İpek Yolunda Kafkaslar

Eski Çağ’ın sonları ve Yeni Çağ’ın başlarından itibaren Çin’i Orta Doğu ve Batılı ülkelerle bağlayan Eski ve Orta Çağın büyük yolu (veya çeşitli güzergahlardan geçen yollar zinciri) yüzyıl önce “İpek (Büyük İpek) Yolu” adını almıştır. 1877 yılında Alman coğrafyacı Karl Fon Richtgofen tarafından ileri sürülen bu ad o dönemden beri kullanılmaya başlanmıştır.

Bu söz birleşiminde “ipek” sözü tesadüfi değildir. Bu yolun oluşturulmasındaki esas amaç ipek ve ipekli ürünlerin ticaretinin geliştirilmesiydi.

Bin yıl boyunca, ana vatanı Çin olan ipek ve ipek kumaşların Batı’da altınla eşdeğer kabul edilmesi, eşi benzeri olmayan bir olay olarak dünya tarihine geçmiştir. İpek fiyatları yüzyıllar boyunca sabit kalmıştır. IV. yüzyıl başlarında Diakletian’ın fermanıyla 1 kilogram boyanmamış ipek kumaşın değeri 4000 altın dinar olarak belirlenmiştir (ağırlık olarak altından daha değerli). VIII. yüzyıl Bizans “Deniz Kanunu” tarifeleri ipeği altına eşdeğer kılmaktaydı. X. yüzyıl tarihçisi Nerşahi Orta Doğu’da bir Soğd perdesi alabilmek için Arapların Soğd’u işgal ettikten sonra Buhara’nın ödediği haraç kadar paranın verilmesi gerektiğini yazmaktadır.

***

İpeğin bu derece değerli olması Orta Doğu ve Akdeniz ülkelerini, ipek üretimi ve dokumacılığını tekelinde bulunduran Uzakdoğu ile ticaret yollarını kontrolü altına alma zorunluluğunu beraberinde getirdi. Yeni çağın ilk yüzyıllarına doğru koruma noktaları bulunan ticari yollar faaliyet göstermekteydi.

Yüzyıldan uzun bir süredir araştırmacıların esasen Çin ve Batı (Roma, Bizans) kaynaklarında adı geçen coğrafi adları (toponimleri) karşılaştırma suretiyle bu yolların rekonstrüksiyon çalışmaları devam etmektedir. Bu çalışmalarda, XIX. yüzyılın sonlarına doğru esasen Doğu Türkistan’da (son otuz yılda bu tür bulguların sayısı artmıştır) yapılan arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkarılan bulgular fazla kullanılmamıştır.

Günümüzde bilim adamlarınca İpek Yolu’nun üç esas güzergahtan geçtiği tespit edilmiştir:[1]

***

  1. Karayolu veya esas yol, Büyük İpek Yolu. Yakın ve Orta Doğu’nun kurak çölleri ve dağ geçitleri (en zor olanları Pamir Dağlarında) boyunca uzanan yol. Uzmanlar, bu yolun gidiş gelişinin 89 yıl sürdüğü ve o boylamda Dünya çevresinin 1/5 eşit olduğunu ileri sürmektedirler.[2]
  2. Deniz yolu veya “Güney Yolu”. Akdeniz limanlarından başlayarak Kızıldeniz ve Hint Okyanusu boyunca uzanan yolun Hint Okyanusu’ndan sonraki bölümü iki farklı kola ayrılmaktadır. Güney Hint Yarımadası’nın kuzey batısında Romalılar tarafından kurulan limanlara kadar uzanan ve oradan karayoluyla Gidikuş Dağlarındaki geçitlerle kuzeye ilerleyen oradan da esas İpek Yolu’yla birleşen birinci yol. İkinci yol, denizden güneydoğu Asya’yı dolanarak Doğu’ya giden güzergahtır. Seyrüsefer aletleri kullanmadan, sadece Muson rüzgarlarıyla yapılan deniz yolculuğu, çok sayıda korsan tehlikesi de eklenince zorlaşmaktaydı.[3]

    ***

  3. Kuzey yolu (bazen İskit yolu olarak da adlandırılmaktadır) Akdeniz’den Karadeniz’in Azak, Kırım ve Kuzey sahillerdeki antik (daha sonraları Bizans) kolonilerinden (bir süre sonra Karadeniz’in doğu ve Kafkasya sahilleri de kullanılmaya başlanmıştır) karayla devam etmekteydi. Yol, güney Rusya, Ön Kafkas, Ural, Güney Sibirya ve Altay steplerinden güneyde Tyan Şan Dağlarıyla Cungar dağ geçidine ve daha ileri Çin’e kadar uzanmaktaydı.

Bir bölümü Kafkasya’dan geçen yol Kuzey yolunun bir başka varyasyonunu oluşturmaktaydı. Bu konuya geçmeden önce İpek Yolu’nun üç güzergahına ilişkin yorumlara bir açıklık getirmek isterim.

