Gök Türk Kağanlığı Döneminde Batı Türkistan Yönetimi

Orta Asya’da 6-8. yüzyıllarda hüküm süren Göktürk Kağanlığı tarihine dair dünya tarihçileri tarafından pek çok ilmi çalışma yapılmıştır. Araştırmaların çoğu Kağanlığın oluşumunda önemli yeri olan Altaylar ve Orhun bölgesi üzerinedir. Ama, Kağanlığın en güçlendiği dönemlerde onun terkibine girmiş olan Batı Türkistan gibi iktisadi ve kültürel yönlerden gelişmiş bir ülkenin Göktürk Kağanlığı tarihinde nasıl bir yer tutuğu ve devlet yöneticileri olan Kağanların buraya ne derecede önem verdikleri gibi meseleler şimdiye dek tüm yönleriyle aydınlatılmamıştır.

Yalnız, W. Tomaschek, J. Marquart, E. Chavannes, W. Bartold, A. Z. Togan, W. Henning, O. Pritsak, A. Bernştam, S. Tolstov, A. Belenitskiy, O. Smirnova gibi tarihçiler Batı Türkistan’ın erken orta çağlardaki tarihi ve burada bulunan sülaleler hakkında araştırmalar yapmışlar, fakat, yine de bölgenin Kağanlıkla alakası bu çalışmalardan hiçbirinde tam olarak belirtilmemiştir. Hatta, Göktürk Kağanlığı tarihiyle ilgili en çok araştırmalar yapılan Türkiye’de bile bu konu üzerinde pek az durulmuştur.

***

Nitekim, Göktürk Kağanlığı tarihiyle uğraşan çoğu araştırmacının eserlerinde Kağanlık 6. yüzyılın ikinci yarısında, Eftalitlerin (Akhunlar) hakimiyetine son verdikten sonra, Batı Türkistan’ın işlerine karışmadan burayı yarı bağımsız, yerli (çoğunluğu İranlı) kırallıklar vasıtasıyla yöneterek onlardan vergi almakla yetiniyordu, şeklinde görüşler yer almaktadır ki, bunun gerçekle ne kadar ilgisi olduğu tartışılmalıdır.

Ancak, böyle bir görüşü tek gerçek olarak kabul etmek de münakaşalıdır. Çünkü, çeşitli kaynaklara bakıldığında, hem de o devire özgü cihetlere dikkat edildiğinde durumun değişik olduğu göze çarpıyor. Evvela, Göktürk Kağanlığı kendisine her an büyük tehlike oluşturabilecek Sasani İran ile Batı Türkistan hudutları vasıtasıyla komşu hale gelmişti. İkincisi, bu ülkenin iktisadi yönden Kağanlığın başka yerlerine nazaran zengin olması da her zaman dış tehlikenin var olmasına zemin hazırlayabiliyordu.

Ayrıca, yenik düşen Eftalitler, kendi devletlerini yeniden kurmaya kalkışabilirlerdi. Bu gibi sebeplerden dolayı Kağanlık Batı Türkistan’da büyük miktarda ordu bulundurmak, buradaki vilayet ve şehirlerin idaresini harp işini iyi bilen, kendisi için güvenilir memurlar aracılığıyla yürütmek zorunda kalıyordu. Demek, bu ülke idari sisteminde bir takım değişiklikler ve yeni düzenler yapılması zaruri olmuştur. O dönemde Göktürk Kağanlığı tarafından Batı Türkistan’a naip olarak kimlerin, hangi kabile ve boylara mensup kişilerin tayin edildiğini belirlemek söz konusu meselenin çözümlenmesinde büyük bir önem taşıyor.

***

Göktürk Kağanlığı döneminde Batı Türkistan’ı yöneten valilerin menşei, şeceresi, sahip oldukları unvanlar ve hükümranlık yaptığı yılların kesin kronolojisi hakkında geniş bilgi verecek hiçbir kaynak mevcut değilse de, Çin, Yunan, Ermeni, Fars, Arap, Sogd, Türk ve diğer dillerdeki kaynaklar arasında mukayeseler yaparak muayyen bir tarihi manzarayı canlandırmak mümkün olacaktır.

İlk orta çağlarda Batı Türkistan’da Sogdlular, Harezmliler, Toharlar ve yerleşik Türkler ikamet ediyorlardı. Kağanlık, buradaki yönetimi, hanedan mensupları kabile vekilleri, ya da bölgenin yerlileri vasıtasıyla gerçekleştirmiş olmalıdır. Ancak, bu dönemde Sogdluların idare ve harp işlerinden daha çok ticaretle uğraştıkları, yönetimle fazla ilgilenmedikleri bilinmektedir. Pei-shih, Sui Shu gibi Çin yıllıklarına göre, 6. yüzyılın sonlarında Batı Türkistan’ın başlıca vilayet ve şehirleri Harezm, Fergana, Semerkant, Buhara ve diğerlerinin yöneticilerinin menşei “Tchao-wu” grubuna bağlanıyordu.[1]

İşbu “Tchao-wu”lar konusunda birçok görüşler ileri sürülmüştür. H. Gibb, “Tchao-wu” ların çok eskiden İranlılaştığı kanaatindedir.[2] Bazı tarihçiler “Tchao-wu”yu sülale adı değil unvan olarak kabul ederek, onu “Yabgu” unvanıyla aynı saymışlar ve Yüeçilerden kaynaklandığını iddia etmişlerdir.[3] Çoğu araştırmacı ise “Tchao-wu”nun T’ang dönemindeki Çince okunuşu “t’|ia-miu”ya bakarak, onu İslâm kaynaklarındaki “Camuk”la eş tutmaktadırlar.[4] Z. V. Togan’a göre, Camuklar (ya da Çumaklar) Göktürklerin beş Du-lu boyunun başında gelen boy olan Çö-mü-könlerdir.[5] Taberi, Camuklardan “onlar Türk boylarındandır” şeklinde bahsetmektedir.[6]

***

Nitekim, 7. yüzyılın ilk yarısına ait Sogd paralarında “cm’wk” (Çamuk), “cm’wky’n” (Çamukyan; anlamı, “Çamuk’la ilgili”) gibi ibarelere rastlanılıyor.[7] Parayı bastıran hükümdarların menşei ile ilgili olduğu anlaşılan bu kelimeler Çin yıllıklarındaki “Tchao-wu” ve İslam kaynaklarındaki “Camuk”un yerel şekli gibi gözükmektedir.[8] Çünkü, bu paraları bastıran hükümdarlar Çin kaynaklarında “Tchao-wu” olarak geçiyordu. Dikkati çeken şey de, bu paraların ters tarafında Türk-Runik (Eski Türkçe “oq”-ok) biçimli damgaların bulunmasıdır.

Bu da “Tchao-wu” ve Camuk’un (Çamuk-Çumak) aynı Türk boylarından biri olduğuna delildir. Bazı araştırmacıların “Tchao-wu” grubuna bağlı sülalelerin Batı Türkistan’daki hükümranlığının Arap taarruzu döneminde de mevcut olduğunu söylemelerine[9]rağmen, T’ang Shu yıllığındaki bilgilerden anlaşıldığı ve aşağıda da görüleceği üzere söz konusu devletin bazı vilayetlerde 6. yüzyılın başlarında Göktürkler, bazılarında ise aynı yüzyılın ikinci yarısında başka bir grup tarafından yıkıldığı anlaşılmaktadır.

Şimdi biz çeşitli dillerdeki kaynaklar ve arkeolojik (daha çok madeni paralardaki) bilgilere dayanarak, aynı zamanda onları birbirleriyle kıyaslayarak Göktürk Kağanlığı döneminde Batı Türkistan vilayet ve şehirlerinde bulunan sülalelere, onların menşei ve kronolojisine, prenslerin taşıdığı unvanlara değineceğiz.

Şaş Bölgesi

Göktürkler 6. yüzyılın ikinci yarısında batıda ilk olarak Şaş (Taşkent) bölgesini ele geçirmiştir. Kağanlığa tabi olarak bu yüzyılın sonlarına kadar varlığını sürdürebilen “Tchao-wu” prensleri, Çin yıllıklarına göre, 605 yılında İstemi’nin soyundan gelen Shegui Han tarafından yok edilerek, yönetime T’e-le Tien-tche (Tien-tche Tegin) geçirilmiştir.[10]Bu döneme ait Sogdça yazılı Şaş paralarında Türk asıllı İl-tegin isimli yönetici geçmektedir[11] ki, o 605 yılında yönetime geçen T’e-le Tien-tche (Tien-tche Tegin)’le aynı şahıs olabilir.

Bizce, bu Tegin Göktürk kağanları soyundan olmalıdır. Büyük ihtimalle, 8.yüzyılın ortalarına kadar hüküm süren Şaş prenslerinin soyu ona dayanmaktadır. Çin kaynaklarından onların unvanının “t’ou-t’oen” (Tudun) olduğu anlaşılıyor.[12] Sogd belgelerinde Şaş prensi “tdwn” (Tudun) dan bahsediliyor.[13] Arap kaynaklarından da buranın hükümdarlarının “Tudun” unvanına sahip olduklarına değinilmektedir. Mesela, Taberi’de “tudun melik eş-Şaş” tabiri geçmektedir.[14]Taşkent’te bulunan 7. yüzyıla ait Şaş paralarında Sogd yazısında “tdwn” (Tudun) ve “Çaç” kelimeleri yazılmış olup, üzerindeki hükümdar tasviri Türk tipindedir.[15]

S. Tolstov’a göre, Tudun, Kağan soyundan olan ve ülkedeki kontrolü ve oradaki vergi toplama işini organize eden valilerin unvanıdır.[16] Bununla birlikte, Şaş bölgesinin bazı şehirlerinde Tarhan unvanının da kullanıldığı görülür. T’ang Shu yıllığında bu bölgedeki Sudu şehrinin hükümdarının İnye ta-kan (Tarhan) olduğu kayıtlıdır.[17] Taberi, 739 yılındaki olaylardan söz ederken, Beder Tarhan isimli bir Şaş hükümdarından bahseder.[18] Gene, kaynaklardan belli oluyor ki, Şaş’ta taht varislerine Tegin denilmiştir.

