İlk Orta Asya Sakinlerinin Göç Süreçleri

Orta Asya’da eskiden çeşitli halklar yaşamıştır. Onların arasında Türk halklarının geniş hudutlara sahip olarak Orta Asya’nın tüm ülkelerinden çok eskiden göç ettikleri bilinmektedir. Bununla birlikte onların bir yerden ikinci bir yere ilerleme durumu (migrasyon süreçleri) devamlı olmuştur. Mezkur halkların kendi yaşadığı meskenlerini değiştirmelerinin nedeni çeşitlidir. Onların en önemlilerinden birisi iklim değişmesidir. Hava durumu değişmesiyle ortaya çıkan halkların göç süreci çok az araştırılmış meselelerden biridir.orta asya göç

Bitkiler dünyası araştırıcıları, toprağı inceleyen eski çağ bilginleri, iklimin değişmesiyle ortaya çıkan kumluklar, Karakum ve Kızılkum çöllerinin oluşum sürecini araştırırlarken kazı yerlerindeki zemin katın birbirinden farklı olduğunu, bunun doğrudan doğruya hararetin değişmesiyle ilgili olduğu gibi ilginç bir gerçeği fark ettiler. Araştırma sonucunda kuru ve sıcak iklim ile serin ve nemli iklimin dönem dönem yer değiştirdiği belirlendi.[1]Özellikle, mezkur mesele üzerinde Kuzey-Batı Hindistan bölgelerinde çalışan G. Singh kendi araştırmalarında önemli sonuçlara varmıştır.

***

G. Singh’in elde ettiği bilgilere göre, sözü geçen bölgelerde bundan 10-11 bin yıl önce sıcaklık yüksek olmuştur. M.Ö. 8 bin yılından 1750 yıllarına kadar iklim serin ve nemli olmuştur. Ondan sonra yine sıcaklık yükselerek M.Ö. 500 yıllarına geldiğinde havanın çok ısındığı biliniyor. Araştırıcının vardığı sonuca göre, miladi 4.-5. yy.’lara gelindiğinde ılımanlaşan iklim, bugüne dek çok değişmeden kalmıştır.[2] G. Singh’in mezkur hulasası Orta Asya’da ortaya çıkan tarihi olaylara çok uygun düşüyor

Araştırıcılar, insanın ilk var olduğu bölgeler konusunda genel bir görüşe varamamış olsalar bile, Orta Asya’da eskiden insanların yaşadığını tasdik ediyorlar. Çünkü, burada bulunan “Fergane insanı”,[3] Alt Paleolitik Dönemi’ne ait medeni yadigârlar ve orta paleolitik dönemine ait Baysun dağının Teşiktaş Mağarası’ndan bulunan çocuk kemiği,[4]yine Kaşgar etrafında bulunan Üst Paleolitik “Artuş insanı”nın taşa dönüşen kafa kemikleri[5] bu bölgenin çok eskiden insanların yaşadığı bir yer olduğunu gösteriyor.

***

Orta Asya mıntıkasının canlıların ilk yaşadığı bölgelerden biri olduğunu[6] neft (petrol) stoklarının zenginliği de göstermektedir. İlk paleolitik dönemindeki buzulların kuzeyden güneye ilerlemesi neticesinde kuzeyde soğuğa uyum sağlayamayan canlılar ve insanların bir kısmı, o dönemde yaşam için nispeten uygun olan Orta Asya’nın orta ve güney bölgelerine yerleşmiş olabilirler. Araştırmalara göre, zeminin 20° ve 40° parallellerinde ağır doğal şartlarda yaşamış insanlar Pleistosen hem de Holosen (soğuk iklim-buz çağı) döneminin sonlarında hayvancılık ve çiftçilik yaparak ilk insanlık toplumuna esas oluşturmuşlardır.[7] Soğuk iklim çağında mezkur mıntıkadaki dağların da kalın buzla kaplı olduğu bellidir.[8]

Ama, bu dağların çevresindeki Gobi, Taklamakan, Kızılkum ve Karakum çölleri ve etrafı insanların yaşayabilmesi için uygun yerler olduğu malumdur. Bu durum aynen Tarım Vadisi, Cungarya (Yarış) ve Turfan-Kumul düzlüğünde de göze çarpıyor.[9] Sonraları havanın ısınması ve buzların erimesiyle ağır şartlara uyabilen insanlar, çöller etrafındaki vadileri cennete dönüştürmüşlerdir. Bu ise Orta Asya’nın o çağda 40° paralelde yerleşen bölgeleri insanların kalabalık olarak meskun bulundukları yerlerden biri olduğunu gösterir.

***

Neticede, bu çöllerin çetin doğal şartları, ortak bir kültür oluşmasına ortam yaratmıştır. Herhalde, daha Üst Paleolitik Çağı’nda bu bölgelerde aynı dilli etnik grup, yani, Türk halkının şekillenmesine esas olmuştur.