Kanımca, bu yolları, genelde olduğu gibi birbirine mukabil olarak ele almak yanlıştır, çünkü bu yollar ister ticaret yapan ülkeler, isterse de konumları ve görevleri açısından birbirinden tamamen farklıdırlar.

***

Birinci yolun batı kısmı önce Partlar, daha sonra Sasanilerin yarım bin yıllık hakimiyeti süresince (daha sonra Arap Halifeliği döneminde) tamamen İran’ın kontrolünde bulunmaktaydı. Mahiyeti bakımından İran Çin yolu olduğunu söyleyebiliriz, çünkü batıda Fırat hattı boyunca oluşturulan set Batı Dünyası ile (Roma, Bizans) Uzak Doğu ve Orta Asya arasında direkt bağlantının önünü kesmekteydi.[4]

Bu durum İran’ın gümrük vergileri, İranlı tacirleri ise Çin ham ipeğini ve ipekli kumaşları batıya, batı mallarını ise doğuya satışı vasıtasıyla zenginleşmesine yol açmaktaydı. Batı mallarının türlerinin ne olduğu konusuna fazla değinmeden sadece örneğin III. yüzyılda Uzak Doğu’ya değeri yüksek olan on yedi çeşit Akdeniz yün kumaşı ihraç edilmekteydi.

***

Bu, bir yandan Akdeniz ülkelerini, diğer yandan da Uzak Doğu ve Orta Asya ülkelerini İran’ın aracılığı olmadan direkt bağlantıların kurulmasına itmekteydi. VI. yüzyılda Konstantinopolis ve Bizans’ın Akdeniz eyaletlerinde kendi ipek imalatını ve ipek dokumacılığını geliştirmelerini müteakip, sadece Çin ipeğine değil, aynı zamanda, ham ipeğe olan talebin artışı Batı dünyasını yeni yolların arayışına itmekteydi.

Bu amaçla oluşturulan ikinci ve üçüncü ipek yollarını, kanımca, Akdeniz Orta Asya ve Akdeniz Çin ticaret yolları olarak ele almamız gerekmektedir.

***

İpek yolu konusunda yapılan çalışmalardan farklı olarak, bu araştırma ilk önce Kuzey Kafkasya kurganlarında yapılan kazılarda elde edilen kumaş ve diğer bulgular esasında çıkarımlarda bulunacaktır (70’li yıllarda yazarın başkanlığındaki Ermitaj araştırma grubunun Moşçevaya Balka kurganındaki kazılarda elde ettikleri bulgular müze kolleksiyonlarını zenginleştirmekle kalmayıp aynı zamanda bu abidenin karakteristiği hakkında birçok ayrıntıyı ortaya çıkarmaya yardım etmişti).[5]

Bulunan kumaşlar KuzeyBatı Kafkasya’da İlk Orta Çağ dönemi ithalatının mahiyetini ortaya çıkarmakta önemli ip uçları vermiştir. Bu durum, “Kuzey Kafkasya İpek Yolu”[6] olarak adlandırdığım ve makalenin konusunu oluşturan yolun restorasyonunda önemli rol oynamıştır.

***

VIII-XI. yüzyıllara ait olan Moşçevaya Balka kurganında bulunan dokumacılık örnekleri daha sonra Hasaut, Aşağı Arğız vb. gibi Kuzey Batı Kafkasya kurganlarındaki bulguların incelenmesi ve değerlendirilmesine zemin hazırlamıştır.

Moşçevaya Balka, deniz seviyesinden bin metre yukarıda dağlarda, Abhazya’ya çıkan Labin dağ geçidi yolu üzerinde Kuban Nehri’nin sol kolu ve Bolşaya (Büyük) Laba Nehri yakınlarındaki dağ boğazında yerleşmiştir. Doğal veya suni, örülmüş mağaralarda taş kutularda bulanan mezarlar yüksek ve ormanla kaplı sarp dağ boğazında oluşan teraslarda yer almaktadır.

Elverişli toprak ve iklim şartları organik maddeden yapılmış ürünlerin (kumaşlar, halılar, ağaç işleri ürünleri, deri vb.) mükemmel şekilde korunmasını ve zamanzaman gömülenlerin doğal mumyalanmasını sağlamıştır.

***

Arkeoloji açısından beklenmedik bir şekilde mükemmel korunmuş olması ender görüldüğünden, abide uzun yıllar uzmanların dikkatleri dışında kalmıştır. XX. yüzyılın başlarında kurgana gelen ilk arkeologlar (1901 N. Veselovski, 1905 N. Vorobyov) burayı arkeolojik eser olarak kabul etmemişlerdir. Buradaki bulgular imparatorluk arkeoloji komisyonuna bir rapor sunulmadan SanktPetersburg’un etnografi müzelerine küçük koleksiyonlar şeklinde dağıtılmış ve dolayısıyla müze kayıtlarına bile geçilmemiştir. Sadece, 30’lu yıllarda Doğu Bölümü Müdürü İ. Orbeli’nin inisiyatifiyle bulguların büyük bölümü Ermitaj’a getirilmiştir.

