bırakmadım

Ancak şehrin ileri gelenleri; bir karşılama töreni hazırlayabilmek için, Sivas kapılarına yaklaştığımı düşünerek, beni şehrin girişinde bir süre dinlendirmenin yolunu aramışlar. Vali daha önce teşkilat kurmak için Sivas’a gönderdiğim Tâli Bey’den bunun sağlanmasını rica etmiş. Kendisinin bize daha sonra katılacağını söylemiş.

Gerçekten de bizi şehrin girişinde Tâli Bey karşıladı. Bir çiftlikte oturduk. Tâli Bey bütün olup biteni açıkladıktan sonra, görevinin beni biraz oyalamak olduğunu söyleyince, “Çabuk otomobillere ve Sivas’a” dedim. Çünkü Tâli Bey’i aldatarak, bir aksi tertip için zaman kazanmak isteyebilirlerdi.

Tam otomobillere binerken, bir otomobil yaklaştı. İçinde Vali Paşa vardı.

Reşit Paşa “Efendim, biraz daha dinlenmez misiniz?” deyince, “Hayır, derhal yola çıkacağız ve sen benim yanıma gel” dedim. Bu basit önlemin sebebi açıktır.

• Gerekli Karşılığı Gören Ali Galip, Aslında Bizim Taraftan Olduğunu Kanıtlamaya Çalıştı

Sivas’a girdik. Tören düzeninde caddenin iki yanını dolduran askerî birlikleri ve halkı selamladım.

Doğruca Kolordu Komutanlığı’na gittim. Ali Galip’i ve yardakçısı fesatçıları getirttim. Onlara nasıl davrandığımı anlatarak, ayrıntıya girmek istemem.

Yalnız bir noktaya değineceğim: Ali Galip daha sonra yanıma geldi. Elazığ Valiliğini kabul ederek gelmekten maksadının, benim yolumda hizmet etmek olduğunu kanıtlamaya çalıştı. Bizi sabaha kadar oyalamayı da başardı.

BUGÜNKÜ TÜRKİYE İÇİN…

Nutuk’tan esinlendiğim yorumlarıma geçiyorum.

Ana Dava

Bir büyük görev var ortada yurtseverleri bekleyen … Ana Dâvâ’dır bu!

Bu kutsal görevin yerine getirilmesi için sadece konuşmak, yazmak, eleştirmek, şikâyet etmek ve gösteriler yapmak yeterli değildir. Bu safha artık aşılmalıdır. Gün milleti uyarıp arkasına alma günüdür. Millet dâvâya ortak edilmelidir. Duruma halk egemen olmalı, halk o ezici gücüyle dâvâya el koymalıdır.

Başkan

1) Başkan’ın üç önemli görevi vardır: En başta gelen görevi millî teşkilat düşüncesini yaymak ve benimsetmektir. Diğerleri halkı uyanık hale getirmek, ülkenin etkili güçleriyle bağlantı kurmaktır.

Usul açısından şu husus çok önemlidir: Faaliyetler milletin birliğini temsil eden bir heyet adına yürütülmelidir.

2) Başkan’ın görevi ağırdır. Türlü türlü insanı tek bir dâvâ etrafında toplamak ve onları sonuna kadar o noktada tutmak… Demek ki olası başkanın en başta gelen meziyetlerinden biri de toplayıcı ve birleştirici olmasıdır.

Meselâ en yakın çalışma arkadaşları bile başkana karşı, hiç beklemediği, düş kırıklığı yaratan davranışlarda bulunabilir. Uyumsuzluk gösterebilir. Böyle da olsa onları kendi yanında tutma başarısını gösterebilmelidir.

Başkan sabretmeyi, durumu idare etmeyi ve tehlikeyi atlatmayı bilmelidir. Burada başkanın, sahip olması gereken üç önemli vasıf daha karşımıza çıkıyor: Sabır, idare ve ikna gücü.

3) Bu belirttiğim yeteneklere sahip olmayan kimse “başkanım” diye öne çıkmamalı, “başkan” diye öne çıkarılmamalıdır.

Olası başkanın bir niteliği de şudur: Sorumluluğu paylaşmak ve dağıtmak. Bu şu anlama gelir: Herkesin Ana Dâvâ’nın bir tarafından tutmasını sağlamak! Başka bir deyişle yanındaki herkesi dâvâya ortak etmek, onları sorumluluk sahibi kılmak!

Bütün bu esasları Amasya Genelgesi olayından çıkartıyoruz.

4) Mustafa Kemal Paşa’nın “Sivas operasyonu” insanda derin bir hayranlık duygusu uyandırır. Bu olay bugün milletçe beklediğimiz önder hakkında da ipuçlarıyla doludur.