Rus arkeologları, Batı Türkistan’ı çok iyi araştırmışlardır. Onlar eski kültür ocaklarından sayılan Özbekistan ve Türkmenistan bozkırlarında ve kumlu çöllerinde de insanlar yaşadığına dair bilgiler sunuyorlar. G. Singh cetveline uygun olarak, Özbekistan’da bundan 12-15 bin yıl önce havanın ısınması sonucunda insanlar acı, ağır günlerle karşılamıştır. Su kaynaklarının kuruması sonucu bitki aleminin kesin kısalması, hayvanat âleminin kırılmasına ve azalmasına sebep olmuştur.[10] Bununla beraber, M.Ö. 3000 yıllarının sonu 2000 yıllarının başlarında iklimin ılımanlaşması sonucunda yine Kızılkum hududundaki göllerin çevrelerinde insanların nispeten daha çok yaşamış olduğu belirtilmiştir. Ancak, M.Ö. bin ve miladi bin yıllar arasında mezkur bölgede nüfusun kesin azaldığı söyleniyor.[11]

***

Aşağı-yukarı 15-20 bin yıl evvel iklimin kesin değişmesinin ilk önce Orta Asya’nın en ağır doğal şartlara sahip bölgesi olan Tarım Vahası’nda ortaya çıktığı bellidir. Orta Asya dağlarındaki buzullar eriyip dağ suları azalınca dört tarafı dağlarla çevrili Taklamakan Çölü genişlemeye başlamıştır.[12] Sonuçta, bu durumun insanların yaşam tarzının ciddi olarak değişmesine sebep olduğu aşikardır. Künçi nehrinin dolaylarında M.Ö. 6412±117 yılından önce[13] yaşadığı tahmin edilen mumyalanmış kadın cesedi bulunmuştur. Ölünün yanına o dünyada yemesi için sepete et ya da başka yiyecekler konulmadan sadece buğday konulmuştur.

Demek ki, mezkur bölgede yaşamış kavimlerde M.Ö. 4 bin yıllarında çiftçilik ürünleri en önemli yaşam kaynağı olarak değerlendirilmiştir. Yani, G. Singh cetvelinde kaydedilen 10-11 bin yıl önce ortaya çıkan doğal afetten sonra insanların sadece çiftçilikle meşgul olanları yaşamını sürdürebilmiştir. 6412 yıllık cesedin bize kadar bozulmadan ulaşması 11 bin yıl önce ortaya çıkan sert kurak iklimin devamlı korunması sonucudur. Demek ki, Tanrı Dağı’nın güneyindeki çiftçiliğe uyanlar kendi yerlerinde kalmışlardır. Diğerleri dört tarafa göç etmeye mecbur olmuştur.

***

G. Singh cetvelinde 10-4 bin yıl önce biraz ılımanlayan hava 2 bin yıl sonra yine ısınmaya başlamıştır. Bu dönemde Taklamakan Çölü etrafındaki eski Krurona Devleti’nin[14] hududu ve Miran, Niya, Çerçen, Keriya, Akspil, Kusan, Şehriyar, Çadır gibi şehirler ve onun çevresindeki şehir ve köyler kum altında kalmıştır.[15] Miladi 3-4 yy.’lara geldiğinde ise mezkur yerlerdeki su kaynakları tamamen kurumuştur. Çoğunluk şehirlerin yerinde kumlu tepeler oluştuğundan insanlar başka yerlerde sığınak bulmuşlardır. Sözü geçen insanların kuzeye, doğuya, güneye ve batıya ilerledikleri hakkında Zeki Velidi Togan,[16] Mehmet Emin Buğra,[17] Turgun Almas[18] ve başkaları fikir bildiriyorlar.

Yeryüzünde iklimin kesin değişmesinin ilk olarak Sahra-i Kebir’de olup bittiği biliniyor. İşbu mıntıkada yaşayan insanların iklime uymak için çaba harcaması ilk defa büyük bir kültürün doğmasına neden olmuştur. Araştırıcılar, iklim değişmesi neticesinde göçebelerin ilk göründüğü bölgeler konusunda “Arap Yarımadası ve Hazar Denizi’nin doğusundan ta Büyük Hingan Dağlarının doğusuna kadar olan hudutlar olmuştur” şeklindeki iki görüş olduğunu belirtmektedir.

***

Onun kuzey hudutları orman-steplere kadar, güneyi Merkezi İran Dağları ve Süleyman Dağı’yla sınırlandığı tahmin olunuyor.[19]Mezkur tahlilde Türkistan halklarının kuzeyde ve doğuda ta Hingan Dağı’nın doğusu yani Çin Denizi’ne kadar vardıkları söyleniliyor.

Kadim insanların Türkistan’ın güneyinden kuzeye göçtükleri konusundaki görüşü tasdik etmede ünlü Eski Çağ tarihçisi Aleksey Pavloviç Okladnikov’un Moğolistan’ın Hoyt-Senher mağarasındaki taşa çizilmiş resimler üzerinde yaptığı araştırma ayrıca önem taşıyor.

A. P. Okladnikov, Moğolistan’ın Hoyt-Senher Mağarası’ndaki Üst Paleolitik Çağı’na ait (35 bin yılından 10 bin yılına kadar) ilkel insanların çizdiği resimleri araştırarak dikkate değer bir sonuca ulaşıyor.