***

Çin yıllıklarına göre, Şaş’ı T’e-le Tien-tche (Tegin Tien-tche; 605-620), K’an t’ou-t’oen che-cho-t’i yu-k’iu-tchao-mou t’ou-to’u (Ton Tudun Öge Köl Tutuk; 640-660), Mo-ho-tou t’ou-t’oen (Bagatur Tudun; 713-740), İ-nai t’ou-t’oen k’iu- le (İnay Tudun Köl; 741), T’e-le (Tegin; 743) yönetmişlerdir.[19]

Şaş Tudunlarının Göktürk Kağanlığı siyasetine faal bir biçimde katıldığı anlaşılıyor. Mesela, 640 yıllarında İbi Tu-lu Kağan Şaş Tudunu Cha-po-lo Chehu’yu (İşbara Yabgu) Kağan’a karşı gönderiyor. Tudun da onu yenerek yönetimi ele geçiriyor. 738 yılında ise Mo-ho-tou (Bagatur) Tudun Türgeş liderlerinden Baga Tarhan’la birlikte Türgeş Kağanı T’ou-ho-sien Kü Çor’u yenmişti.[20] Aynı Tudun, 739 yılında On Oklar ve Türgeşlerin Kağanı Aşina Hin’i öldürerek kendisini Kağan ilan etmişti.[21] Şaş Tudunlarının Kağanların işlerine müdahale etmesini, belki de, onların Göktürk kağanları soyundan gelmiş olmasıyla açıklamak mümkün.

Fergana Vadisi

6. yüzyılın ikinci yarısında Fergana Göktürk Kağanlığı’nın eline geçmişti. Pei-shih, Sui Shu gibi Çin yıllıklarına göre, yüzyılın son çeyreğinde burada kadim “Kiui-siu’’ sülalesi vardı, prensleri de ‘’Tchao-wu’’ unvanını taşıyordu.[22] Buradan Fergana prenslerinin menşeini “Tchao-wu’’lara bağlamak mümkün olacaktır. Ancak, 6. yüzyılın sonuna doğru onların yerini başka bir sülale almış gözükür. Çünkü, T’ang Shu yıllığında “Tchao-wu’’lardan artık söz açılmıyor. Söz konusu kaynakta zikredildiğine göre, 640 yıllarında Batı Türklerinden K’an Mo-ho-tou (Ton Bagatur) Fergana hükümdarı K’i-pi’yi öldürünce, buradaki yönetim Aşina Chou-ni’nin eline geçmişti.[23]

A. Bernştam, ismi geçen K’i-pi’yi Kuşan sülalesine bağlamakta ve Aşina Chou-ni’nin menşeini de Türklerin Su-ni-shih kabilesinden sayarak, ismini Aşina olarak yorumlamaktadır.[24] Ama, böyle bir yorumun bir dayanağı yoktur. Çünkü, kaynaklarda bu dönemde Fergana’da Kuşanların mevcudiyetine dair bilgi bulunmuyor. Herhalde, K’i-pi Göktürkler tarafından Fergana’ya vali atanmış sülale vekiliydi, demek doğru olur.

Çünkü, onun soyunun ileride göreceğimiz gibi birçok yönleriyle Türklere dayandığı bilinmektedir. Burada şunu belirtmek gerekiyor ki, onun ismi Türkçe vasıf taşımaktadır. Kaynaklarda onun ismine benzer birçok Türk ismine rastlanılır. Mesela, Göktürk komutanlarından birinin ismi de K’i-pi He-li’ydi.[25]

***

L. Gumilev, onu Töleslerin K’i-pi kabilesinden sayıyor.[26] Yine, Çor Kağan’ın (619-620) oğlu, K’i-pi Tegin ismine sahipti.[27] Mezkur Fergana hükümdarının isminin de böyle bir Türkçe isim olması lazım gelir. Bunun gibi, Fergana prensi K’i-pi’nin yerine geçen hükümdarın adı Chou-ni’ydi, menşei de Aşinalara dayanıyordu, diye açıklamak mantıklı olacaktır.

Chou-ni’nin ölümünden sonra yerine geçen oğlu Ngo-po-tche karargahı Sir Derya’nın kuzeyindeki K’o-sai (Kasan) şehrinde tesis etti, bahsedilen K’i-pi’nin biraderinin oğlu A-leao-ts’an (Sogd belgelerinde ’lwc’n-Aluçin) ise Hou-men (Kuva?) şehrine yönetici olarak görevlendirildi. Ngo-po-tche’nin yönetimi 658 yılına kadar sürmüştür.

O seneden sonra A-leao- ts’an Kasan şehrine taşınarak faaliyette bulunmuştur.[28] Bizce, Fergana’yi 8. yüzyılın başlarında onun soyundan gelen sülale vekilleri yönetiyordu. Taberi, 712-723 yıllarındaki olaylardan bahsederken Fergana prensinin adının Altar olduğunu kaydeder.[29]

***

Çoğu tarihçiler tarafından mezkur ismin el-Tar, et-Tar şeklinde okunuşu kabul ediliyordu. Hatta, V. Livşits, ismin asıl Tar şeklinde okunmasını savunarak, kelimenin menşeinin eski İran dillerindeki “tar” (siyah) olduğunu ve 8. yüzyılın başlarında Fergana’yı mahalli (İranlı) sülale temsilcilerinin yönettiğini iddia ediyordu.[30]

C. Bosworth, A. Bernştam gibi tarihçiler de onları yerli-İranlı sülale sayıyorlardı.[31]Ancak, O. Smirnova, Çin yıllıklarında bu yüzyılın başlarında Fergana hükümdarı olarak zikredilen A-leao-ta’nın Arap kaynaklarındaki Altar’la aynı şahıs olduğunu ve onun aslen Alatar ya da Alutar olması gerektiğini tesbit etmiştir. Ona göre, Sogd belgelerinde kayıtlı ‘wttkyn nydnh (Ut-tegin Nidan) ile Arap kaynaklarında 722 yılında Esfere valisi sıfatiyle zikredilen şahısla, Alutar’ın amcazadesi ve varisi olarak bilinen Nilan aynı şahıstır, hem de sonradan Fergana hükümdarı olan Altuçur’un babasıdır.

***

Ayrıca, Ut-tegin Nidan ile onun oğlu Altuçur Tegin, Çor gibi Türkçe unvan ve isim taşıyorlardı ve kendileri de Türktür.[32] Bizce, onların hepsi yukarıda adı geçen A-leao-ts’an’ın nesli olmalıdır. Mezkur A-leao-ts’an ve Alutar isminin Çince şekli A-leao-ta’nın birinci, ikinci heceleri yıllıklarda aynı hiyeroglifte “A-leao” şeklinde veriliyor ki, onların aslen aynı kökten gelmiş olmaları kuvvetle muhtemeldir. Belki, bu terim onların sülale adı olmuştur. Büyük ihtimalle, sözü geçen Altuçur isminin birinci kısmı “Altu” da onlarla ilgili olabilir.

Nitekim, Sogd ve İslam kaynaklarından Fergana hükümdarlarının unvanının “Akhşid” olduğu biliniyor. O yüzden buradaki sülaleye İslam kaynaklarında Ahşidliler denilmiştir. Eğer, İbn Hallikan’ın “Kitab vafayat el-a’yan ve enbeu ebnau el-zaman” adlı eserinde kayıtlı Fergana’dan gelme Mısır Akhşidliler (935-969) sülalesi şeceresine bakıldığında da onların Türk oldukları belli oluyor, yani; Tuguç ibn Çuk ibn Yeltegin Akhşid ibn Furan ibn Furi ibn Khagan.[33] Belirtmek gerekiyor ki, şeceredeki Furan, Furi, Khagan isimlerinin Türkçe aslı Boran, Böri, Hakan olabilir.

***

Akhşid kelimesinin etimolojisi konusunda birçok görüşler ileri sürülmüştür. Bazı tarihçiler onu Avesta’daki “x{aveta” dan gelme İran asıllı unvan sayarak, Sasanlılardan Orta Asya’ya geçtiğini söylüyorlar.[34] Ancak, kaynaklarda “ikhşid”, “ikhşad”, “akhşad” olarak da verilen işbu unvanın aslı Z. V. Togan’a göre, “ak-şid” olmalıdır. Onun fikrice “şid” kelimesi “şad” lakabının lehce farkına göre, diğer bir telaffuzundan ibarettir.[35] Ayrıca, M. Bogolyubov ve O. Smirnova, Sogdça belgelerinde “{ydw” terimi bulunduğunu ve bu terimin Müslüman coğrafyacıların Fergana hükümdarının unvanı olarak zikrettikleri “şid” ile alakalı olduğunu yazmaktadırlar.[36]

Bir çok yönleriyle “Akhşid” kelimesi Türkçe Şad unvanıyla aynı kökten gelmiş gibi gözüküyor. Yine, Sogdça belgelerden Fergana’da “twttk” (Tutuk) unvanının da mevcut olduğu belli oluyor. Sogd hükümdarı Divaştiç 719 yılında Türk kağanına, Şaş tudununa ve Fergana hükümdarına mektup yazarak yardım istemişti. Mektubu götüren Fatufarn Divaştiç’e yazdığı cevapta “Kağan’a ve Fergana hükümdarına yazılan mektubu Fergana Tutukunun eline verdiğini” arzediyordu.[37]Nitekim, bu döneme ait Kuva paralarında Sogd yazısıyla ’lpw g’g’n twtwg (Alpu Kağan Tutuğu) ibaresinin bulunması[38] da Fergana’da Tutuk unvanının kullanıldığını gösterir.