“Sivas Operasyonu”nda birçok üstün niteliğin tek bir insanda bir araya nasıl geldiğine tanık oluyoruz. Olası başkan, kendi liyakat ve değerini de ölçebilir bunlarla… Eğer sayacağım vasıflara sahipse, milletimizin bugün beklediği odur. Sayıyorum: Olup bitenden haberdar olma, ihmalkâr olmama (Atatürk’ün şu güzel sözünü hatırlayalım: Kapıyı asla aralık bırakma, farkına varmadan ardına kadar açılır) , kararlılık, eylemlilik, cesaret, çabuk karar verebilme, planlama yeteneği, ince hesap, tedbirlilik, zamanlama, asla gevşememe, kesin sonuca kadar uyanık durma…

Bize Başkan’ın işte bu niteliklerini ifşa ediyor Mustafa Kemal Paşa’nın Sivas operasyonu.

Millî Heyet

1) Milletin, içine düştüğü tehlikeli durumun gereğini yerine getirmek ve haklarını korumak için bir Millî Heyet’in oluşturulması artık geciktirilemeyecek bir noktaya gelmiştir. Çünkü Türk varlığı her gün bir gün öncesini aratacak derecede yıkımlara maruz bırakılmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti, hızla sürüklenmekte olduğu bir tuzakta yok edilmek isteniyor.

2) Millî Heyet’in (Ulusal Kurul’un) oluşumu için öncelikle denenecek yol, zaten mevcut olan kuruluşların birleştirilmesidir. Mevcut kuruluşlar şu ilke etrafında bir araya gelmelidir: Parola Vatan, işareti Namus!… Bu sağlandıktan sonra ise, bir millî kongreye gidilmelidir.

3) Yürütülecek faaliyetlerin kılavuzu, Atatürk’ün yayımladığı Amasya Genelgesi’dir. Çünkü 1919’da olduğu gibi bugün de, 2007 yılında da :

-Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir. Tehlikenin kaynağı değişmemiştir : Batı, Avrupa Birliği ve ABD !… Bunların aramızdaki ortakları!…

-Hükümet tıpkı o tarihteki İstanbul Hükümeti gibi görevini yerine getiremiyor, Çok daha acısı bizzat kendisi Vatanın bütünlüğüne ve milletin bağımsızlığına karşı bir tavır alıyor.

-Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Dâvâya asıl el koyacak olan, yine Millet’tir.

Tepkiler

1) Hükümet tıpkı 1910’ların İstanbul Hükümeti gibi: Batı’ya toz kondurmuyor. Ona hoş görünmek için her şeyi yapıyor. Teslimiyetçi olmayı en akıllıca davranışmış gibi yutturmaya çalışıyor.

2) Ali Kemal Bey’in, Mustafa Kemal Paşa’ya yönelttiği eleştiri, üzerinde durmaya değer. Benzeri eleştiriler bugünün ulusalcılarına karşı da yapılıyor: “Bunlar dinozor… Dünya değişti, haberleri yok. Günün politikasını bilmiyorlar” gibi…

İşbirlikçiler yabancı güçlerin kışkırtmasıyla Başkan’a ve ekibine karşı da harekete geçebilecek, onları küçük düşürmeye, faaliyetlerini engellemeye çalışacaklardır. Olası başkan ve arkadaşları bu tür karalama ve davranışlara hazırlıklı olmalıdır.

3) Sait Molla’nın mektubu da alınacak derslerle dolu. Meselâ şu işbirliğine dikkat edelim: Bir yanda bir rahiple bir molla, öbür yanda hükümetten bir politikacı; aralarına basından, diğer politikacılardan birilerini de katmaya çalışıyorlar. Emir besbelli İngiltere’den gelmiş. Bir kısım insanlarımız ne yazık ki satın alınmış, Hediye ile, para ile…

Bu entrikaya, bu oyuna neden ihtiyaç duyuluyor? Ortalığı karıştırmak için…, Mustafa Kemal Paşa’nın faaliyetlerini engellemek için…, aleyhinde propaganda yaparak halkı ona karşı kışkırtmak için.

4) Bir hileleri de şu: Onun tarafındanmış gibi görünerek Mustafa Kemal Paşa’yı tuzağa düşürmek. Demek ki Sait Molla şu Alman atasözünü biliyor ya da kulağına Rahip Frew fısıldamış: Birine kötülük yapacaksan eğer, yüzüne iyilikle bak, onunla dostça konuş. Öyle ki hilenin farkına varmasın, yanılsın.

***

Aynı taktiğe Ali Galib’in de başvurduğuna dikkat edelim. Bütün bu dolaplar çok daha modern ve etkili tekniklerle bugün de döndürüldüğünden, Rahip Frew oyunu da olası Başkan’ın kulağına küpe olmalı. Büyük yurtsever ve arif insan Kâmuran İnan -çok acı ama- “Türkiye’de en az yüzbin satılmış var” diyor. Soros’u, onun Türkiye’deki adamlarını, Alman vakıflarını, AB’den para alan -ne acıdır ki içlerinde işçi sendikaları, ÇYDD gibi Atatürkçü geçinen dernek ve vakıflar da var- sivil toplum örgütlerini,… hatırlayalım.

Ey Atatürkçüler, sizden gibi görünenlere, takiyyecilere dikkat!

Sait Molla, Ali Galip, Rahip Frew tipleri bugün de aramızdadır, unutmayalım.

Onlar arı gibi çalışıyorlar, peki ya siz?

Bir Cevap Yazın