***

O işbu mağara resimlerini Pamirdeki yani Tacikistan’ın Margab köyünden 40 km. güney batıda yerleşen mağarada bulunan duvar resimleriyle karşılaştırarak Moğolistan’ın Hoyt-Senher Mağarası’ndaki resimlerin Pamirdeki resimlere nazaran daha zengin ve yüksek derecede ustalıkla yapıldığını vurguluyor. Bilgin, mezkur resimler Orta Asya’nın çeşitli bölgelerinde bulunan türlü resimlerle karşılaştırarak aşağıdaki önemli sonuca ulaşıyor ve “Hoyt-Senher ve Aguy Mağarası’ndaki resimler ortak mazmun hem de üslup cihetinden Orta Asya, Pamir, Tiyan-Şan (Tanrı Dağı) ve Yukarı Lena’daki (Şişkino) eski taşlara çizilmiş tasvirlerle temelinin aynı olması bakımından büyük ölçüde bir bütün olarak tarihi-kültürel birlik oluşturuyor”[20] diye kaydediyor.

***

Ama, A. P. Okladnikov mezkur bölgelerde yaşayan halkların Türk kavmine mensup olduğunu söylememiş olsa bile, onun çok uzun süren çalışması neticesinde çıkarttığı sonuçtan aşağıdaki görüşlere varmak mümkündür:

1) Taş yani Üst Paleolitik Çağı’nda insanlar ağır günlere denk geldiklerinde, Batı Moğolistan ve Sibirya’dan ta Güney Türkistan’a kadar yaşamış olan eski insanların sadece taş aletleri kullanma tarzları aynı olmasından başka, mezkur mıntıkadaki insanların resim çizme üslubu ve dinsel düşüncelerinin bir olduğunu hem de onların manevi kültürünün de ortak olduğunu gösteriyor. Demekki, mezkur durum. Orta Asya’nın kuzeyindeki halklarla güneyindeki halkların esas menşeinin (etnogenezi) aynı olduğunu belirtir. Bu ise Moğolistan’ın batısı aslen Türkler mekanı sayıldığından Güney Türkistan’da eskiden Türklerin yaşadığını tasdik eder.

***

2) A. P. Okladnikov kendi araştırmasında V. A. Ranov, L. F. Sidorov ve M. E. Masson gibi araştırmacıların sürdürdüğü çalışmalara dayanarak Orta Asya’nın güneyinde devekuşu yaşadığını belirliyor.[21] Buna dayanarak o eski müsavvirlerin kendileri güneyde gördükleri fil ve devekuşu tasvirini kuzeydeki mağaralara çizdiklerini yazıyor.[22] Bilginin bu tespiti güney mıntıkalarda yaşayan insanların kuzeye göçtüklerini onaylıyor.

Eski Çağ tarihçileri ve paleograflar (zemin katlarını araştırıcı coğrafyacılar), bundan 35 bin yıl önce Yenisey nehrinin doğusunda iklimin şimdiki döneme nispetle nemli ve sıcak olduğundan Güney Ural, Kuzey Kazakistan, Moğolistan, Kuzey Çin’den bir kısım insanların kuzeye göçtüklerini söylüyorlar. Onlar Yenisey’in doğusunda “Dyukitay” kültürün temelini atmışlardır.[23]

***

“Dyukitay Kültürü”nün temelini atanlar ise Hoyt-Senher Mağarası’na Orta Asya’nın güneyinden göç edenler ya da onlar tarafından kuzeye sürülenler olmalıdır. Tahminen 11-10, 5 bin yıl önce Yenisey bölgesinde “Dyukitay Kültürü” kaybolmuş onun yerini “Sumangin Kültürü” almıştır. Neticede, “Dyukitay”lıların bir kısmı Alaska’ya göç ettikleri söyleniliyor.[24]

6-7 bin yıllarında Sumanginler hududunu yeni bir toplum alıyor. Yeni gelenler düzgünleştirilen taş aletler ve ok-yaylarla silahlanmıştı. Ayrıca çömlek kaplara sahiptiler. Onlar Sumanginlerin bir bölüğünün ta Amerika’ya kadar ilerlemesine neden oluyorlar. Sumanginlerin yerinde kalanları ise yabancılarla karışarak yeni bir “Sıalah Kültürü”ne temel atıyorlar. Araştırıcılar yeni gelenlerin Baykal çevresinden gelmiş olabileceklerini tahmin ediyorlar.[25]

***

1961 yılında Leningrad (Sankt-Petersburg) ekspedisyonu tarafından Yenisey nehrinin sol kenarındaki Sarıagaş köyü yanında bundan 4000 yıl önce insanların yaşadığı iskan yerleri belirtildi. Mezarlar araştırıldığında onlardaki insan kemiklerinin “Okunev Kültürü”ne ait olduğu ortaya çıktı.[26] Mezkur kültür yadigârlıklarını araştıranlar tarafından “Okunev Kültürü”ne mensup insanların Güney Sibirya’ya nereden geldikleri hakkında kesin fikir söylenmemiştir.