60’lı yılların başlarında Doğu Bölümü Kafkasya Şubesi Müdürü iken koleksiyonun ilk kez araştırılması ve değerlendirilmesi sonucu uzun yıllar geç döneme ait olduğu ve etnografik değer taşıdığı sanılan koleksiyondaki ipek kumaşların en azından VIII-IX. yüzyıllara ait olduğunu (bazı örnekler VII. Yüzyıla aittir)[7] tespit ettim. Bu güne kadar, sadece, arkeolojik açıdan yaptığım araştırma yeni bir boyut kazanmış, eski dönem dokumacılık tarihi araştırmaları haline gelmiştir.

***

Fakat, Moşçevaya Balka ve Hasaut kurganlarındaki örnekleri araştırma ve değerlendirmeğe geçmeden önce bu özel bilim dalıyla ilgili bazı metotların öğrenilmesi gerekmekteydi. Hasaut kurganlığı, Kluhor Dağ geçidinin doğusundaki dağlarda yerleşmiştir (XIX. yüzyılın sonlarında M. Kovalevski başkanlığındaki grubun yaptığı kazılar sonrası elde ettikleri bulgular Ermitaj ve Moskova’daki Devlet Tarih Müzesi’nde saklanmaktadır).

Çalışmalarım sırasında, abideleri değerlendirebilmek için, ortaya çıkan iki soruna dikkat çekmek istedim.

***

  1. Kuzey Batı Kafkasya’nın bu kuytu dağ bölgelerinde VIII-IX. yüzyıllarda ne devlet yapısı, ne para birimi olmayan, kendi ilkel inançları ve mütevazı hayat tarzları olan AdigeAlan boyları yaşamaktaydı. Yerli halk arasında sıradan topluluk üyelerinde bile bulunan, giysiler, ayakkabı ve hatta çocuk oyuncaklarında dahi kullanılan bu kadar değerli ipek ve ipekli kumaşların nasıl biriktiği sorunu (kurganlıklarda 300e yakın örnek bulunmuştur) ilk mesele olarak gösterilebilir.

    ***

Batıda benzer kumaş örneklerine üst düzey kişilerin giysilerinde, ünlü katedrallerin mihraplarında vb. rastlanmaktaydı. Örnek olarak, “Bahram Gür’ün avı” motifli Bizans ipeği verilebilir (Şekil 2) (Sasani motifinin batı varyasyonunda V. Varahran Şah olacak kahraman, yaban eşeğini (onagr) ve üzerine saldıran aslanı tek bir okla öldürmektedir. Bu kahramanlık olayı daha sonraları Firdovsi’nin “Şahname” eserinde anlatılmıştır).

Bu ünlü işlemeli ipek kumaşın Avrupa’da birkaç örneği bulunmuştur. Örneklerden biri Köln katedralindeki Aya Kuniberta mihrabını süslemiştir (Moşçevaya Balka kurganlığındaki parçalar bu örneğin esasında restore edilmiştir), Milano’da Sant Ambrogio katedralindeki mihrap kapısı bununla süslenmiş, Prag İncil’i bu kumaşın iki parçası ile ciltlenmiştir. Moşçevaya Balka kurganlığında bulunan “Bahram Gür” desenli ipek kumaşın parçalarından biri keten kaftanın kol kapağında, diğer üç parçası ise başka bir giyside kullanılmıştır.[8] Nijniy (Aşağı) Arhız kurganlığında bulunan birkaç parçası ise muska veya makyaj malzemeleri saklamak için yapılan torbada kullanılmıştır.[9]

***

  1. Kurganlarda bulunan yabancı kumaşların, bir kısmının Akdeniz (özellikle Bizans) üretimi ipek kumaşlar, yün ve tüy halılar, diğer kısmının ise Uzak Doğu ve Orta Asya üretimi olmasına rağmen, bir arada bulunması ilginç bir husustur. Örneğin, bir yandan Akdeniz üretimi yüksek kaliteli, desenli ipek kumaşların (Şekil 2, 3, 4) diğer yandan ise Mısır, Ahmimepanopolis’te[10]üretilmiş daha mütevazı ipek kumaşlar (ilginçtir ki, bu kumaşlara doğuya, Sintzyan’a kadar uzanan güzergah boyunca bir çok kazıda rastlanmıştır).[11] Ayrıca, burada Suriye, Mısır’da üretilen yün kumaşlar, halı ve goblenler de bulunmuştur (Şekil 5).

Moşçevaya Balka’da bulunan kumaşların büyük bölümünü “Zandaneçi” adlandırılan çeşitli motif veya geometrik resimlerle süslü değişik kalitede Soğd ipeği ve ürünleri oluşturmaktadır. (Şekil 6)

***

Çin ipeklerinden ise burada ince taftalı, tek renk, çapraz nakışlarla renk cümbüşü meydana getiren ipekler bulunmuştur.

