Eski Türklerde Kadın

Eski Türklerde kadın, ailede, toplumda ve devlette çok önemli bir yere sahiptir. Ataerkil bir toplum olmalarına rağmen kadın kocasının bir malı değil aksine ailenin diğer ferdleri ile birlikte evin sahibidir[1].Bu husus devlet için de aynıdır. Hanedanın ortak malı olan devletin tahtında kagan ile birlikte ‘’katun’’ otururdu[2] ve devlet idaresinde kagan ile birlikte söz sahibiydi[3].Katun kelimesi Çince kaynaklarda ‘’k’o-tun’’ yahut ‘’ko-ho-tun’’ şeklinde geçmektedir[4]vegünümüzde ‘’kadın’’ ve ‘’hatun’’ haline gelmiştir.

***

Eski Türklerde toplumun çekirdeğini aile oluştururdu. Aileye ‘’oguş’’ denilir, oguşlar birleşerek ‘’urug’’, uruglar birleşerek ‘’bod’’, bodlar birleşerek ‘’bodun’’ halini alırdı[5]. Nihayetinde de bodun yani millet devleti oluşturuyordu. Devletin teşekkülü ve devamı aileye bağlıydı. Birçok defa yapılan savaşlara, göçlere ve benzeri hadiselere rağmen toplumun yapısını koruması ve ayakta kalması güçlü aile yapısına dayanmaktadır. Aile güçlü oldukça devlet de güçlüydü ve ne zaman aile yapısı zayıflasa devlet de zayıflardı.

Toplumun çekirdeğini oluşturan ailenin en önemli fertlerinden biri olan kadın, eş ve ana olarak evi idare eder ailenin bütünlüğünü korumasında en önemli vazifeyi görürdü. Türklerde ekseriyetle tek eşlilik görülmektedir ve birden fazla eş alma pek fazla yaygın değildir.

***

Birden fazla eş alma kağanlarda yahut çok zengin kişilerde görülmektedir ve birinci eş diğerlerinden daha fazla söz sahibidir. Ayrıca eski Türklerde ölen babanın çocuksuz olan eşi yahut ölen kardeşin eşi ile evlenme geleneği mevcuttur[6] ancak çoğu zaman bu evlilik formalite olup dul kalan kadını koruma altına alma ve ailede tutma maksatlıdır.

Ailenin ve devletin hukukunu yazılı olmayan kurallar bütünü olan ‘’töre’’ oluşturuyordu. Törenin mahiyetini tam olarak bilemesek de yazıtlardan, destanlardan, günümüze ulaşan eserlerden ve geçmişte yapılan uygulamalardan bir fikir sahibi olabiliriz.
Töre örf, adet, gelenek ve göreneklerden oluşur ve gelecek nesillere aktarılarak yaşatılırdı. Geçmişten günümüze kalan tarihî belgelerden biri olan Köl Tigin AbidesiDoğu Yüzündeki‘’ Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insanoğlu kılınmış. İnsanoğlunun üzerine ecdadım Bumın Kağan, İstemi Kağan oturmuş.
***
Oturarak Türk milletinin ilini töresini tutu vermiş, düzenleyivermiş.’’ İfadelerinden Türk toplumunda törenin ne kadar mühim olduğunu anlamaktayız. Töre devlet hukukunun temeli olduğu gibi aile ve şahıs hukukunun da temelini oluşturmaktadır. Ayrıca yine yazıttaki ‘’düzenleyivermiş’’ ifadesinden değişen şartlara göre törenin tanzim edildiğini görmekteyiz.

Türk toplumunda yeni bir ailenin kurulması evlilik yolu ile gerçekleştirilir ve evliliğin hukuken toplumda kabul görebilmesi için töreye uygun olması gerekirdi. Evlenen kadın yukarıda belirttiğimiz gibi kocasının malı değil eşi olup ailenin bir ferdidir.

Evlilikte ailenin büyük etkisi vardır ancak aile kıza istemediği bir kişi ile evlenmesi konusunda baskı yapması Türk töresinde mevcut değildir.

***

Eski Türklerde kız ailesine ödenen ‘’kalın’’ isimli para yahut mal kızın aileden satın alınması değil bir çeşit garantidir. Töreye göre eğer kocası karısını boşarsa ödediği kalın boşa giderdi ya da kız boşanmak isterse ailesi aldığı kalını geri ödemek zorunda kalırdı. Kalın uygulamasının boşanmayı zorlaştırması ailenin bütünlüğünü ve devamını sağlamıştır.

Evlenecek kızın evlenmeden önceki ailesinin malında miras hakkı olduğu gibi bu hakkını çeyiz olarak alıp eşi ile birlikte kurduğu yeni evine götürürdü. Bunun yanında Türk toplumda zinanın olmaması 10. Asırda Türk ülkelerinde seyahat eden İbn Fazlan’ın gözünden kaçmamış ve seyahatnamesinde bu husus hakkında şöyle bahsetmiştir:‘’ Zina diye bir şey bilmezler. Böyle suç işleyen birini ortaya çıkarırlarsa onu iki parçaya bölerler[7]’’.Bu kayıt Türk toplumunda zinaya nasıl bakıldığını ve törede cezasının ne olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

***

Kadın evlendikten sonra yeni evinin ‘’dayağı’’yani dayanağı olarak görülür ve yalnız evde değil dışarıda da kocasının yardımcı olarak görülürdü[8]. Kadın kocasının yardımcısı olmasının yanın ailede en mühim vazifesi analıktır. Dede Korkut hikâyelerindekadının ata bindiği, kılıç kuşandığı, iz izlediği, savaşa gittiği, evine, eşine ve çocuklarına sahip bir ana, eş ve bir yiğit kadın olarak anlatıldığı görülmektedir[9].