***

Fergana tutuklarının para bastırması onların burada otorite sahibi olduklarını kanıtlıyor. Biliniyor ki, Tutuk unvanı Göktürklerde harbi memur için kullanılmıştır. Bununla beraber, Sogd ve Arapça kaynaklardan belli olduğu üzere, bölgede Tegin unvanı da yürürlükte olmuştur. Mesela, yukarıda zikredilen Nilan hükümdar Alatar’ın varisiydi ve Tegin olarak bilinirdi. Yine, Mısır Akhşidleri şeceresindeki Yeltegin isminden de Tegin unvanının izini görmek mümkün.

Ayrıca, Arapça kaynaklara dayanarak Fergana’da “Çor” unvanının da kullanıldığını tesbit etmek mümkün olmaktadır. Örneğin, Altuçur isminin ikinci kısmı “çur” Türkçe Çor unvanının aynısıdır. Yakubi’de Bilgeçur olarak geçen ve Altuçur’un soyundan gelen ve 862 yılında Araplar tarafından öldürülen hükümdarın isminden de onun Çor unvanı taşıdığını düşünmek mümkün.[39] Çor unvanının emsaline Mısır Akhşidlileri meyanında çıkan mütazile alimi Ahmed ibn Ali ibn Beyğçur Ebu Bekr ibn ül-İkhşad’ın büyük babası Beyğçur (Bek Çor) isminden de rastlanılıyor.[40]

Çin seyyahı Huei-ch’ao 726 yıllarında batıya geldiğinde Fergana’da çifte yönetim olduğunu görmüştü. O, Tchen-tcou (Sirderya) nehrinin kuzeyinde Türklerin, güneyinde ise Arapların yönetiminin mevcut olduğunu kaydeder[41] ki, bu tarihlerde Fergana’da Arslan Tarhan isimli hükümdar vardı.

***

T’ang-Shu yıllığından belli olmak üzere, 738 yılında mezkur A-si-lan ta-kan (Arslan Tarhan)’ın yukarıda bahsi geçen T’ou-ho-sien Kü Çor’a karşı cephe aldığı görülüyor.[42] A. Bernştam, Arslan Tarhan’ın Tanrı Dağları kıyısındaki Türklerin Çigil kabilesinden olduğunu yazıyor.[43] Herhalde, onun unvanı Tarhan idi.

Fergana vadisinin o çağdaki yönetim merkezleri olan Ahsikent ve Kuva şehirlerinin arkeolojik kalıntılarında bulunan 7-8. yüzyıllara ait madeni paraların üzerindeki hükümdar tasviri Türk tipinde olmasa da Göktürk Kağanlığı döneminde burayı Türk soylu sülalelerin yönettiğinin bir delilidir.[44]

Özellikle, Kuva paraları üzerinde Sogd yazısıyla “g’g’n” (Kağan) kelimesi yazılı olması da ilginçtir. Herhalde, buranın prensleri Kağan unvanı taşımış olmamalıdır. Onlar Göktürk kağanlarının naipleri sayıldıklarından dolayı paraları Kağan adında bastırmış olabilir. Ayrıca, Bekabad şehrinde bu döneme ait bir kurt heykelciği bulunmuştur ki, bu heykelciği araştırmacı L. Rutkovskaya Fergana’daki Göktürkler yönetimiyle ilgili sanıyor.[45]

Sogd

Sogd bölgesinde Semerkant şehri merkez olarak biliniyor, prensleri de Pencikent, Meymurg, Kabudan, Fey, İştihan, Keş, Nesef gibi şehirlerin yöneticileri üzerinde yetkili oluyorlardı. Pei-shih, Sui Shu ve T’ang-Shu yıllıklarında Kan (Sogd’un Çince ismi) prenslerinin soyunun “Tchao-wu” sülalesine dayandığı kayıtlıdır.[46] Bu kaynaklardaki bilgilere dikkat edilirse Semerkant’ı aynı sülaleden olan; Chi- fou-pi (Tai-che-pi; 6. yüzyılın son çeyreği), K’iu-mou-tche (600-620), T’ong-ngo[47] (645), Fo-hou-man (Sogdça ’brgwm’n=Avarhuman; 650-660) gibi prenslerin 7. yüzyılın üçüncü çeyreğine kadar yönettikleri anlaşılır.

***

Çin kaynaklarında Sogd bölgesinin bu yöneticilerinin hangi unvana sahip oldukları gösterilmiyor. Sadece, içlerinden Fo-hou-man’ın 656 yıllarında tou-tou (Tutuk) tayin edildiği kaydı geçer.[48] T’ang-Shu’daki bilgilere bakılırsa “Tchao-wu” sülalesinin yönetiminin bu yüzyılın son çeyreğinde başka bir sülale eline geçtiği görülür. Hükümdar sarayındaki danışmanlardan biri olan Tou-so-po-ti (Sogd paralarında twk’sp’d’k=Tukaspadak) yönetimi ele almıştır. Onun oğlu Ni-nie-che- che (680-700) hükümranlığından sonra gene sülale değişikliği husula gelmiştir.

Yine, hükümdar danışmanlarından birisi Semerkant tahtına oturmuştur. Bu kişinin adı Çin yıllığında Tou-hoen, Sogd belgelerinde trgwn (Turhun), İslam kaynaklarında ise Tarhun olarak geçer.[49] 700-710 yıllarında hüküm süren Tarhun’un yerine 710 yılında biraderi geçmiştir. Onun adı Çin yıllığında Ou-le-kia, Sogd paralarında ’wgrk (Uğrak), ’wr’kk (Urak), Arapça kaynaklarda ise Gurek olarak bulunur.[50] Gurek’in menşei hakkında kaynaklarda fazla bilgi olmamasına rağmen, Nesefi’nin “el-Qand fi zikri Ulema Semerqand” adlı eserinde verilen bir şecereye bakılırsa, Türk olduğu ortaya çıkar.

Nesefi, Semerkant hükümdarı Gurek’in neslinden gelen birisinin hadis ravisi olduğunu anlatarak, onun şeceresini sunmuştur: “Ebu Hüseyn Ubeydullah ibn el-Merzuban ibn Türkeş BeWi (Beki?) ibn Kesir ibn Tarhun ibn Beniçur*[51] ibn Gurek el-Babdastani”.[52] Mezkur şecerede geçen el-Merzuban, el-Babdastani terimleri Semerkant şehrindeki semt adıdır, Beniçur, Tarhun, Türkeş BeWi gibi isimler ise Türkçe asıllıdır.[53] Ayrıca, bazı araştırmacılar, Gurek isminin de Türkçe olduğunu söylüyorlarsa da temellendirememişlerdir.[54]

***

Buna karşılık, A. Freyman tarafından Gurek isminin aslı İran dillerinde, mesela, Avesta’da geçen “uyraka” (kuvvetli) kelimesinde aranılmıştır.[55] Bizce, onun adının menşei Türkçe Uğrak, Ağrak, Urak isimlerinde aranmalıdır. Bilhassa, orta çağlarda Uğrak adındaki bir Türk boyunun olduğu da gözardı edilmemelidir. Yine, Nesefi listesinde Gurek’in oğlu sıfatiyle geçen Beniçur’un Ş. Kamaliddinov ve U. Muhammedov, Toharistan’da hükümdar olduğunu ve 9-10. yüzyıllarda buranın yöneticileri olarak bilinen Beniçurlular (Davudlular) sülalesi de onun soyundan geldiğini belirtmektedirler.[56]

Nesefi, zikredilen eserinde Davud ibn el-Abbas ibn Haşim ibn Beniçur isimli birisinin Belh valisi olarak bulunduğu, onun amcası Davud ibn Beniçur’ın da Maveraünnehir valisi olduğunu ve kendisini Herseme ibn A’yan Semerkant’ı fethettiği zaman buraya vali tayin ettiğini yazmıştır.[57] Herhalde, zikri geçen İbn Beniçur, Toharistan’ın diğer birkaç vilayetinde vali bulunan Beniçurlular sülalesinden olup, soyu Gurek’in oğlu Beniçur’a dayanıyordu.

***

Bununla beraber, T’ang-Shu yıllığında Gurek’in oğlu Tou- ho’yu Ts’ao’ya (İştihan) şehrine, diğer oğlu Me-tch’ouo’yu ise Mi (Maymurg) şehrine vali yaptığı kayıtlıdır.[58] Bizce, bu kayıttan Gurek’in mezkur şehirlerdeki “Tchao-wu” hanedanına mensup valileri azlederek, yerine kendi soyundan olanları bıraktığı anlaşılmaktadır.

Mezkur Çin kaynağında Tou-ho’nun babası Gurek’in ölümünden sonra 738-750 yıllarında Semerkant hükümdarı olduğu zikrediliyor. O, Smirnova, onun asıl adının basıldığı paralarda twrg’g (Turgag) ya da twrg’r (Turgar) olarak yazıldığını hem de İranlı bir isim değil, Türkçe bir isim (eski Türkçe “Turgay”dan) olduğunu açıklamakla beraber, Gurek’in ikinci oğlu Me-tch’ouo adının karşılığına Arap-Fars kaynaklarında henüz rastlanılmadığını yazıyordu.[59]

Şunu da belirtmek gerekir ki, Göktürk Kağanı Kapgan’ın adı da Çin kaynaklarında aynı hiyrogliflerle Me-tch’ouo olarak geçmektedir. E. Chavannes, Çin kaynaklarındaki Gurek’in oğlu Me-tch’ouo’nun adının Türkçe olduğunu ve Kapgan Kağan’la aynı ismi taşıdığını yazıyor.[60] P. Pelliot, Göktürk Me-tch’ouo (Kapgan)’nun Türkçe aslının Beg-Çor olduğunu açıklıyor.[61] Demek, Gurek’in ikinci oğlunun asıl adı da Beg-Çor olmuştur, diyebiliriz.