Bu birbirine bağlı iki soruya yanıtları Bizans yazarları, özellikle de VI. yüzyıl yazarı Menandr’ın eserlerinde rastlamaktayız. Excepta[12] adlı eserinde VI. Yüzyılın son çeyreğinde ipek ticaretinin gelişimi hakkında bilgiler vermektedir. Bir yandan, Sasani İran Devleti Orta Asya’daki Soğd ipek dokumacılık merkezlerinde üretilen ürünleri kendi sınırları içerisinde sattırmamakta hatta, bu ürünlerin batıya ihracını da engellemekteydi. Diğer yandan, Bizans bu dönemde Uzak Doğu’yla direkt ilişkileri geliştirmek için yeni yollar arayışındaydı. Bu noktada hem Soğd’un (bu dönem Türk Hakanlığı’na bağlıydı), hem de Bizans’ın çıkarlarının kesişmesi Konstantinopolis’le Soğd arasında elçiliklerin kurulmasını da beraberinde getirdi. Menandr, Bizans elçisi Zimarh’ın ve Soğd elçisi Maniah’ın kullandıkları yolu anlatmaktadır.

***

Bu anlatıma göre, batıdan doğu yönündeki yol, Apsilin, Laziki (bugünkü Abhazya) gibi Bizans Karadeniz kolonilerinden başlayarak Bzıbi, Kodori, İnguri, Rioni nehirleri vadisiyle büyük Kafkas sıra dağlarının geçitlerine doğru devam etmektedir. Fakat, söz konusu dağ geçitleri merkez ve doğu Kafkasya’daki esas geçitler (Krestovıy, Mamison gibi) değildir. Esas dağ geçitlerinin kullanılmamasının başlıca nedeni, bu bölgenin (Gürcistan, İberya) Sasanilerin etkisi altında olması ve burada kalelerin bulunmasıydı. Bu yüzden hem sözü edilen elçilikler, hem de onları takiben ticari kervanlar bu bölgeyi dolanarak daha zorlu batı geçitlerini kullanmaktaydılar (Şekil 1 b).

Aslında, Batı geçitleri daha önceden de Bizanslılar tarafından bilinmekte ve esasen askeri yollar olarak kullanılmaktaydı. Prokopiy Kesariyski[13] bu geçitlerin bir çok yerinde sarp kayalıkların oluştuğunu ve burada yola devam edebilmek için, sürekli at değiştirmek gerektiğini belirtmekteydi.

***

Bazı batı geçitlerinin güney tarafı Bizans kaleleri tarafından korunmaktaydı.[14]

Geçitlerin Kuzey Kafkasya tarafı bu bölgede yerleşmiş Adige ve Alan boylarınca kontrol edilmekteydi.

Yolculuk ön Kafkasya’da kervanların dinlenmesini ve korunmasını sağlayacak yerleşim birimlerinin bulunduğu step yollarıyla devam etmekteydi. Kuzey Batı Kafkasya ilk ortaçağ dönemlerinden beri (özellikle Alanların 925 yılında Hıristiyanlaştırılmasından sonra) Bizans’ın etkili olduğu bir bölgeydi.

Ayrıca, Kuzey Kafkasya’dan geçen kervan yolunun bazı bölümleri Hazarlar tarafından kontrol edilmekteydi (Karaçay Çerkez’deki, bir zamanlar Batı Hazar Tudunu’nun ikametgâhı olan Humarra bölgesi). Hazar Devletinin esas merkezleri Hazar denizinin Kuzey doğu kıyılarında yerleşmekteydi. Bilim adamları bu bölgelerden deniz taşımacılığının yapıldığı konusunda tahminler yürütmektedirler.[15]

***

Hazar, Bizans’ta üretilen ipek kumaşların ve giyimlerin en önemli dış pazarını oluşturmaktaydı.[16]

Yol, Doğu Kafkasya’dan Kuzey Doğu’ya, yabancı tacirlerin ilgisini çeken “kürkler ülkesi” Ural ve Sibirya’ya kadar uzanmaktaydı. Fakat, Kuzey Kafkasya’dan geçen ipek yolu güzergahı doğuya, İdil nehrine ve onu geçtikten sonra güneye Aral Denizi yanından genellikle Amuderya nehri boyunca doğuya Semerkant’a devam etmekte ve oradan ipek yolu ana güzergahına birleşmekteydi. Uzak Doğu’ya giden kervanlar bazen İdil nehrini aştıktan sonra Orta Asya’dan geçmeden de Kuzey İpek Yolu’nu takip ederek Cungar geçidinden doğu Türkistan’a ve oradan da Çin’e gitmekteydiler.

Kuzeybatı Kafkasya’daki, özellikle de Moşçevaya Balka’daki bulgular, VIIIX. yüzyıllarda [daha önceleri de olma ihtimali yüksektir, çünkü “halkların göçü” döneminde 3. Yol, yani Kuzey Yolu’nun batı güzergahı, (güneyRus bölümü geçilemez durumdaydı] buralarda sürekli faaliyette bulunulan ticari yolun varlığını göstermektedir.