Mezarlardaki ölüler ise malum derecede Moğol tipine mensup insanlara ait sayılıyor. Onların kafasına uzun kalpak giydirilmiş ve yanlarına Şaman dinine benzer herhangi bir dinsel inancı andıran kadın heykeli konulmuştur. Ayrıca, araştırıcılarının fikrine göre, bu heykelciklerin siması Saka ve Hunların yüz biçimini hatırlatıyor. Bununla beraber, “Okunev Kültürü”ne mensup insanların, “Afanasev Kültürü”ne bağlı insanları mezkur bölgeden oynattığı söyleniliyor.[27]

***

O devirdeki M.Ö. 3 bin yılında Çin yıllıklarında ünlü Hvangdi[28] ufak beylikleri birleştirerek Rung- Diler’in[29] bir kabilesi olan Hunları kuzeye ittiği kaydediliyor.[30]Çin’in kuzeyinden giden mezkur Rung- Diler kültür seviyesi yüksek olmakla belirli derecede Moğol nesline yakınlık gösteriyor olmalıdır. Sebebi, Rung-Diler ikamet ettiği yerler aslında Moğol ırkına mensup “Hetav Kültürü”ndekilerin yeri olmasıdır.[31] Şunlar aynen Çin yıllıklarında en kuzeydeki soğuk, kimsesiz tarlalara gittiği zikrediliyor.[32]Buna bakılırsa Çin’den kuzeye itilen Rung-Diler Yenisey çevresine yeni bir kültürü götürmüşlerdir.

Çin yıllıklarından “Çunçyu”, “Zicvan” gibi eski eserlerde verilen bilgilerde, Di kabilelerinin esasen şimdiki Şanşi, İç Moğolistan Özerk Bölgesi, Hebeyn ülkesindeki Tayhagşan, Daçingşan gibi dağları mekan edindikleri kaydediliyor.[33] Kısacası, onlar Çin Denizi’ne (Bejin şehrinin güney ve kuzeyine kadar olan yerleri) ele geçirmişlerdir.

***

Araştırıcıların çoğunluğu “Batı Rung”ları ilk önce Huanghe[34] nehrinin baş akımı hem de Gansu (Kengsu) ülkesinin kuzey hudutlarında yaşamış kavim olarak göstererek sonradan onların tedrici halde doğuya ilerlediğini tespit ediyorlar.

Çin yıllıklarında kaydedilen Rung-Dilerin, Orta Asyalılarla aynı etnik birliğe sahip olduğu, onların nesilleri olan Tinlinlerin “Türk” diye adlandırıldıkları ile tastikleniyor. Gerçekten, arkeoloji bilgileri de Üst Paleolitik Çağı’nda Orta Asya çöl ve sahra ufak taş aletler kültürünün Kuzey Çin’de ortaya çıkması, buraya göçebelerin gelerek yerleştiğini gösteriyor.[35] Demek, Rung-Diler aslen Orta Asyalıdır.

***

Rung-Diler kültürünün Orta Asyalılar kültürüyle aynı olduğu, Doğu Türkistan’da bulunan çeşitli tipteki eşyaları inceleyen araştırıcılar tarafından belirtiliyor. Onlar M.Ö. 4-3 bin yıllıklarda çöl ve step dolaylarında oluşan kültür Orta Asya, Kazakistan, Moğolistan ve Kuzey Çin’de ortak birliğe temel oluşturduğunu söylüyorlar.[36]

Bununla birlikte, Türk halklarının ceddi olan Rung-Dilerin batıdan doğuya göç ettiklerine dair en açık seçik misallerden biri renkli çömlek eşyaların “Yangşov Kültürü” çağında Çin’de görülmeye başlamasıdır. Çinli araştırmacılar “Yangşov Kültürü”[37] ocaklarının Doğu Türkistan, Gansu, Çinghay, Şanşi ve Kuzey Orta Çin düzlüğüne yayıldığını vurguluyorlar.[38] Mezkur bölgeler esasen Rung-Dilere istikamet eden yerler olduğundan buralara renkli çömlek eşyaları getirenlerin de onlar olduğunu gösterir. Ayrıca, o devirde Çin’e demir aletleri yapma usulünün girmesi boşu boşuna olmamıştır.[39] Sonuçta, Orta Asyalıların doğuya ilerlemesi neticesinde Çin’deki “Hetav Kültürü”ne mensup insanlar yerinden atılarak yerine “Yangşov Kültürü”ne mensup topluluklar yerleştirilmiştir. Çünkü, aslen Orta Asyalı olan Rung-Dilerin göçtüğü yerde mezkur kültür oluşur.

***

Yine, bir başlıca delil, Doğu Türkistan’ın kaş taşından[40] yapılmış eşyaların Çin’in kuzeyinde büyük miktarda bulunmasıdır.[41] Bilginler çok sayıdaki kaş taşı eşyaların ticari ilişkiler yoluyla değil, belki de göçebeler tarafından getirildiğini tahmin ediyorlar.[42]Çin’de Şya sülalesi (tahm. M.Ö. 2197-1818) zamanında işbu taşlar değerli hediye eşyası olarak bilinmiştir.[43] Yani, buraya kaş taşı sanat eşyası olarak Doğu Türkistan’dan getirilmiştir. Demek, o çağlarda bu taş çok az bulunmuş ve ondan yapılan eşyalar değer taşımış olmalıdır. Sonradan Doğu Türkistanlı ve kuzeylilerin doğu tarafa ilerlemesinin tekrarlanması sonucunda kaş taşı eşyaları büyük miktarda Çin’e götürülmüştür.