***

Bizce, Nesefi listesindeki Beniçur (Beni Çor) ile Çin kaynağındaki Me-tch’ouo (Beg-Çor) isimleri birleştirilebilir. Yani, bunlar aynı şahıs isminin değişik dillerdeki kaynaklarda görünüşüdür. Burada şunu da belirtmek gerekiyorki, Arapça kaynaklarda Beniçur ismi Beyğçur (Bek Çor) şeklinde de geçer.[62]

Belki, bu terim bir isim değil, unvan da olabilir. Gurek’in menşeine gelince Z. V. Togan, zikri geçen şecereye dayanarak onun soyunu Türgeş kabilesinden saymaktadır.[63] Taberi, Sogd hükümdarı Gurek’in kendisini “Türk Kağanı’nın kullarından biri olarak bildiğini” kaydeder.[64] Gurek sülalesi kaynaklarda Akhşid unvanıyla bilinmektedir.

Bu çağda Sogd bölgesinin Semerkant’tan başka şehirlerinde de Türk asıllı hükümdarlar vardı. Bölgenin siyasi bakımdan Semerkant’tan sonra gelen ikinci önemli şehri olan Pencikent’te, Sogd belgelerinden de belli olduğu üzere, 693-708 senelerinde ck’yn cwr bylk’’ (Çakın Çor Bilge) isimli Türk asıllı hükümdar vardı.[65]

***

Unvanının Çor olduğu biliniyor. Ayrıca 7. yüzyılıın ilk yarısında Pencikent hükümdarlarının bastırdığı paralarda Runik (Eski Türkçe “oq”-ok) şekilli damga ve cm’wky’n (anlamı; Camuk’la ilgili) kelimesi bulunuyordu[66] ki, bundan Pencikent yöneticilerinin Camuklardan olduğu kanaatına varmak da mümkün.

O. Smirnova, paralardaki işaretlere dayanarak, yaklaşık bir asır hüküm süren Pencikent hükümdarlarının sülalesinin menşeinin Sirderya (Şaş bölgesi) çevresindeki hakim Türk boylarından birisiyle alakalı olduğunu kanıtlamaktadır.[67] Bununla birlikte, Pencikent’ten bulunan bazı paralarda bgy g’g’n (anlamı; “hükümdar Kağan”) kelimesine rastlanılıyor[68] ki, bu paraların Göktürk kağanları adına bastırıldığı aşikardır. Gene, Sogdça belgelerinin arasında Pencikent vergi toplayıcısının trg’n (Tarhan)’a yazdığı yazı bulunur.

Araştırmacılar bu belgeden hareketle, o çağda Sogd bölgesinde Tarhan unvanının yürürlükte olduğu kanaatına varmışlardır. A. Freyman, Tarhan’ın, Pencikent hükümdarı Divaştiç (709-722)’in unvanı olduğunu belirtir.[69] Ayrıca, Firdevsi, Şehname’de Bijen Tarhan isimli Semerkantlı Türk prensi hakkında bilgi verir.[70] Bizans tarihçisi Menandros da İstemi Kağan’ın gönderdiği elçilerden birinin adının Tagma Tarhan (Maniakh’ın oğlu) olduğunu kaydeder.[71] Onun Tarhan unvanına sahip Sogd ilerigelenlerinden biri olduğu aşikardır.

***

Yine, Semerkant’a yakın Sogd şehirlerinden biri olan Fey valisi Taberi’de Türk-Hakan olarak geçmektedir. O. Smirnova onu Hakan (Kağan) unvanlı hükümdar değil, Türk-Hakan isimli vali olarak açıklıyor.[72] Bunun gibi, Sogd bölgesinin önemli şehirlerinden birisi olan Keş (Şehrisebz) valisinin unvanı Taberi’de Tudun olarak geçmektedir.[73]Ayrıca, T’ou-ho-sien Kü Çor’a karşı Baga Tarhan’ın yanında yer alan Keş valisinin adı T’ang-Shu yıllığına göre, Se-kin-t’i idi.[74] Bizce, bu bir isim değil, Türkçe Erkin unvanıyla ilgili terim olabilir.

Çünkü, Çin yıllıklarında Se-kin-t’i ve Erkin (Çince şekli Se-kin) aynı hiyeroglifte verilmektedir. Yine, aşağı Sogd bölgesindeki Huzar şehri valisi Sü Buğra, Taberi’nin eserinde kayıtlıdır[75] ki, O. Smirnova, onun Türk olduğunu vurgulamaktadır.[76] Nitekim, T’an-Shu yıllığından belli olduğu üzere bölgenin Kabudan şehrinde de 738 yılında Sou-tou pou-lo (Sutu Buğra) isimli vali bulunmuştur.[77]

Yukarıda görülen bilgilerden anlaşılıyor ki, bu çağda Sogd’un neredeyse tüm şehirlerinde Türk asıllı valiler bulunmuş ve Göktürk Kağanlığı’nda önemli yer tutmuşlardır.

Usruşana

Fergana ve Sogd bölgeleri arasında yer alan Usruşana yöneticilerinin menşeinin Pei-shih yıllığında Kan (Sogd) hükümdarlarına ulaştığı kaydedilir.[78] Ancak, Sui Shu yıllığında bu bölge hakkında fazla bilgi bulunmuyorsa da, “Tchao-wu” hanedanından sonra burayı ne gibi bir sülalenin yönettiği konusunda T’ang-Shu’daki bilgilerden yararlanarak, hem de onları Arapça kaynaklarla karşılaştırarak bir sonuca varılabilir. Çin seyyahı Hsüan-tsang (630) buranın Göktürkler yönetimi altında olduğunu yazar.[79]

***

Nitekim, Usruşana’da bulunan Sogdça yazılı paralarda “sttcry” (Sataçari) ismi bulunur. O. Smirnova, bu Sataçari’nin 7. yüzyılın sonlarına doğru Usruşana’yı idare ettiğini belirtir.[80] Bununla birlikte Şaş (Taşkent)’tan bulunan ayrım paralarda sttcry tdwn (Sataçari Tudun) kelimesi geçiyor[81] ki, belki de onlar zikredilen Sataçari’ye ait olabilir. Ayrıca, Taberi, 737 yılında Usruşana’yı Hara Buğra isimli valinin yönettiğini kaydeder.[82] Onun menşei konusunda tarihçilerin birçok görüşü vardır. W. Tomaschek, Usruşana valilerinin soyu Sogd hükümdarı Gurek’e bağlandığını ve Hara Buğra’nın soyundan gelen İslamlarca maruf Afşin Haydar’ın İran menşeili olduğunu söyler.[83]

N. Negmatov ise Taberi’de Hara Buğra’nın kuşakları sıfatiyle geçen Harahura (çeşitli okunuşları; Hanahara, Hanahura, 794-795), Kavus, Haydar (öl. 841) isimlerinin tümünü İran menşeili sayarak, Usruşana hükümdarları sülalesini şüphesiz İran asıllı telakki eder. Hatta, o Hara Buğra isminin Türkçe vasıf taşımasının düşündürücü olduğunu, Arapça kaynakların sonradan hattatlarca yapılan nüshalarda harf bozuluşları sebebiyle aslı İranlı bir ismin Hara Buğra’ya dönüştüğünü ileri sürmüş, onun oğlu Harahura isminin ikinci kısmının da “hura”nın aslı “hur, hvar” olacağını, bunun da İran dillerindeki hvar “güneş”ten geldiğini açıklamıştır.[84] Yalnız, böyle bir telakkiye katılmak zor.

***

Bizce, bu sülaleyi Türk asıllı saymak için yeterli esas vardır. Evvela, Türkçe kalın -k ünsüzü Arapça kaynaklarda genellikle kalın -h ünsüzüyle verilmiştir. Buna dayanarak, Taberi’deki Hara Buğra’nın aslı Kara Buğra olmuştur diyebiliriz. Nitekim, T’ang-Shu yıllığında 742 yılında Ts’ao (Kabudan, Usruşana’ya komşu) hükümdarı Ko-lo pou-lo’nın Çin’e elçi gönderdiği kayıtlıdır.[85] Malum ki, Türkçe “kara” kelimesi Çin yazısında “ko-lo” şeklinde, “buğra” kelimesi de “pou-lo” şeklinde yazılmıştır.

Demek, T’ang-Shu’daki Ko-lo pou-lo’nın aslı Kara Buğra olacaktır. O. Smirnova da buna dikkat etmiş ve Hara Buğra’nın Çin yıllıklarında Ko-lo pou-lo olarak bilindiğini ve onun 720-740 yıllarında Usruşana’da, 740-745 tarihlerinda ise Kabudan’da hükümdarlık yaptığını yazmıştır.[86] Gene, yukarıda belirttiğimiz gibi Sou- tou pou-lo adındaki birisi Çin yıllıklarında Kabudan valisi sıfatiyle zikredilir. Kara Buğra’dan önce 738 yılında Kabudan valiliği yapan Sou-tou pou-lo adının aslının Türkçe Sutu Buğra olduğu ve kendisinin de Kara Buğra’nın biraderi olabileceği kesindir. Bunun gibi, zikri geçen Harahura isminin de aslı Karahura ya da Karaçur (Kara Çor) idi, diyebiliriz. İslam kaynaklarında bazen Türkçe Çor unvanı harf bozuluşundan dolayı “hur” olarak da yazılmıştır.