***

Yolun batı kısmından, Akdeniz’den kervanlar Trabzon’a kara veya deniz yolu ile kolay ulaşmaktaydılar. Buradan (kabotaj yöntemiyle) Kafkasya sahillerindeki Faziz, Dioskuriada, Pitiund gibi kolonilere ulaşılmaktaydı. Çinli coğrafyacı Pey Tszyuu (VI. yüzyıl) Çin’den Orta Asya’ya ve Alanların ülkesinden batıya giden yol hakkında bilgi vermektedir.

Kafkasya’da, özellikle Moşçevaya Balka’nın ait olduğu ve Labin geçidini kontrolü altında bulunduran yerleşim biriminde (ne yazık ki günümüzde tamamen yok olmuştur) yaşayan yerlilerle kervanlarla buraya ulaşan tacirler arasında nasıl bir ilişki vardı?

***

Bu yola ait yüzyıllarca süregelen bir gelenek Kafkasya’da XIX. yüzyılın başlarına kadar devam etmiştir. Bu gelenek ile ilgili bilgilere Kafkasya’ya giden seyyahların, yerli halklarla mevcut ilişkileri, geçitlerde ödeme mekanizması hakkındaki yazıları bir kanıt olarak gösterilebilir. Bu yazılardan, bu ödeme mekanizması çerçevesinde kılavuz, eşyaların taşınması, at kiralanması veya sadece köprü ve bölgeden geçmek için bölgeyi kontrolü altında tutan aşiret reislerine, geçidi koruyan devriye kulesi sahibine, aşirete ve tabii ki kılavuz ve taşıyıcılara belli bir miktar ödeme yapılmasının bir zorunluluk olduğu anlaşılmaktadır.

Daha XVIII. yüzyıllarda, ödeme genellikle geçirilen mallarla (kumaş veya gömlek) yapılırdı. Kuzey Kafkasya kurganlarında ipek kumaşların çeşitli örneklerinin bu kadar bol miktarda bulunmasının sırrı da bundan kaynaklanmaktır.

***

Kumaşların gerçek değeri bilinmediğinden, genellikle herkese bir parça düşmekte ve bu parçalar da günlük hayatta kullanılmaktaydı. Buna örnek olarak, VIII. yüzyıl Kafkasya gezginlerinden, Y. Reynegts’in (Gürcü Çarı II. İraklion’un doktoru ve Knyaz G. Potyomkin’in eczacısı) notlarını gösterebiliriz: “Burada kimse kimseye güvenmediğinden paylaşım, ödeme alındıktan hemen sonra yapılmaktadır. Kumaş kişi sayısına göre bölünür ve herkes evine memnun döner. Bu yüzden de kabile bireylerinin tek bir parçadan yapılmış gömlek giydiği çok ender görülür”.[17]

Aradan yüzyıllar geçse bile, Moşçevaya Balka’daki bulgular bu yazıları sanki göz önünde canlandırmaktadır. Çoğu kez, giysi, çeşitli parçalardan yapılmıştır. Gömlek kolunun ipek yolunun farklı uçlarından ulaşan, üç ve dört ipek parçasından yapıldığı sıkça görülmektedir.

***

Şekil 8’de Moşçevaya Balka’da bulunan yarım kaftanın esas parçasını VIII. yüzyıl Soğd ipeği oluşturmaktayken, diğer parçası Mısır Antinoha’da üretilen ipek kumaş ile tamamlanmıştır. Antinoha ipeğinin kullanıldığı bu parça ve Hasaut kurganından bulunan parçalar,[18] şehrin 641 yılında Araplar tarafından yok edilmesini de göz önünde bulundurursak, İpek Yolu’nun Kuzey Kafkasya güzergahının en azından VII. yüzyılda faaliyet gösterdiğinin bariz kanıtı sayılabilir.[19]

Diğer fertlerden farklı olarak, kabile reisleri daha büyük bir pay almaktaydı. Moşçevaya Balka’da bulunan “yeşil kaftan” örnek olarak gösterilebilir (şekil 9). Kaftanın yapımında, Fransa ve İtalya’nın önemli katedrallerinde de rastlanan bu paha biçilmez kumaşın büyük bir parçasının kullanıldığı kesindir.[20]

***

İşin ilginç yanı, tipik Alan erkek giyimi üslubunda yapılmış sıcak, kürklü kaftanın ipek yolunun bu güzergahında ipek ticaretine katılan bütün ülkelerden örnekleri bir araya getirmesidir. Esas parça (yanlışlıkla “Senmurv” olarak bilinen fantastik yaratık desenli yuvarlak çerçeveli kabartmalı parçası)[21] Akdeniz, Suriye üretimidir. Sağ tarafını ünlü “Bahram Gür” desenli Bizans ipeğinin dikdörtken biçimindeki parçası süslemektedir. Kaftanın alt ve iç kısmında Soğd ipeğinden parça kullanılmış, düğme ve ilik kenarları Tan, Çin üretimi ipekten yapılmıştır.[22]

Fakat, kurganda bulunan “Çinli tacir kompleksi” bu anlamda en önemli bulgudur.[23] Söz konusu kompleks küçük kağıt parçaları, ipek, papiyemaşe (kağıt hamuru) ve deriden oluşmaktadır (Vorobyev’in Ermitaj’a sunduğu koleksiyon, 1905). Bunların içinde en önemli parça tacirin şahsına ait, pembe kağıt üzerine Çince yazılı üç kırık satırdan oluşan notlardır (Şekil 10c). Ortaçağ Çin yazıları üzerine önemli uzmanlardan biri olan L. Çuguyski’nin tercümesine göre “4. Ay, 14. Gün… 2000 Ven aldım… sattım. 4 venlik et aldım” yazılıdır.