Şimdi Doğu Türkistan’da, çok az insanın yaşadığı Lobnor ülkesinden eskide iki kısım ahalinin doğuya göç ettiği bellidir. Onlardan biri Çang-Ciang’in (Yanszi-Yeşil nehir) baş akımındaki bölgelerine (şimdiki Siçivan ve Yunan) yerleşmiştir. Yine bir kısım ilk önce Kökunur gölü çevresine göç etmiştir. Ama, burada fazla kalamadan başka yere gittikleri söyleniyor.[44] Belki de, onlar kuzey tarafa ilerlemiş olabilirler.

***

Çin bilginleri, Türk halklarının ceddi olan Dilerin ata binme maharetini Çinliler Şya Sülalesi (tahm. M. Ö. 2140-1711), Şang Sülalesi (M.Ö. 1711-1066) zamanında öğrendiklerini vurguluyorlar. Çunçyu (M.Ö. 770-476), Canguo (M.Ö. 476-221) döneminde yazılan Çin kaynaklarında, Diler M.Ö. 3 bin yılında at binmeyi bilmelerinden hariç ilk olarak savaşta araba kullandıkları ve atlı ordu sisteminden herkesten önce faydalandıkları hakkında bilgi verilir.[45] Demek ki, Diler, M.Ö. 3 bin yıllarında atı evcilleştirmiş olup, onları atlı yürüyüşleride Çin’in kuzey hudutlarını ele geçirmede kullanmışlardır.

Rus bilginleri L. S. Vasilyev ve P. M. Kojinler, step kültürünün bir halk tarafından Huanghe Vadisi’ne nasıl (atlı arabalı) sokulduğunu söylüyorlar.[46] D. V. Deopik atlı orduya sahip göçebe harekatının M.Ö. bin yıllarında Çang-Ciang nehrinden geçtiğini ve ta Güney doğu Çin’e ulaştığını belirtiyor.[47]

Doğu Türkistan’daki taşa çizilmiş ata binen binicilerin tasvirinin az çok 4-6 bin yıl evvel çizildiği tahmin ediliyor.[48] Buna bakılırsa Rung-Dilerin Çin’e at binme sanatını götürdüğü aydınlaşır. Yukarıda getirilen örneklerin hepsi Türkistanlıların eskiden Çin’in kuzeyine gidip yerleştiğini gösteriyor.

***

Havanın kesin çizgilerle değişmesi sonucunda güç doğal şartlara uyum sağlamak için çaba harcama, neticede Orta Asyalıların kültür seviyesinin yükselmesine neden olmuştur. Onlar ise kendi gördükleri, bildikleri hayat tecrübelerini gittikleri yerlere de götürmüşlerdir. Çin yıllıklarında Rung- Dilerin 4000 yıl önce batıda deriyi işleyen, yünden kumaş dokuyan Xi zhi, Chu sou,[49] Kun lun[50] ve Şi Rung (Batı Rung) gibi 4 hanlığı bulunduğu hakkında bilgi vardır.[51]

Çin tarihçisi Kung Ango: “Bu 4 hanlık çölün dışında, Lyuşo (Seyyar kumluk) halkası içindedir”[52] diye gösteriyor. Çin araştırmacıları Lyuşo dedikleri yer hakkında “İzahlar toplamı” adlı eserin “Coğrafya tezkiresi”nden naklederek, Gansu ülkesinin Cangye Cuyan bölgesi olabilir, diye tahmin ediyorlar.[53] Ama, “çölün dışında” cümlesinden anlaşılacağı üzere Lyuşo kumlu sahrası Kansudaki çölün dışında bulunduğu biliniyor. Bu gibi, Lyuşo halkası içinde yer alan 4 hanlıktan biri, Kunlun Hanlığı’nın dile alınması mezkur meseleyi değişik yorumlamaya yol açıyor.

***

Çünkü, Çin kaynaklarında Karakurum Dağları Kunlun olarak adlandırılmış ve çok eskiden Şivangmu’nın (Umay ana) mekanı, kaş taş üretilen yer sıfatıyla ünlü olmuştur. O yüzden Kunlun Hanlığı’nın Karakurum dağı etrafında yerleşmiş bir hanlık olması doğaldır. Mezkur Dağ, Taklamakan Çölü’nün güneyinde olması nedeniyle Lyuşo bölgesi Orta Asya’nın büyük seyyar kumluklarından biri, Taklamakan’la aynı olduğu belli olur.