***

Mesela, İbn Hordadbih’te Hurtegin olarak geçen Türkçe ismin aslı Çor Tegin olmalıdır.[87] Bununla birlikte, Afşin Haydar 837 yılında Arran şehrinin idaresine memur tayin ettiği akrabasının adı olan Menkeçur el-Uşrusani’nin de Çor unvanına sahip olduğu anlaşılıyor. Ancak, yukarıda belirtiğimiz gibi kaynaklarda baş gösteren durumdan yola çıkarak, N. Negmatov onun adını Menkehur şeklinde okumuş ve bu isimden de hur, hvar (güneş) anlamını çıkartmaya çaba harcamıştır.[88]

Yalnız, A. Z. Togan, bu ismin aslının Menkeçur olduğunu, Gence şehrinin etrafında Menkeçur ismindeki kasaba ve Menkiçur kanalının onun ismini taşımakta olduğunu yazıyor.[89] Bununla beraber, bu isim kaynaklara bakıldığında Mengçur olarak da okunabilmektedir.

Usruşana valilerinin Sogd hükümdarı Gurek’la akraba olması da onların Türk asıllı olduğunu gösteriyor. Nitekim, 7. yüzyılda imar edildiği anlaşılan Usruşana Afşinleri sarayı duvar resimlerinde kurt tasviri bulunuyor ki, onu bölgede Türklerin yönetimiyle ilgili saymak mümkün.[90]

Bu çağda Usruşana yöneticileri İslam kaynaklarına göre, genel olarak Afşin unvanını kullanmışlardır. Afşin unvanının birçok yerde mevcut olduğu görülmektedir.[91] Bununla birlikte, yukarıdaki bilgilerden bölgede Tudun, Çor unvanlarının da geçerli olduğu belli oluyor.

Buhara

Pei-shih ve Sui Shu yıllıklarında Buhara bölgesi hakkında verilen bilgiler hemen hemen aynıdır. Onlara göre, buranın hükümdarları Kan (Sogd) “Tchao-wu” sülalesiyle aynı soydan gelmektedir.[92] Nerşehi kayıtlarında ise Buhara hükümdarlarının “Camuk”lardan neşet ettiğine işaret edilmektedir. Çin yıllıklarında Buhara’da hükümdarlık yapan Cho-li (609), Ho-ling-kia (649) ve Cha (655-660)’nın “Tchao-wu” hanedanından olduğu kayıtlı[93] olmakla beraber, diğerleri için böyle bir tabir geçmemektedir.

Yalnız, T’ang-Shu yıllğındaki bilgilerden Buhara’da sülale değişikliği olup olmadığı konusunda bir sonuca varmak zor. Ancak, İslam kaynaklarına bakıldığında durumun değişik olduğu göze çarpar. Arapça kaynaklar, Nerşehi’nin “Tarih-i Buhara” adlı eserine ve Firdevsi Şehnamesi’nde verilen bilgilere dayanarak Buhara vahasında menşei Göktürk kağanlarına dayanan bir yönetimin mevcut olduğunu ortaya koymak mümkün.

***

Nerşehi, Buhara’da Abruy isimli yönetici ve ona karşı Türk kağanı Karaçurin (Çin yıllıklarında Ta-t’eou, Yunan kaynaklarında Tardu)’in Şir-i Kişver isimli oğlu öncülüğünde gönderdiği ordu hem de Şir-i Kişver’in 587 yılında Abruy’u öldürerek burada hükümeti tesis ettiği konusunda bilgiler bulunur.[94] S. Tolstov zikredilen Abruy’u Göktürk şehzadesi Bumin Kağan’ın torunu A-po Ta-lo-pien’le aynı saymaktadır.[95] Herhalde o, Göktürkler Buhara’yı Eftalitlerden alınca buraya tayin ettikleri vali olmalıdır.

R. Frye’ye göre, Şir-i Kişver Türkçe İl Arslan isminin Farsça versiyonudur.[96] L. Gumilev, onun Tardu Kağan’ın Çin kaynaklarında Yang-su Tegin (Fars kaynaklarında Save, Sauh, Arapça kaynaklarda da Şaba) olarak geçen oğluyla aynı olduğu kanaatindedir. Ona göre, Yang-su Tegin Buhara vahasında kendi oğlu Ni-li (Arapça kaynaklarda Yel- Tegin, Farsça kaynaklarda Parmuda)’yi vali olarak bırakmıştır. Ni-li de 603 yılında ölünce yerine biraderi P’o-shih T’e-le (Tegin) geçmiştir.[97]

***

630 yıllarında ise yönetimde T’ong Yabgu’nun oğlu Ni- chou K’a-na-che (Şad) bulunmuştur ki, L. Gumilev, onu Nerşehi’de Buhara hükümdarı sıfatiyle geçen Kana Buharhudat ile aynı sayar.[98] Nitekim, Tardu’nun soyundan olan prenslerin Buhara’da mı, yoksa ona yakın herhangi bir şehirde mi bulunduğuna dair kaynaklarda tam bir bilgi olmamasına rağmen, onların karargahı Buhara şehrinde değil, bölgede o dönemin en nüfuzlu şehri olan Paykend’de olabileceği kuvvetle muhtemeldir.

Çünkü, bu dönemde Buhara’da onların tabisi olan “Tchao-wu” hanedanı vardı. 670 yıllarına yakın tarihte ise bu “Tchao-wu” hanedanı son bulmuş gibi gözükmektedir. Artık, Çin yıllıkları da bu tarihten sonra Buhara’yı yönetenleri “Tchao-wu” olarak tanıtmıyor. Büyük ihtimalle, Paykent’teki Şer-i Kişver’in sülalesi 7. yüzyılın son çeyreğinde Buhara’ya taşınmıştır, diyebiliriz. Çünkü, bölgenin Göktürk asıllı yöneticileri bu tarihlerde hep Buhara şehrinde faaliyet göstermişlerdir.

Nerşehi, Araplar 673 yılında Buhara’ya saldırdıkları zaman buranın hükümdarının Bidun Buharhudat olduğunu yazar. Arapça kaynaklarda zikredilen Bidun’un Türk olduğu belli oluyorsa da, onun adının Türkçe bir kelime olduğu bilinmiyor. Yalnız, Bidun’u bir isim değil, Tudun’la alakalı bir unvan saymak da mümkün. Yani, Arap kaynaklarında harflerin noktaları düşmesi ya da yer değiştirmesiyle Tudun kelimesi Bidun’a dönüşmüş olabilir. Ş. Adilov’a göre, Bidun’un soyu Şer-i Kişver’e dayanmaktadır.[99]

***

680 yıllarına geldiğinde zikredilen Bidun Araplar tarafından öldürülünce, yerine hanımı Kabac Hatun[100] geçmiştir. Kabac Hatun 695 yılına kadar Buhara’yı idare ettikten sonra yönetimi oğlu Tuğşada ele almıştır.[101] P. Chuvin, Tuğşada isminin ilk kısmının Türkçe “tuğ” (bayrak) ikinci kısmının da Şad unvanı olduğunu açıklamaktadır.[102] Mezkur Tuğşada 720 yılına kadar hükümdarlık yaptıktan sonra oğlu tahta geçmiştir. Onun adı da kaynaklarda Tuğşada (T’ang-Shu yıllığında Tou-sa-po-t’i) olarak bilinir. Mezkur Tuğşada 726 yılında biraderi A-si- lan (Arslan) ta-fou tan-fa-li’yi Çin’e elçi göndermiştir.[103]

Bu çağda Buhara hükümdarları Nerşehi’den anlaşıldığı üzere Hudat unvanını kullanmışlardır. Sogdça yazılı Buhara paralarında bu unvan gwtw (hvatav) şeklinde gözükür. Bölgenin Göktürk asıllı hükümdarları Tegin, Şad gibi unvanları da taşımışlardır.

Bu çağa ait Sogdça yazılı bazı Buhara paralarına bakılırsa onları buranın Türk hükümdarlarının bastırdığı anlaşılır. Paraların üzerinde Türk-Runik biçimindeki tamgalar ve bgy g’g’n pny (anlamı; “hükümdar Kağan parası”) ibaresi, ayrımlarında ise bir tarafında Türk tipli hükümdar ve onun zevcesi, ters tarafında yazı bulunur. İşbu yazının yarısı yıprandığından okunmuyor, yarısı da g’ttwnh (Hatun) olarak okunmaktadır.[104]Belki, bu paralar yukarıda sözü geçen Bidun ve onun zevcesi Kabac Hatun yönetimi çağında bastırılmış olabilir. O. Smirnova, onların Buhara bölgesinin Türk asıllı yöneticilerine ait olduğunu belirtiyor.[105]

Buhara bölgesinin Göktürk asıllı sülalesi Kağanlığın batı hudutlarındaki faaliyetlerde önemli yer tutmuştur. Özellikle, Sasanilerle savaşlarda onların büyük katkıları olmuştur.

Toharistan

Göktürk Kağanlığı’nın bu bölgeye ayrı bir önem vermesi gerekmiştir. Çünkü, Toharistan ve ona bitişik olan ülkeler Kağanlığın güneybatıdaki en kenar hudutlarıydı. Bunun gibi sebeplerden olsa gerek, burası Yabgular aracılığıyla yönetilmiştir. Toharistan’ın baş hükümdarlarına Yabgu denildiği Çin ve Arap kaynaklarında kayıtlıdır.[106]

Çin seyyahi Hsüan-tsang 629-645 yılları arasındaki seyahatı esnasında Toharistan’da 27 eyaletin mevcudiyetini ve bunların hepsinin Türklerin tasarrufunda (yönetminde) olduğunu görmüştü.[107] 6-8. yüzyıllara ait Toharistan paralarından da belli oluyorki, buradaki şehirlerin yöneticileri Türklerdi.[108] İşbu paralarda Türk damgaları da bulunmaktadır.