Bu yazının sahibine ait eşyalar (ki büyük ihtimalle tacirdir) iki Budist ikona, yazılıdır (deri üçken başlıklı bayrak şeklinde ve tuşla işlemeli ipek ikonadan sadece küçük parçalar kalmıştır), kalın sarı kağıt üzerine “kay şu” hiyeroglifle yazılı kutsal el yazmaları ve papiyemaşeden cildin bazı parçalarından (L. Çuyskiy’e göre, papiyemaşenin yapımında Doğu Türkistan manastırlarındaki eski dokümanlardan parçalar kullanılmıştır) oluşmaktadır (Şekil 10 a, b).

***

Çinli tacirin VIII. yüzyılda Kafkaslardan yaptığı yolculuğun nasıl sonuçlandığı bir sır olarak kalacaktır. Kesin olan, bu parçaların bu şahsa ait olduğu ve ticaret unsuru olmadığıdır. Tacir, yolun ağırlığına dayanamadığından hayatını kaybedebileceği gibi, haydutların saldırısına da uğramış olabilir. XIX. yüzyıl yazılarında eski Kafkasya atasözü: “Yolda bulduğumuz her şey Allah tarafından gönderilmiştir” der.

Moşçevaya Balka’da bulunan bir diğer parça (V. Kaminski’nin çalışmaları; Stavropol Şehir Müzesinde saklanmaktadır, Ermitaj’da fragmanı mevcuttur)[24] tabletwiving tekniği ile işlenmiş, sedef zemin üzerine Yunanca yazıların işlendiği Bizans ipek kurdelesidir. Yazıda İbanos Protospafariy adında bir komutandan söz edilmekte ve bu komutana övgüler yağdırılmaktadır. Böyle bir parça ticari amaçla üretilmiş olamazdı. Söz konusu bu kurdele muhtemelen kişinin kendisine aitti. Moşçevaya Balka’daki bu bulgu yukarıdaki atasözünü doğrular niteliktedir. Fakat, Protospafariy’in buradan geçtiği veya Kuzey Kafkasya’da görevde bulunan Bizans komutanına Konstantinopolis’ten diğer hediyelerle beraber gönderildiği konusunda bir şey söylemek zordur.

***

Bu tip bulgular, İpek yolunun bir bölümünde cereyan etmiş olayları hissetme, onlara dokunma fırsatı tanımaktadır.

Kuzey Batı Kafkasya’da kurganlarda ipek ve ipek kumaşların dışında bulunan parçalar da önemli yer tutmaktadırlar. Her iki yönde çeşitli malların götürüldüğü Kuzey Batı Kafkasya kurganlarındaki bulgulardan görülmektedir. Örneğin, yukarıda adı geçen bütün kurganlarda Akdeniz üretimi cam boncuk ve şişelere rastlanmıştır.[25] İpek yoluyla Batıdan Doğuya giden esas ihraç malları içerisinde cam ürünlerin ağırlıkta olması, bir zamanlar İpek Yolu adını Cam Yolu adıyla değiştirme teklifinin ortaya atılmasına neden olmuştur.

Kuzey Kafkasya kurganlarında sabit olarak, tek tür Akdeniz boncuklarının bulunması, bunların geçitlerde ödeme aracı olarak kullanıldığı ihtimalini artırmaktadır.

***

Moşçevaya Balka’da deriden yapılmış koku kaplarının biçim açısından dışarıdan gelen şişe kaplara benzemesi, bunların yaygın olduğunu göstermektedir.[26]

Söz konusu şişe kaplar rituel karakter taşımaktadır.[27]

Şişe kapların büyük bölümünü haç resimli, yuvarlak altlı Hıristiyan kandilleri oluşturmaktadır (Şekil 2b). En az sekiz tane bulunan bu kandillerin kilise abidesi parçaları olduğu ihtimali artmaktadır. İki şişe parça (Şekil 2a) Yahudi kandili üzerinde yukardan aşağıya doğru İbranice yazılı (Dr. İ. Naftulyev’in tercümesi “Yerşalaim” Küdüs) bulgulardır. Bütün şişe parçalarının birbirinin aynısı olması bunların SuriyeFilistin atölyelerinde üretildiğini göstermektedir.