Bununla birlikte, Taklamakan’ın kuzeyinde, Künçi nehri kıyısında 5000 yıl önce yaşamış insanların mezarından da yün, dokumacılık (halı) ve dericilik ürünleri (çizme) bulunmuştur.[54] Oradan ahalinin doğuya göç ettiği bellidir.[55] Demek ki, G. Singh cetvelinde iklimin en normal döneminde kaydedilen “4 Hanlık” Gobi Çölü’nün dışında, Taklamakan Çölü halkasında ortaya çıkmıştır. Orta Asya’daki mezkur hanlıkların ahalisi fazla, üretimi gelişmiş, kültürü yüksek olmuştur. İşbu kültür kazançları göçebeler ve tüccarlar vasıtasıyla Çin’e ulaşmıştır.

***

Batıdan doğuya göçenlerin esas çoğunluğu hayvanları otlatmak için elverişli bölgelere yavaş yavaş yerleşmeye başlamıştır. Bu dönemde Çin’in kuzeyinde şimdiye nispetle daha mutedil bir nem ve hava vardı.[56] Ayrıca, Pleistosen’de (buz çağı) Uzak Doğu’da uzun zaman sıcak iklim hayvanlarının yaşadığı görülür.[57] Aynı o çağdan başlayarak A. P. Okladnikov’un tetkikine göre, Sibirya’ya gelip yerleşen insanların batıdan doğuya göçüş halleri ortaya çıkmıştır.[58]

Bu dönemde Sibirya’dan ta Uzak Doğu’ya kadar uzanan hudutta genellikle Moğol ırkına mensup insanların yaşadığı söyleniliyor.[59] M.Ö. 3 bin yıllıkta doğuda Moğol, batıda Avrupa ırkına mensup insanların iskan edindiği gözüküyor.[60] Demek, Orta Asya’dan Sibirya’ya göç eden Avrupa tipindeki insanlar, o zamanlarda Moğol ırkına mensup insanları doğuya itmişlerdir.

***

Pleistosende (buz çağı) Çin’de Çinlin Dağı’nın güneyi Çang-Ciang vahası, özellikle onun orta ve aşağı akımında havanın mutedil olduğu biliniyor.[61] Burası insan yaşamı için kolay imkanlara sahip yer olduğundan ahali diğer menzillere giderek yerleşmemiştir. Ancak, nüfusun artması sonucunda Rung-Dilerin yerleştiği bölgelere (kuzeye) de ilerlemeye başlamıştır. Hvangdi’nin torunu Cvangşu Govyong Dönemi’nde (tahminen 4800 sene önce) Rung-Dilerin yurdu Yuling’e[62] adam gönderilerek Sanmyov kabilesine mensup boyların Rung-Diler meskeni Sanvey’e[63] göç ettikleri haberi alınmıştır.[64]

Taykong Hanlığı Dönemi’nde (M.Ö. 2188-2160) önemsenmeyen ziraatçılık Cuo Hanlığı’nın kurucuları tarafından Diler yurdunda (Huanghe nehrinin orta akımında) tekrar geliştirilmiştir.[65] Neticede, Rung-Dilerin hayvancılığa alışan esas çoğunluğu otlakların zayıflaması nedeniyle kuzeye yani Moğolistan’a ve Güney Sibirya’ya göç etmeye mecbur kalmıştır.

***

12-15 bin yıl evvel Türk halklarının başına büyük felaketler geldiğinde batıya taşınanlar, kendi akraba kavimlerini yine de batıya ilerlemeye mecbur etmiş olmalıdır. Neticede onlar (Sümerler) Mezopatamya’ya yerleşmişlerdir. Ancak, Orta Asyalıların batıya göçü oradaki halkların doğuya göç etmesiyle azalmıştır. Ön Asya halklarının doğuya ilerlemesi Kuzey Afrika’da ortaya çıkan iklim değişikliğiyle ilgili olmalıdır. Ön Asya ve İran halklarının eski ahalisinin bir kısmı Kafkasya yani Karadeniz ve Hazar Gölü arasından kuzeye, sonrada batıya ilerlemeye başlamıştır. Yine bir kısmı da Afganistan tarafına göç etmeye başlamıştır. Onlar yerli göçebe halkların bir bölüğünü doğuya ve güneye itmişlerdir.[66] Onlar da kuzey doğuda Orta Asyalılar ile çarpışmışlardır.

G. Singh cetveline uygun hava olup çoğu zaman serin ve nemli olan M.Ö. 3000-1750 yıllar arasında kuzeyde hayvancılıkla uğraşanlar Amuderya’nın güneyine ilerleyerek Türkistan’ın Güney İran ve Hindistan’ın kuzeyinde ortak bir kültürün gelişmesine sebep oluşturmuştur. Bu kültür tarihte “Ari Kültürü” adını almıştır. Ancak, bilim adamları, bu kültürü Hint-İran dilli halklar kültürü olarak saymaktadırlar.[67]

***

Herhalde, onların dili Hint-İran dillerine mensup olmalıdır. Nedeni de, M.Ö. 2 binli yılların sonunda kuzeyden göçebe Türkler gelinceye kadar 3 bin yılında burada Hint-İran dilli kavimler yaşamıştır.[68] Kuzeyden gelenlerin yerli ahali dilini benimseyerek, burada çoğunluğu oluşturan Hint- İran dilini kabul ettikleri pek mühtemeldir.