Bu açıdan baktığımızda kadın sadece evin işleri ile ilgilenmekle değil ailesinin mevcudiyetini ve aile efradının korunmasında da vazifelidir. Kadının Türk toplumundaki itibarlı bir konuma sahiptir ve düşman eline geçmesi büyük zillet sayılırdı[10].

Türk devletinde kağandan sonra katun gelirdi. Mesela Kök Türk döneminde emirnameler yalnız kağan tarafından değil kagan ile birlikte katun tarafından da imzalanırdı[11].Bu husus eski Türklerde kadının siyasi konumunun yanında toplumdaki yerini de göstermektedir. Uygurlar da bu geleneği devam ettirmiş mesela Uluğ Hatun halk arasındaki anlaşmazlıklara bakmış ve kanunları uygulamıştır[12].

***

Yine kadınların idarede söz sahibi olduğu Dede Korkut hikâyelerine yansımıştır mesela Dirse Han oğlu Boğaç Han hikâyesinde Dirse Hanın çocuğu olmadığı için karısına dert yanması anlatıldıktan sonra eşinin ona verdiği tavsiyeye uyduğu ifade edilmiştir. Bununla birlikte hikâyede Dirse Hanın eşi kocasını sabırla sakinleştirmiş ve meselenin çaresini aramıştır[13]. Kadının yalnızca devleti idare eden hanedan üyesi olduğunda değil toplumda da itibarlı, sözü dinlenen ve tavsiyesine uyulan bir konumda olduğu Türk toplumunda görülmektedir.

Eski Türklerde din görevlisine şaman olarak da bilinen ‘’kam’’ denilirdi. Kamların dinî ayin dışında yaptıkları başka işler de vardı.Mesela kam kelimesini Kaşgarlı Mahmud eseri olan Divan-ı Lügati’t-Türk’de “kâhin” şeklinde tanımlanmaktadır.

Yusuf Has Hacib ise Kutadgu Bilig adlı eserinde kamları “otacılar”ile eş değer görülmektedir[14]. Eski Türk dininde kamlık sadece erkeklere özgü değil kadınların da kam olabildiğini destanlardan öğrenmekteyiz[15].

***

Neticede baktığımızda eski Türk toplumunda kadınların devlet yönetiminde söz sahibi olduğunu, protokolde kağan’dan sonra katun’un geldiğini, mirastan pay aldığını, ailede erkek ile birlikte söz sahibi olduğunu, din görevlisi olduğunu vs. birçok hakka sahip olduğunu görmekteyiz. Ayrıca bu hakların töre tarafından korunduğunu söyleyebiliriz. Tarihte Türkler tarafından büyük devletler kurulmasını ve büyük coğrafyalara hâkim olunmasını toplumun çekirdeği olan aileye dayanmaktadır.

Aile de ise en mühim rolü eş ve ana olan kadın oynar. Aileye dolayısıyla devlete ve millete yön veren temelde kadındır. Kadınların bu kadar çok ön planda olması ve itibar görmesi Türk milletine büyük avantaj sağlamıştır. Bununla birlikte Türkler geniş coğrafyalara yayılmalarına ve farklı dinlere girmelerine rağmen kadının toplumdaki konumu sayesinde kimliklerini büyük ölçüde muhafaza etmeyi başarmışlardır.

KAYNAKLAR

[1] Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, Türk Dünyası Araştırma Vakfı, İstanbul,1988, s. 251
[2]Bknz. ‘’Bilge Kağan yazıtı doğu yüzü’’, Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, s.45. İbn Fazlan, Seyahatname, Trc. Ramazan Şeşen, Bedir Yayınevi, İstanbul, 2011, s. 49
[3] Sadettin Gömeç, Kök Türk Tarihi, Berikan, Ankara, 2009, s. 220
[4] Özkan İzgi, Orta Asya Türk Tarihi Araştırmaları, TTK, Ankara,2014,s. 25
[5]İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken, İstanbul, 2011, s.219
[6]Hisung-Nu (:Hun) Monografisi (94A)
[7] İbn Fazlan, Seyahatname, Trc. Ramazan Şeşen, Bedir Yayınevi, İstanbul, 2011, s. 35
[8]Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, Türk Dünyası Araştırma Vakfı, İstanbul,1988, s. 252
[9] Alev Kâhya Birgül, ‘’ Dede Korkut Hikâyelerinde Kadının Konumu’’,
[10] İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s. 221
[11] Özkan İzgi, Orta Asya… , s. 30
[12] Özkan İzgi, a.g.e. , s. 31
[13] Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı, s. 20 – 36
[14] Harun Güngör, ‘’Eski Türklerde Din ve Düşünce’’,
[15] Özkan İzgi, a.g.e. , s. 29

Bir Cevap Yazın