***

Yüzyıl önce, Hıristiyan veya Yahudi gözetmeksizin hacıların ihtiyacı için özel olarak şişe kandillerin üretimi geleneği imalathanelerde vardı.[28]

Büyük ihtimalle Moşçevaya Balka’da tesadüfen “kalmış” Hıristiyan kandiller ve hem de Yahudi kaplar, Hıristiyanlık ve Yahudiliğin geliştiği Hazar ülkesine gitmekteydi. Yerli kabileler bu kapların gerçek kullanım alanı hakkında bilgiye sahip olmadıklarından, onları su kabı olarak kullanmaktaydılar. Defin merasimlerinde tahtadan yapılma kapların yerine bu şişeleri kullandıkları görülmüştür.[29]

Uzak Doğuda, Akdeniz’den getirilen ve yoğun talep gören bir diğer batı ürünü “suni altın” olarak da bilinen pirinç külçeleriydi.[30] (büyük Arap kimyageri Ar Razi çinko kullanarak “bakırı altına dönüştürme” konulu eser yazmıştır).[31] Moşçevaya Balka’daki külçeler, yerliler tarafından kızların saçlarının Bizans sikkeleriyle süslenmesi ve taç yapımı için kullanılmıştır.[32]

***

Yukarda belirtilen ipek ürünler ve yün halılardan başka Akdeniz’den doğuya yün ve ipek kabartma desenli keten kumaşlar da getirilmekteydi. Kuzey Kafkasya kurganlarında bulunan bu tür kumaş örnekleri[33] ve yerli kadın giysilerinde yaygın olarak kullanılması bunun bir kanıtı olarak gösterilebilir.

Doğudan batıya ise, ipek (ham ipeğe kuzey Kafkasya’da ihtiyaç bulunmadığından geçitlerde her halde ödeme aracı olarak kullanılmamıştır, çünkü bulgular arasında rastlanmamıştır) ve başka birkaç ürünün de ihraç edildiği görülmektedir.

Orta Asya ve Hindistan’dan pamuk ve kuşak veya kordela olarak kullanılan kumaşlar (Kuzey Kafkasya’da örnekleri görülmüştür) getirilmekteydi.[34]

***

Anavatanı Hint Okyanusu olan büyük deniz kabuğu çeşitleri ve kalın kabuk sedeften yapılma levhalar da uzak doğu bölgesinden gelen ürünlerdendi. Yerli halk bunları muska ve tılsımların saklanması için çeşitli kılıf ve kap yapımında kullanmaktaydı.

Tahminlerime göre, Kafkasya geçitlerinde ödeme aracı olarak kullanılan bir diğer ürün yuvarlak çerçeveli kabartmalar da “çift teber” desenli[35] (birçok örneğinde Sasani motifi “yabandomuzu kafası” deseninin simetrik olarak ikileştirilmesiyle elde edilmiştir), düşük kaliteli Soğd ipekleriydi.[36]

***

Bu ipeklere Kuzey batı Kafkasya’daki geçit çevresindeki kurganların tamamında (Moşçevaya Balka, Aşağı Arhız, Amgata, Hasaut, Eşkakon) rastlanmıştır ve bu tür ipekler bulunan ipek parçalar arasında ağırlıktadırlar.

“Çift teber” motifi Alan kabilelerinin inançlarında özel bir yere sahipti. (Kazılarda bulunan ilk ortaçağ dönemine ait “çift teber” şeklindeki bronz muska ve tılsımlar bilinmektedir). Bu nedenle böyle bir ipek kumaş ödeme veya hediye olarak yerliler tarafından memnuniyetle kabul edilmekteydi. Kanımca bu kumaşların getirilmesinde esas amaç ödeme aracı olarak kullanmaktı. Son olarak, Kuzey Kafkasya’daki bulgular arasında İpek yolunun etkisiyle ilgili genel toplumsal değişim ve olayları karakterize eden örnekleri ele alalım. Bunlar farklı kültürlere sahip halkların tanışması ve etkileşimleri sürecinde İpek yolunun ve onun tarihteki rolünün değerlendirilmesi açısından çok önemlidir.

***

Örnek olarak, teknolojik yenilikler, çeşitli dini inanç veya kültürel değerlerin yaygınlaşması, yabancı ülkelerdeki modanın taklidi vb. gösterilebilir.

İpek yolunun Kuzey Kafkasya’dan geçmesi, ilk ortaçağ döneminde bölgede yaşayan kabilelerde geliştirilmiş yay[37] veya Moşçevaya Balka’da bulunan tahta kapların yapıldığı torna tezgahı gibi teknolojik yeniliklerin yaygınlaşmasına yol açmıştır.