Ari Kültürü’nü araştıran bilginlerin çoğu Güney Rusya’dan gelen Hint-Avrupa ırkına mensup insanların mezkur kültürü yaratmış olduğunu söylüyorlar. Onlar M.Ö. 4 bin yıllarında Tuna’dan Ural’a kadar olan yerlerde atın evcilleştirildiğine dayanıyorlar.[69]Ayrıca, M.Ö. 3 bin yıllarında Hazar’ın güney doğusunda görülen at, araba ve demir işletme ocağının M.Ö. 2 bin yılında kuzeyden gelen göçebeler tarafından getirildiğini tasdik ediyorlar.[70]

***

Ama, 19. yy.’dan günümüze kadar dünyadaki ünlü araştırıcıların, bu cümleden, Rusyalı bilginler arasından da bazıları mezkur tespite karşı çıkarak Hint- İranlılarının Orta Asya’dan yayıldığını söylemektedirler.[71] Özellikle, meşhur Rus dilcisi V. İvanov ve T.V. Gamkrilidze tarafından ileri sürülen Hint-Avrupa halklarının M.Ö. 2 bin yılında İran ve Orta Asya’dan kuzeye, Karadeniz kıyılarından Avrupa’ya ilerlediği konusundaki görüşleri önemlidir.[72]

Yukarıda görüldüğü gibi son günlerde Doğu Türkistan’da sürdürülen ilmi araştırmalar, burada at binme maharetinin Tuna’dan Ural’a kadar olan hudutta atın evcilleştirilmesinden çok önce ortaya çıktığını gösteriyor. Ayrıca, şunu da belirtmek gerekiyor ki, Güney Rusya hududuna yerleşenler aslen Orta Asyalıdırlar. Ancak, onların fizik yapısı Avrupa ırkına ait olduğundan Türk halklarının ceddi olarak sayılmamaktadır.

***

Aslen Orta Asya’da ikamet eden Türklerin ırkı “Turan ırkı”, “Amuderya-Sırderya aralık ırkı”[73] ve “Asya ırkı” diye adlandırılan Avrupa ırkına mensup ırktır. Bununla beraber, mezkur ırk belirli alametleriyle Avrupa ırkından da ayrılmaktadır. Meselenin önemli tarafı da budur ki, Türk halklarının eskiden yaşadığı Tanrı Dağı’nın güneyinde bulunan insan kafataslarının şimdi de Türk halklarının yaşamakta olduğu Güney Sibirya, Kazakistan, Volga nehri aşağı akımında bulunan kafatasları arasında benzerlik olduğu belirlenmeştir.[74] Şimdi de eskiden yerleşik yaşamış Türk halkları Avrupa ırkına mensuptur. Moğol ırkı eski ve kuvvetli ırsi özellikleriyle Avrupa ırklarından ayrılıyor.

O yüzden bu ırk mensupları, Türkistan’ın güneyine gelerek yerleşikleştiğinde otokton (yerli) Avrupa ırkındaki insanları Moğol tipine değiştirmiş olurlardı. Ama, böyle bir durum ortaya çıkmamıştır. Türk halklarında Moğol tipine meyilli alametler doğuya gittikçe belirli miktarda kuvvetleniyor. Mezkur süreç ta G. Singh cetveli boyunca M.Ö. 3000-1750 arasında havanın serinleştiği döneme dek devam etmiştir.

***

İklim serinleştikten sonra kuzeydeki Avrupa tipine mensup Türklerin güneye ilerlemesine sebep olmuştur. Onların bu harekatı “Ari Kültürü”nü şekillendirmişti. Belki de, kuzeyden güneye ilerleme süreci doğudaki Moğol tipini benimseyenlerin batıya ilerlemesini başlatmış olabilir.

Türk halklarının kuzeyden güneye ilerlemesi Ari Kültürü’nün gelişmesinde ayrıca yer tutuyor. Çünkü, Türk halkları, kuzeyden güneye ilerlemesi sürecinde madencilik, dokumacılık, hayvancılık, at binicilik ve deriyi işletme gibi kültürel kazançlar elde ettiler. A. Askarov M.Ö. 2 binli yıllarda Güney Türkistan’da kuzey çöl mıntakasından gelen herhangi bir yüksek derecede gelişmiş bir kavim harekatına denk geliyor ve “Çust Kültürü”nü (Fergane vadisi) yayıcılar hakkındaki görüşü ortaya koyuyor.[75] “Çust kültürü” Türk kültürü olduğundan buna ait buluntular Tarım Vadisi’nin birçok yerinde bulunmuştur.[76]

***

Bunun gibi Türklerin kültürünün İran, Afganistan ve Hindistan’ın kuzeyindeki kültür (çömlekçilik-keramik işçiliği gibi)[77] ile karışması geçmişteki gelişmenin rönesansını ortaya koyuyor. Aynı o çağda Hindistan’ın kuzeyinde çift tekerlekli araba tasvirinin ortaya çıktığı tahmin olunuyor.[78]

M.Ö. bin yıllarında havanın yeniden ısınmasıyla Ari Kültürü yayıcılarının esas çoğunluğu Ustyurt düzlüğü (bu dönemde hayvancılık yapanlar için kolay mesken) vasıtasıyla kuzeye ilerlemiştir. Neticede, Hint dili elemanlarının Avrupa’ya ulaşmasına sebep olmuştur. Herhalde, mezkur halkın bir kısmı Türkistan’ın güney bölgelerine ilerlemesine imkan sağlamış olmalıdır.