***

T’ang-Shu yıllığında Toharistan’in Yabgularının Aşina kabilesinden olduğu kayıtlıdır.[109]Bizce, onları İstemi Yabgu’nun nesilleri saymak için esas vardır. Yani, İstemi’nin oğlu Tardu Kağan 6. yüzyılın sonlarına doğru Tegin unvanlı oğlunu buranın idaresine görevlendirmişti.[110] Çin kaynaklarından Toharistan’da bu çağda Te-le (Tegin; 6. yüzyıl son çeyreği), Tardu Şad (Tong Yabgu’nun oğlu; 630’lu yıllar), Cha-po-lo che-hu (İşbara Yabgu; 645’li yıllar), A-che-na Ou-che-po (653), Na-tou-ni-li (705), Kou-tou-lou Toen Ta-tou (Kutlug Ton Tardu; 720-730) gibi Yabguların bulunduğu belli oluyor.[111]

Toharistan Yabgularından Na-tou- ni-li 706, 718 tarihlerinde kardeşi A-che-na Te-le Pou-lo (Aşina Tegin Buğra)’yu Çin’e elçi olarak yollamıştı.[112] Ancak, Arapça kaynaklardan görüldüğü üzere, 8. yüzyılın ikinci çeyreğine doğru Toharistan Yabguluğunun Karlukların eline geçtiği bilinmektedir.[113]

Toharistan’ın çeşitli vilayetlerinin yönetiminin de Türklere ait olduğu görülmektedir. Mesela, Çinli seyyah Yuan Chwang’ın kaydettiğine göre, 644 yılında Toharistan’ın Çağanıyan vilayetine Türk asıllı bir prens hükmediyordu.[114] Sogdça yazılı freskten de belli oluyor ki, 7. yüzyılın ikinci yarısında burada Twr’nt{ (Turantaş) isimli vali vardı.[115]Yine, İslam kaynaklarında görüldüğü üzere, 710 yıllarında Çaganıyan’ı Şad unvanlı vali yönetiyordu.[116] 719 yılında Çaganiyan’ın Türk valisi Ti-che (Taberi’de Tiş) Çin’e elçi göndermiştir.[117]

***

Ayrıca, bölgenin en önemli vilayetlerinden biri olan Huttal yöneticilerinin de Türk olduğu kaynaklarda geçer. Çin ve İslam kaynaklarına bakılırsa, buranın idaresinde Se-kin (Erkin) unvanlı eş-Şabal (İşbara; 699-727), Hie-li-fa (Elteber) unvanlı İbn es-Saici (eş-Şabal’ın oğlu; 727-737), Tudun Tarhan (737), Alucinş Yabgu (750-752)ların bulunduğu bilinir.[118] Huttal valilerinden Se-kin (Erkin) es-Sabal 730 yılında Şad (Kou-tou-che-Huttal Şad*) unvanlı oğlunu, Elteber İbn es-Saici ise 733 yılında To-po-le Da-gan (Tarhan) isimli memurunu Çin’e elçi yollamışlardı.[119]

Nitekim, Toharistan’ın diğer bir vilayeti Kumed’de T’ang-Shu yıllığından belli olduğu üzere 642-643 yıllarında Tarduş Türklerinden olan bir vali vardı. Yine, burada 740 tarihlerinde A-si-lan He-ou-kin (Arslan) vali olarak bulunuyordu.[120] Bölgenin Vahan vilayetinde ise 656-660 yıllarında Cha-po-lo hie-li-fa (İşbara Elteber), 720-730 yıllarında ise Kou-tou-lou Te-pi-le Mo-ho-tou (Kutlug Bagatur) isimli vali vardı ve Ou-hou Ta-kan (Tarhan)’ı Çin’e elçi gönderiyordu.

[121] Nitekim, Ya’kubi, Toharistan bölgesinin güneyindeki Belh’i bu dönemde hükümdar Tarhan’ın yönettiğini yazar.[122] Ayrıca, Arapça kaynaklarda Toharistan Yabgusu varisinin adı Sul, unvanı da Tarhan olarak geçmektedir.[123] Çin kaynaklarından Toharistan’ın Şuman, Aharun, Kubadiyan, Vahş gibi vilayetlerinin valilerinin de Türk asıllı oldukları bilinmektedir.[124]

Harezm

Çoğu araştırmacılar Göktürk Kağanlığı’nın Harezm’i Batı Türkistan’ın diğer bölgelerinden daha erken, 557 yıllarında ele geçirdiğini vurguluyorlarsa da Kağanlığın buradaki yönetimde ne gibi rolü olduğu konusunu açık bırakmışlardır. Tarihçiler Batı Türkistan’ın başka yerlerinde olduğu gibi burada da Kağanlığın sadece vergi almakla yetindiğini yazmaktadırlar. Kaynaklarda ise bu çağa ait bilgiler azdır. O yüzden Harezm hükümdarlarının menşei konusunda kesin sonuca varmak oldukça zor.

***

Z. V. Togan’a göre, kendilerini İranlı addeden İslamiyet’ten evvelki zamanlarda hüküm süren Harezmşahlar sülalesinin aslı Abdal (Eftalit)lar neslindendir.[125] Çin kaynaklarından sadece T’ang- Shu yıllığında Ho-siun (Harezm) bölgesinin yöneticilerinin “Tchao-wu” sülalesinden olduğu kayıtlıdır.[126] Buna karşılık, Ebu Reyhan Biruni Harezm’in 22 hükümdarının listesini getirmiştir ve onların soyunun İran şahlarından Keyhûsrev’in oğlu Siyavuş’a dayandığını kaydetmiştir.[127] Buna rağmen, bu listedeki hükümdarların hepsini aynı soydan saymak münakaşalıdır.

Mesela, onların arasında iki prensin adı Aska Camuk olarak geçiyor ki, herhalde onların “Tchao-wu” (İslam kaynaklarında Camuk) hanedanından olması pek muhtemeldir.[128] Bununla birlikte, S. Tolstov, Biruni listesindeki Türkasabas (ya da Türksabas)’ı 567 yılında Göktürk Kağanlığı’nın Batı (Aral Gölü bölgesi) ülkelerinde hüküm süren prenslerden biri, Bizans kaynaklarında Türksanth olarak geçen şahısla aynı olduğunu belirtmektedir.[129] Bazı araştırmacılar bu Türksanth adının aslının Türk Şad olduğu ve onun da İstemi’nin oğlu olabileceğini söylüyorlar.[130]

***

O. Smirnova, Türkasbas isminin anlamının “Türk ordusunun sahibi” olabileceğini ileri sürüyor.[131] Bunun gibi Biruni’de Askacvar şeklinde verilen hükümdarın, bölgeden bulunan Harezmce yazılı paralarda wzk’n{w’r (Azkaçvar) olarak geçtiğini ve onun İslam kaynaklarında 712 yılında Harezm hükümdarı sıfatıyla zikredilen Çagan ile aynı olduğunu vurgulayan B. Vaynberg, bu hükümdarın Toharistan (Çaganiyan)’dan buraya geldiğini yazmaktadır.[132] Bizce o, Türk asıllı bir hükümdar olmalıdır.

Eğer, Azkaçvar ismine dikkat edilirse bu ismin iki kısımdan, Azka ve Çvar kelimelerinden oluştuğu göze çarpar. Çvar ise Çor unvanının diğer bir şekli olabilir. Şu da var ki, Sogd kaynaklarında Çor unvanı “cwr” şeklinde yazılmıştır. Harezmce yazılı paralarda ise wzk’n{w’r (Azkaçvar) isminin ikinci kısmı “çvar”, aslı “şvar” olarak yazılmıştır. Ancak, araştırıcılar onu “çvar” şeklinde okuyorlar. Çünkü, Harezm yazısındaki -ş ünsüzü -ç olarak da okunur.[133]

Ayrıca, mezkur Azkaçvar (Biruni’de Azkacvar) Çagan’ın Toharistan gibi Türk hükümdarları bulunan bir ortamdan gelmesi de onun Türk olduğunu kanıtlar. Gene, Biruni listesinde bulunan Hangiri, Bağra (Buğra), Buzgar, Şavuş (Çavuş) isimleri de Türkçe asıllı olabilir. Buna Harezm paralarındaki twtwhas (Tutuhas=Tutuk? +as), k’nyk (Kanık)[134] isimlerini de katmak mümkün.

***

Görülüyor ki, Göktürk Kağanlığı’nın merkezi yönetiminde yürürlükte olan unvanların çoğunluğu Batı Türkistan’da da kullanılmıştır. Yukarıda görüldüğü gibi Şaş’ta Tudun, Tegin, Tarhan, Tutuk; Fergana’da Tegin, Tutuk, Çor, Tarhan; Sogd’da Tarhan, Çor, Buğra, Tutuk; Usruşana’da Buğra, Çor; Buhara’da Tegin, Şad, Hatun; Toharistan’da Yabgu, Şad, Tarhan, Erkin, Elteber, Tegin unvanlarına sahip hükümdar ve memurlar bulunmuşlardır.

Demek ki, Göktürk Kağanlığı döneminde Batı Türkistan’daki idari sistem hakkında şöyle sonuçlara varmak mümkün oluyor. Evvela, bu çağlarda Batı Türkistan’ın başlıca vilayet ve şehirleri olan Şaş (Taşkent), Fergana, Sogd, Buhara, Usruşana ve Toharistan yöneticileri Türk asıllıydılar. Onlar, menşei itibariyle Göktürk kağanlarına ve Kağanlıkta nüfuzlu Aşina, Camuk, Türgeş, Tarduş, Karluk gibi kabilelere mensuptular. Bu cümleden, Buharhudatlar ve Toharistan Yabguları Kağanlığın kurucularından İstemi Yabgu’ya bağlanmaktaydılar.