Şimşirden yapılan tarakların şekli ve büyük ihtimalle aile tanrısına adanan[38] kalemlik şeklindeki kutular Bizans’tan alınmıştır. Giyim kültüründe de Bizans etkisi görülmektedir. Kadın ve çocuk elbiselerinde ipek işlemeli (kare, dikdörtken, yuvarlak kabartmalar) keten kumaşların kullanımı batı modasının etkisiyle yaygınlaşmıştır.[39]

***

Giyim kültüründe, özellikle erkek giysilerinde Soğd çizgileri görülmektedir (kaftan kollarında desenler, dekoratif kol kapakları, orta yırtmaç ve alt kısımlarda şerit kullanımı gibi).[40]

Aynı zamanda AlanAdige boylarının daha gelişmiş ülkelerden gelen ideolojik, dini veya kültürel fikirleri kavramakta zorluk çekmeleri, ilk ortaçağ dönemi boyunca dünyanın çeşitli bölgelerinde farklı gelişim düzeyi olduğunun en bariz örneği olarak gösterilebilir. Yerel halkın, bazı karmaşık kompozisyonlar içeren ipek kumaşları bilinçsizce parçalara ayırması gibi örnekler bunu pekiştirmektedir. Çok ender olarak, ilgi uyandıran bir görüntünün tekrar rekonstrüksyonu denemeleri görülmektedir (koyu kırmızı Bizans ipeği üzerindeki sülüne bir başka figürün ayakları eklenmiştir) (şekil 4).

***

Buna rağmen Moşçevaya Balka’daki bulgular daha VI. yüzyılda Hıristiyan misyonerlerin bu bölgede faaliyet göstermektedir.[41]

Büyük ihtimalle Hıristiyan misyonerlerin faaliyetlerinin eseri olarak gösterebileceğimiz biri gümüş, diğeri şimşir ağacından yapılmış iki küçük İncil kılıfı yerlilerin eline geçmiştir. Gümüş kılıfın üzerinde, yaygın olan “Haç” resmi işlenmiş, şimşir ağacından olanın üzerine ise kabartma haç ve bir kaptan su içen iki tavus kuşu motifi işlenmiştir. (Şekil 11a)

Alan kabilelerini Hıristiyanlaştırma çabasının bir diğer göstergesi kurganlarda bulunan ipekten yapılmış muskalıklardır. Bu muskalıklar, şekil itibariyle Avrupa’da yaygın olan, misyoner ve hacıların Kutsal topraklardan getirdikleri “Gerçek Haç” parçalarının saklandığı Hıristiyan muskalıkların aynısıdır.[42]

***

Hıristiyanlık inancı ile ilgili eşyalar yerliler tarafından nasıl kullanılmaktaydı?

Yukarıda sözü geçen cam kandillerin su kabı olarak kullanıldığı gibi, bunlar da yerliler tarafından kendi ihtiyaçları doğrultusunda kullanılmaktaydı. Gümüş kılıfın kapağı çiviyle üç yerden delinerek kemerde, Şimşirden olan kılıf ise kendi inançlarıyla bağlı muskaların taşınması için kullanılmıştır.

Muskalıklar, elbise veya kemere asılmakta ve içine kendilerine özgü koruyucutılsım ve muskalar yerleştirilmekteydi (genelde fındık ağacından oyulmuş her ve iki ucu sivri çubuklar konulmaktaydı). Fındık ağacının Kuzey Kafkasya’da özel bir anlamı vardı ve kutsal kabul edilmekteydi. Bölgede, ağaçlara sitayiş ve onların kutsal görülmesi etnoğrafyacılar tarafından bilinmektedir.[43] Moşçevaya Balka’nın günümüze dek iyi bir şekilde korunmuş olması ve böylelikle VIIIIX. yüzyıllarda AdigeAlan kabilelerinin defin merasimleri ve diğer inançlarıyla ilgili ayrıntıların ortaya çıkması[44] söz konusu kabilelerin Hıristiyanlığa karşı ilgisizliklerinin kanıtı olarak görülmektedir.

***

Büyü ve sihir esasına dayalı inançları, elbiselere dikilmiş veya asılmış çok sayıda muska ve koruyucu tılsımlar (ayı tırnağı, geyik dişi, karaca boynuzu vb.) olarak bütün “ilkel güzellikleriyle” Moşçevaya Balka kurganında karşımıza çıkmaktadır.

AdigeAlan kabilelerinin kendi inançlarına olan bağlılıkları, Hıristiyanlığı kabul ettikten yüzyıllar sonra, Kuzey Kafkasya’da Alan Piskoposluğu kurulduğu dönemde bile yerel piskoposların Konstantinopolis’e şikayet etmelerine yol açmaktaydı. “Bu insanlar sadece sözde Hıristiyanlardı.”[45]

Diğer dinleri de aynı akıbet bekliyordu. Örneğin, dini ayetler yazılı Müslüman asma, metal muskalar yerliler tarafından delinerek kız çocuklarının saç örgülerine ve kumaş taçlarına takılmaktaydı. (şekil 11g)

***

İpek Yolu’nun, ilk Orta Çağ döneminde yerel kabilelerin ekonomik ve sosyal gelişmelerinde oynadığı rolü (bu yazıda sadece birkaç konu ele alınmıştır) küçümsememek gerekir. İpek yolunun Kafkasya’dan geçmesi, bölge halklarının dünya halklarıyla kaynaşmasını ve onların kültüründen uzak kalmamalarını sağlamıştır.

Prof. Dr. Anna A. İERUSALİMSKAYA

Hermitage Müzesi Şarkiyat Bölümü / Rusya

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 3 Sayfa: 243-250

Bir Cevap Yazın