***

Hint-İran dilinin Güney Türkistan’da kullanıldığı dönem esasen Kuşanlar zamanına rastlar. Buna yine Türk kavmine mensup Masagetler (Yüeçiler)’in İran, Afganistan, Hindistanın kuzeyinde hükümranlık yapması sebep oluşturmuştur. Onlar “Hotan-Saka dilini” ya da Tohar dilini Türkistan’a hükümran dil olarak getirmişlerdir. O dönemde Budda dininin girmesiyle beraber Hint dilinin birkaç lehçesi ve yazıları da Türkistan’ın güneyine sokuldu.

Araştırıcılar Doğu Türkistan’ın en eski meskenlerinden olan Niya ve Lobnor ülkesinde İran diline ait belgeler bulunmamasına bakarak, Tarım vadisindeki eski devletlerde İran halklarının yaşamamış olduğunu söylüyorlar. Bununla birlikte, buradaki esas halk Tohar dilli olmuştur, şeklindeki sonuca varıyorlar.[79] Neticede, mezkur mıntıkadaki Türk halklarının avtohton (yerli) olmadığı söyleniliyor.

***

Şimdiye kadar yapılan araştırmaların çoğunluğunda Tanrı Dağı’nın batı ve doğusundaki iklimin birbirinden farklı olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Bununla beraber mezkur dağın her iki tarafından da Türk halkları göçü ortaya çıkarak, nispeten iyi tecrübe edilen batısındaki göç süreci doğusuna da uygulandı. Aslınde dört tarafı dağlarla kaplı Tarım vadisindeki doğal şartlar gözlemlenirken buraya Türk göçebelerin büyük grubunun gelerek göçebelikle meşgul olması ya da yerleşikleşmesinin mümkün olamayacağı bir gerçektir.

Eğer, Türkler az sayıda gelerek yerleşseydiler onların dili yerli dile değişmesi lazım gelirdi. Aksine, Kaşgarlı Mahmut XI. yy.’da eskiden Türklerin yaşadığı Kaşgar şehrinin dili saf Türk dili dememiş olacaktı. Kaşgarlıların dili kuzey ve batıdaki göçebe Türklerin dilinden farklı olacaktı.

Türkistan’ın güneyindeki Tohar ya da “Doğu İran dili” gibi diller, şimdiye dek iyice araştırılmamıştır. Ayrıca, M.Ö. 5. yy. ve sonraki döneme mensup Türk dilli buluntular (Kazakistan’daki Issık, Doğu Türkistan’daki Aksepil/Aksur ve Fergane buluntuları) Türklerin Türkistan’da eskiden yaşadığını onaylıyor. Elbette, yerleşik ziraatçılıkla uğraşanlarla göçebe Türklerin dilinde fark olması doğalıdır.

***

Türk halkları Orta Asya’dan uzaklaşarak doğuya doğru gidince, o kadar Moğol tipini daha çok benimsediler. Hatta, onların dilleri değişti (Moğol diline değişmesi gibi) ya da Türk dili sisteminde konuşan tamamen başka bir topluma (Korelilere benzer halklara) dönüştü.

Belli derecede Moğol tipini benimseyen kuzeydeki Türk halkları, milattan önce ve sonra birkaç defa batıya yürümüştür. Yeniden tekrarlanan bu süreç, göçebe Türklerin en uzakta yerleşmiş olanlarının arasında da Moğol tipine meyilliğe götürmüştür. Hatta, ayrım göçebe grupların yerleşikleşmesi ya da onların Türkistan’ın güney ve batıdaki yerleşik Türkler’le olan kalın ilişkileri mezkur tipin yayılmasına neden olur. Neticede Pasifik okyanusundan ta Adriyatik’e kadar, Baykal ve Sibirya’dan ta Hindistan’a kadar büyük bir etnik grubun terkibinde Moğol tipine uygunluğu ortaya koymuştur.

***

Yazılı kaynakların tastiklemesine göre, Türk halkları eskiden sadece Çin’in kuzeyine göç etmişler, belki de burayı terk etmeye mecbur kalmışlar. Onlar Çinlilerin baskısı ve kendi aralarındakı savaşlar sonucunda miladın başlarında Avrupa’nın iç ülkelerine ilerlemişlerdir. Onların güneye ilerleyenleri (Yüeçi, Usunlar) Hint ve İran halklarıyla da kan kardeşliği ilişkilerinde olmuşlardır. Bu dönemde Türk halklarının bir kısmı Türkistan’ın güneyinde yerleşik hayat sürdürmeyi devam ettirmişse, ikinci bir kısmı da hayvancılıkla uğraşarak göçebe hayat sürmüşlerdir.

Dr. Abdülhalık AYTBAYEV

Özbek Bilimler Akademisi / Özbekistan

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 1 Sayfa: 664- 671

Bir Cevap Yazın