Şaş Tudunları da yukarıda belirttiğimiz gibi büyük ihtimalle Kağan soyundan geliyordu. Bilhassa, Batı Türkistan’da Tegin, Şad unvanlarının bulunması da değer verilecek bir husustur. Malum ki, Göktürk Kağanlığı’nda kağanın oğulları ve yeğenlerine Tegin (şehzade) denilirdi. Teginler ordu başında bir bölgenin idaresine memur edilince Şad unvanını alırlardı. Bu unvanların Batı Türkistan’da da bulunmasını şöyle izah etmek mümkün: Göktürkler Batı Türkistan’ı ele geçirince, Kağanlar buradaki bazı vilayet ve şehirlerin yönetimine kendi hanedanından olan şahısları tayin etmiştir.

***

Bölgede Türk asıllı hükümdarlar ve Türkçe unvanların bulunması sadece bir tesadüf eseri olmadan muayyen bir yönetim, belirli bir merkez tarafından atandığını göstermektedir. Gene, burada dikkati çeken husus, idari sistemde Türklerin kitle halinde iştirak etmesi de ilk orta çağlarda Batı Türkistan’da onların oranının ne derecede olduğunu göstermesidir.

Bununla birlikte, Kağanlık buraya sadece vergi ödeyen yabancı bir ülke değil, belki, kendisinin terkibi, bir kısmı olarak bakmıştır. Özellikle, Batı Türkistan Göktürk Kağanlığı’nın içtimai-siyasi ve kültürel hayatında önemli yer tutmuştur. Buna yukarıda imkan derecesinde incelediğimiz bilgiler de şahitlik etmektedir.

Biz bu konunun yine de teferruatlı incelenerek aydınlatılmasını daha sonra yapacak ilmi çalışmalarımıza ve uzmanların araştırmalarına bırakarak, şunu söyleyebiliriz:

Bu konu büyük ve önemli bir dönemi içerdiği için küçük bir makalede tam olarak aydınlatmak imkansızdır. Ancak, bu çağa ait çeşitli dillerdeki mevcut kaynakları daha derin inceleyerek muayyen bir sonuca varmak mümkün olacaktır.

Dr. Gaybullah BABAYAR

Özbekistan Bilimler Akademisi Abu Reyhan Biruni Şarkşınaslık Enstitüsü / Özbekistan

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 2 Sayfa: 107-117

Dipnotlar:

[1] Biçurin N. Y. (İakinf). Sobraniye svedeniy o Narodah Obitavşih v Sredney Azii v Drevniye vremena, Moskova-Leningrad, 1950. T. II. s. 271, 272, 274, 275, 310; Chavannes E. Documents sur les Tou-Kiue (Turks) Occidentaux, St. Pbg. 1903, p. 133-134, 137, 144, 146. Not. Makalede Çin kaynaklarından getirilen isimler E. Chavannes’in bu eserindeki Fransızca transkripsiyonuna dayanarak verilmektedir.
[2] Gibb H. A. Orta Asya’da Arap Fütuhatı. İstanbul 1930, s. 7.
[3] Smirnova O. İ. Oçerki iz istorii Sogda. Moskova 1970, s. 30, 36.
[4] Smirnova O. İ. Katalog monet sgorodişa Pendcikent. Moskova 1963, s. 26; Peter B. Golden. An Introduction’s. 189.
[5] Z. V. Togan. Umumi Türk Tarihine Giriş. Cilt I. İstanbul 1981, s. 51, 428.
[6] “İstoriya at-Tabari. İzbranniye otrıvki (Perevod s arabskogo V. İ. Belyayeva. Dopolneniya k perevodu O. G. Bolşakova i A. B. Halidova). Taşkent 1997, s. 253 (II. 1613). Not. Bizim faydalandığımız Taberi eserinin Rusça yayınıdır. İleride Taberi. a.g.e. olarak verilecek.
[7] Smirnova O. İ. Svodnıy katalog Sogdiyskih monet. Bronza. Moskova 1981, s. 45-47.
[8] Smirnova O. İ. Katalog monet … s. 12.
[9] Gibb. a.g.e., s. 7, 16, 80.
[10] Biçurin II. s. 273, 288; Chavannes. a.g.e., s. 140-142; Malyavkin a.g.Tanskiye hroniki o Gosudarstvah Tsentralnoy Azii. Teksti i issledovaniye. Novosibirsk 1989, s. 166, 270. k. 638.
[11] Yusupov E. Y. Taşkent drevniy i sovremenniy. Taşkent 1983, s. 6.
[12] Biçurin a.g.e., II. s. 313, 314.
[13] Livshits V. A. Sogdiyskiye dokumenti s gori Mug. Vipuska II. Moskova 1962, s. 82-84.
[14] Taberi. a.g.e., s. 268 (II. 1694).
[15] Smirnova O. İ. Oçerki…, s. 183, 184, 185.
[16] Tolstov S. P. Drevniy Horezm. Moskova 1948. S. 260. s. 292.
[17] Biçurin. a.g.e., I. s. 292.
[18] Taberi a.g.e., s. 269 (II. 1693, 1694).
[19] Biçurin a.g.e., II. s. 313-314; Chavannes. a.g.e., s. 141-142; Malyavkin. a.g.e., s. 270.
[20] Biçurin a.g.e., I. s. 287, 299.
[21] Biçurin a.g.e., I. s. 300;.
[22] Biçurin a.g.e., II. s. 274, 285.
[23] Biçurin a.g.e., II. s. 319; Chavannes a.g.e., s. 148.
[24] Bernştam. A. N. Drevnyya Fergana. Moskova. 1951, s. 23.
[25] Biçurin. a.g.e., I. s. 289, 305.
[26] Gumilev L. N. Drevniye Tyurki. Moskova 1967, s. 266.
[27] Gömeç. S. Kök Türk Tarihi. Ankara 1997, s. 34.
[28] Biçurin. a.g.e., II. s. 319; Chavannes. a.g.e., s. 148; Smirnova O. İ. Svodniy katalog…s.
[29] Taberi. a.g.e., s. 185 (II. 1440).
[30] Livşits a.g.e., s. 84.
[31] Bosworth C. E. Musulmanskiye Dinastii (“The islamic Dinasties” nam eserinin Rusça çevrisi). Moskova 1971 s. 76; Bernştam a.g.e., s. 23.
[32] Smirnova O. i. Oçerki…, s. 255, 256.
[33] Togan. a.g.e., 178, 179, 431.
[34] Smirnova. O. i. Oçerki., s. 50.
[35] Togan. a.g.e., s. 178-179.
[36] Bogolyubov M. N. i Smirnova O. i. Sogdiyskiye dokumentı s gori Mug. Vıpuska III. Moskova 1963, s. 68.
[37] Livşits. a.g.e., s. 80-85.
[38] Smirnova. O. i. Svodnıy katalog., s. 58.
[39] Smirnova O. i. Oçerki., s. 285.
[40] Togan. a.g.e., s. 431.
[41] Bernştam A. N. Tyurki i Srednyya Aziya v opisanii Hoy Çao (726). VDi. I. Moskova 1952, s. 193.
[42] Biçurin a.g.e., I. s. 299, II. s. 319; Chavannes. a.g.e.,  s. 149.
[43] Bernştam. A. N. Drevnyya Fergana, s. 25.
[44] Smirnova O. i. Oçerki., s. 178-180.
[45] Rutkovskaya L. M. Bronzovaya statuetka iz Begovata. //SA. Moskova 1968, No 1, s. 255-259.
[46] Biçurin a.g.e., I. s. 271, 281, 310; Chavannes. a.g.e., s. 132-134.
[47] T’ong-ngo adının Kök Türklerde de bulunması ve Türkçe olabileceği zamanında Chavannes’in ilgisini çekmiştir (Chavannes. a.g.e., s. 156).
[48] Malyavkin. a.g.e., s. 77.
[49] Chavannes. a.g.e., s. 136; Livşits. a.g.e., s. 21-22; Taberi. a.g.e., s. 100 (II. 1146). Sogdça asıllı isim olmadığı bilinen Tarhun kelimesinin Tarhan unvanıyla aynı olabilleceği konusunda düşünceler ileri sürülmüştür. Ancak, buna katılmayanlar da vardır. Nasılsa, Tarhan unvanının çok eskiden lehçe telaffuzu farklılığından Tarhun’a dönüşmüş olduğu uygun görünüyor. Zira, görüleceği gibi o dönemde Sogd bölgesinde Tarhan unvanı da mevcut olmuştur.
[50] Biçurin. a.g.e., II. s. 311; Chavannes. a.g.e., p. 136; Smirnova O. İ. Monetı iz raskopok drevnego Pendcikenta. MİA. No 15. Moskova 1950, s. 225; Smirnova O. İ. Svodnıy katalog …. s. 40-42;. Taberi. a.g.e., s. 132 (II. 1229).
[51] Beniçur* ismi en-Nesefi’nin zikri geçen eserinde Benaiçur (s. 112-b), Kenadrenk? (s. 100- a), Nabiçur (s. 7-b) gibi çeşitli şekillerde yazılmıştır (Necmiddin Ebu Hafs Ömer ibn Muhammed en- Nesefi “el-Qand fi zikri Ulema Semerqand”. İstanbul nüshası, Suleymaniye kütüphanesi. Medine 1991). Aslı Beniçur olmalıdır.
[52] Necmiddin Ebu Hafs Ömer ibn Muhammed en-Nesefi. a.g.e. s. 323 (112 b; B. 578); Kamaliddinov Ş. S, Muhammedov U. Z. “Noviye dannıye po istorii Sredney Azii v epohu arabskih zavoyevaniy”. //Özbekistanda İctimai Fanlar. Taşkent 1997. No 3-4, s. 91-92; Togan. a.g.e., s. 174-175, 457.
[53] Kamaliddinov, Muhammedov. a.g.e., s. 91.
[54] Kamaliddinov, Muhammedov. a.g.e., s. 92.
[55] Freyman. A. “K imeni Sogdiyskogo ihşida Gurek”. VDİ No 2 (3). Moskova 1938. s. 147-148.
[56] Kamaliddinov, Muhammedov. a.g.e., s. 91-93.
[57] Necmiddin Ebu Hafs Ömer ibn Muhammed en-Nesefi. a.g.e. s. 37-38 (7 b).
[58] Biçurin. a.g.e., II. s. 311; Chavannes. a.g.e., s. 136.
[59] Smirnova O. İ. Monetı iz raskopok. s. 226; Smirnova O. İ. “Sogdiyskiye monetı kak noviy istoçnik dlya istorii Sredney Azii”//SV-Sovetskoye Vostokovedeniye. No 6. Moskova-Leningrad 1949, s. 365.
[60] Chavannes. a.g.e., s. 136 vd. 5.
[61] Kafesoğlu İ. Türk Milli Kültürü. İstanbul 1993, s. 108. n. 345; Gömeç. a.g.e., s. 55.
[62] Türkçe Beg-Çor ismi İslam kaynaklarında Bekçur, Bayçur, Beni Baçur, Beni Macur, Beni Anucur, Bayuncur, Byuğçur, Beyğçur olarak ta yazılmıştır (Togan. a.g.e., s. 75, 174, 431, 435).
[63] Togan. a.g.e., s. 175.
[64] Taberi. a.g.e., s. 225 (II. 1542).
[65] Livşits. a.g.e., s. 47.
[66] Smirnova O. İ. Svodnıy katalog. s. 46-47.
[67] Smirnova O. i. Katalog monet… s. 15, 32.
[68] Smirnova O. i. Svodnıy katalog. s. 59.
[69] Freyman A. A. Sogdiyskiye dokumentı s gorı Mug. Vıpuska I. Moskova 1962, s. 67.
[70] Gumilev. a.g.e., s. 240.
[71] Rtveladze E. V. Velikiy Şelkoviy Put. Taşkent 1999, s. 138.
[72] Taberi. a.g.e., s. 178 (II. 1423); Smirnova O. i. Oçerki.s. 40.
[73] Togan. a.g.e., s. 412.
[74] Biçurin. a.g.e. I. s. 299; Chavannes. a.g.e., s. 147, n. 1.
[75] Taberi. a.g.e., s. 190 (II. 1449).
[76] Smirnova O. i. Oçerki…, s. 40.
[77] Malyavkin. a.g.e., s. 80; Smirnova O. i. Svodniy katalog. s. 425.
[78] Biçurin. a.g.e. II. s. 275, 276.
[79] Negmatov N. Usruşana v drevnostıi i srednevekovye. Stalinabad (Duşenbe) 1957, s. 132.
[80] Smirnova O. i. Svodniy katalog. s. 32-35.
[81] Smirnova O. i. Svodniy katalog. s. 52.
[82] Taberi. a.g.e., s. 251 (II. 1609).
[83] Tomaschek W. Central Asiatische studen, I, Sogdiana. Vien 1877, s. 53.
[84] Negmatov N. a.g.e., s. 153, 154.
[85] Biçurin. a.g.e. II. s. 313; Chavannes. a.g.e., s. 140.
[86] Smirnova O. i. Svodniy katalog. s. 425, 428.
[87] Şeşen. a.g.e., s. 184; Kamaliddinov, Muhammedov. a.g.e., s. 92.
[88] Negmatov N. a.g.e., s. 65, 142, 147.
[89] Togan. a.g.e., s. 176.
[90] Pardayev M. H. Qoy va Böriruhiga siğinişning özara bağlıqlıgı haqıda//Özbekistan’da İctimai Fanlar. Taşkent 1995, No 1, 2, 3. s. 46.
[91] Bartold V. V. “Afchin”, Enzuklopaedie des İslam. Band I. Leiden-Leipzig. 1913, s. 228-229.
[92] Biçurin. a.g.e. II. s. 272, 282; Chavannes. a.g.e., s. 136-138.
[93] Biçurin. a.g.e. II. s. 272, 282, 312; Chavannes. a.g.e., s. 136-138.
[94] Ebu Bekr en-Nerşehi “Buhara Tarihi”. Farsçadan A. Rasulev tercümesi. Taşkent 1966, s. 16.
[95] Tolstov S. P. a.g.e., s. 248.
[96] Frye R. N. The History of Bukhara. Translated from a Persian abridgment of the Arabic original by Narshakhi. Cambridge 1954, Not. 28, s. 108.
[97] Gumelev. a.g.e., s. 115, 132.
[98] Gumelev. a.g.e., s. 159, 210; Biçurin. a.g.e., I. s. 284-285; Abu Bekr en-Nerşehi. a.g.e., s. 37 (42).
[99] Adilov Ş. T. Adminstrativno-territorialnoye ustroystva zapadnogo Sogda v rannem srednevekovye (Pismennıye istoçniki, istoriçeskaya topografiya, toponomika). Özbekistan’da İctimai Fanlar dergisi. Taşkent 1998, No 6, s. 29-30.
[100] Taberi. a.g.e., 44 (169). Kabac Hatun Nerşehi’de sadece Hatun olarak geçiyor (Nerşehi. a.g.e. s. ).
[101] Frye, Tuğşada isminin ikinci kısmını Orhun Yazıtları’ndaki “Şad” unvanı ile alakalı sayıyor (Frye R. a.g.e., s. 110).
[102] Chuvin P. “O Vizantiyskih posolstvah k pervım tyurkskim pravitelyam Sogda” (Problemı onomastiki i toponomiki). //Özbekistan’da İctimai Fanlar. Taşkent 1995, No 1, 2, 3, s. 35.
[103] Biçurin. a.g.e. II., s. 312; Chavannes. a.g.e., s. 138.
[104] Sminirnova O. İ. Katalog monet… s. 45. 13İ.
[105] Smirnova O. İ. Svodniy katalog.., s. 59, 61, 44İ.
[106] Biçurin. a.g.e. II., s. 321; Chavannes. a.g.e., s. 155; Gibb. a.g.e., s. 9-10.
[107] Şaniyazov K. Karluklar va Karluk Davlati. Taşkent 1999, s. 29.
[108] Rtveladze E. V. K istorii yucnogo Uzbekistana v Eftalitskoye vremya. Baktriya i Toharistan na drevnem i srednevekovom Vostoke. //Tezisı dokladov konferentsii posvyaşennoy 10-letiyu yucno- Tadcikstanskoy arheologeçeskoy ekspedetsii. Moskova 1983, s. 74-76.
[109] Biçurin. a.g.e. II., s. 321; Chavannes. a.g.e., p. 157.
[110] Chavannes. a.g.e., s. 242; Ahmet Taşağıl. Gök-Türkler. Ankara 1995, s. 88.
[111] Biçurin. a.g.e. II. s. 321-322; Chavannes. a.g.e., s. 156-158.
[112] Biçurin. a.g.e. II. s. 321; Chavannes. a.g.e., s. 287, 291.
[113] Taberi. a.g.e., s. 253 (II. 1612-1613).
[114] Shaban M. A. Khurasan at the Time of Arab Conguest iran and islam. In Memory of the Late Vladimir Minorsky. Edinburg 1971, s. 485.
[115] Pugaçenkova G. A., Rtveladze E. V. Severnaya Baktrya i Toharistan. (Oçerki istorii drevnost i srednovekovye) Taşkent 1990, s. 132-133.
[116] Taberi. a.g.e., s. 124 (II. 1206); Gibb. a.g.e., s. 10.
[117] Togan. a.g.e., s. 103.
[118] Biçurin. a.g.e. II. s. 326; Belenitskiy A. M. “istoriko-geografiçeskiy oçerk Huttalya s drevneyçih vremen do X v. n. e. ”//MiA (Materialı i issledovaniyya po Arheologii SSSR) No 15, Moskova 1950, s. 117-118; Smirnova O. i. “K hronologii Sredneaziatskih dinastov VII-VIII vv. ”//Stranı i Narodı Vostoka. Vip. III, Moskova 1969, s. 215-221.
[119] Huttal Şad*-E. Chavannes, Kou-tou-che’yi Huttalşah olarak açıklamış, birçok araştırıcılar da onu takip etmişlerse de A. Malyavkin, onun aslı Huttal Şad olduğunu tesbit etmiştir (Chavannes.a.g.e. 168, 297; Belenitskiy. a.g.e. s. 11; Malyavkin. a.g.e. s. 87, 281-282. pr. 708-710).
[120] Biçurin. a.g.e. I. s. 324.
[121] Biçurin. a.g.e. I. s. 324-325.
[122] Şeşen R. islam Coğrafyacılarına Göre, Türkler ve Türk Ülkeleri. Ankara 1985, s. 186.
[123] Taberi. a.g.e., s. 127 (II. 1221).
[124] Malyavkin. a.g.e., s. 292. pr. 779; istoriya Tadcikskogo naroda. Moskova 1964, s. 51-52.
[125] Togan. a.g.e., s. 60.
[126] Chavannes. a.g.e., s. 134; Biçurin. a.g.e. II. s. 310.
[127] Ebu Reyhan Biruni. Tanlangan Asarlar. Taşkent 1968, Cilt I, s. İ1-72; Smirnova O. İ. Oçerki… s. 33.
[128] “Chronologie orientalischer Völker von Alberuni”, Hrsg. von E. Sahau, Leiypzig, 1873, s. 35; Smirnova O. İ. Oçerki. s. 33.
[129] Tolstov. a.g.e., s. 188.
[130] Gömeç. a.g.e., s. 25, n. 92.
[131] Smirnova O. İ. Katalog monet.s. 28, pr. İ4.
[132] Vaynberg B. I. Monetı drevnogo Horezma. Moskova 1977, s. 41, 91-94.
[133] Tolstov. S. P., Livşits. V. A. Datirovannıye nadpisi na Horezmiyskih ossuariyah s gorodişa Tok-kala, SE, 1964, No 2, s. 53.
[134] Aynberg B. I. a.g.e., s. 57, 60, 81.

Bir Cevap Yazın