X. Yüzyıllarda Doğu Türkistan’da Dokumacılık

Türklerde Dokumacılık

İpekçilik ve ipek dokumacılığı Doğu Türkistan’ın vahalarında zanaat alanındaki üretimde önemli bir yer tutmaktadır. M.S. birinci yüzyılda Doğu Türkistan vahalarından Çin’in ham ipek ve ipekli kumaşlarının ticaret yolları geçmekteydi, yani bu yollar Çin’i “Batı ülkeleri” ile birleştiren Asya’nın en önemli ticari yollarıydı. İpek dokumacılığı Doğu Türkistan’da Avrupa’dan ve hatta İran’dan birkaç yüzyıl önce yaygın olduğu ve Çin’in ipek tekelciliğine Doğu Türkistan vahalarında son verildiğine dair belgeler mevcuttur.

Ön Asya ve Akdeniz bölgelerine gelen ipek miktarı ekonomik yaşamda ve tatbiki güzel sanatlarda büyük bir rol oynayamayacak kadar azdı. Ender bulunan ipek, batıda M.S. ilk yüzyıllardan beri bilinmekteydi. İpeğin, Yakın Doğu ve Akdeniz bölgelerinde hayati mamullerden pahalı fakat ulaşılabilir olması VVI. yüzyıllarda başlamıştır.[1] Batı’ya ipek daha çok yarım mamul olarak ipek ipliği şeklinde gelmekteydi.[2] Gelen ipekten İran ve Bizans’ın ipek dokuma atölyelerinde kıymetli ipekli kumaşlar dokunuyordu. İpek kumaşlara toplumun üst sınıfların talepleri arttıkça, ipek bir ihtiyaç haline gelmiştir.

***

VVI. yüzyıllar; Asya ülkelerinin siyasi ve ekonomik hayatlarında devamlı olaylar sürecidir. Bu olaylardan en önemlisi ipek ticaretiydi. İpek ticaretinde tekelcilik ve Orta Asya’dan geçen “ipek yolları” diye adlandırılan kervan yollarının kontrolü için İran ile Bizans ve İran ile Eftalit Devleti arasında şiddetli savaşların geçtiği bir süreçtir. İpek; o dönemin doğudan batıya götürülen en önemli malı niteliğini taşıyordu.

Doğu ve Batı’yı birleştiren “Büyük İpek Yolu” Çanyan’dan başlayıp Nanşan sıradağlarından akan derelerle sulanan, çok sayıda vadinin üzerinden geçiyordu. Kervan yolunun bu kısmı kolaydı. Fakat daha sonra gelen Hami vahası, oradan da Turfan’a götüren Lükçun çukuruna kadar olan geçit son derece zordu. Bazı komşu vahalarla birlikte bu vahaların ikisini IX. yüzyılın ortalarında Uygurların fethettiği ve topraklarında Uygur Turfan Devleti’nin kurduğu bağımsız Goaçan Prensliği teşkil ediyordu.

***

Goaçan’dan sonra “Büyük İpek Yolu” ikiye ayrılıyordu. Yollardan biri Karaşar, Kuça ve Aksu’dan TyanŞan’ın güney yamaçlarından sonra Issık Göl’ü önünden Çu nehrinin vadisini geçtikten sonra da Talas vadisinin üzerinden İsfara’ya götürmekteydi. Diğeri ise kuzey kolu olup, ilki gibi Goaçan’dan başlayıp Urumrçi, Manas, Kurkarausu ve İrenŞabirgan dağlarından İli nehrin vadisine giden Güney Cungarya üzerinden güneye yani Orta Asya’ya götürmekteydi. Bunun dışında, Yulduz vadisi üzerinden İli vadisine götüren zor bir yol mevcuttu. Fakat bu yol diğerlerine kıyasla çok az kullanılıyordu.[3]

Kervanlar, geçtikleri zor yollardan sonra Orta Asya’da, yolculuğu devam edebilmek için hazırlık yapıyor ve dinleniyorlardı. Orta Asya’daki en büyük dinlenme noktalarından biri Paykent (Buhara) şehriydi. Daha sonra yol Horasan’dan Rey ve Hamadan’a gidiyordu. Oradan ise kervanlar Bizans Neseviya kalesine, Suriye ve Konstantinopol’a doğru gidiyorlardı. Genelde kervanlar İran sınırına kadar olan yolu 150 günde tamamlıyordu, oradan da Bizans sınırında bulunan Nizip’e kadar 80 gün daha gerekiyordu.[4]

***

Böylece, VVI. yüzyıllarda ipek ticaretinin, Orta Asya, daha sonra da Ön Asya ve Akdeniz bölgelerinin ekonomik hayatında önemli bir yeri olmuştur. Bu süreçte ipek, istenilen ve sürümü çok olan ve uluslararası döviz niteliği taşıyan bir mal haline geldi. Devlet borçlarının ödenmesi, hükümdar, hükümdar elçilerinin ve devlet görevlerinde üstün başarı gösterenlerin mükafatlandırılması, ücretli çalışanlarının ödemeleri ipekli kumaşlarla yapılmaktaydı. İpek, altın ve mücevherler gibi otorite (güç) belirtisi olmasa da soylu vatandaşların zorunlu hayat mallarından biri olmuştur.

Tak ve Bustan bölgelerinde, saray yakınların ve avcıların elbiseleri özenle yapılmış nakışlarla işlenmiş olması tesadüf değildir. Varahşa ve Pencikent duvar resimlerden biri olan Balalıktepe tasvirinde bayramlara, ayinlere katılan soyluların kaftanlarının, çeşitli ve zengin resimlerde, büyük itina ile yapılması da tesadüf değildir. Merkezi Asya ve Uzak Doğu buda tapınaklarının tasvirlerinde dindarların elbiseleri zengin “Sasani” nakışları ile süslenmiştir.

***

Dışarıdan getirtilen hammaddeden ipek kumaşları Küçük Asya’da M.S. ilk yüzyıllardan beri üretiliyordu.[5] İran’daki ipekli kumaşların üretimi ise, esir alınmış ve İran’a yerleştirilmiş Yunan ustaların yardımıyla II. Şabur’un (309379) saltanatı döneminde başlatılmıştır.[6]

Bizans İmparatorluğu’nun başkenti Konstantinopol’deki Zevksip sarayında pahalı ipek kumaşları üreten dokuma ve boyama atölyeler mevcuttu.[7]

İpekli kumaş dokumacılığın batıya gelmesi hakkında kesin bir tarih tespit edilememiştir. Kayserili Prokopius ve Bizanslı Teophilis rivayetine göre lustinian (527565) saltanatı döneminde iki rahip (başka bir efsaneye göre ise Pers tüccarı) ipek böceğini oyulmuş asânın içinde gizli getirip bu değerli kültürün Bizans’ta yayılmasını sağlamışlardır.[8]

***

İpek böceğinin Bizans’a nereden ve ne zaman getirildiği hakkında Kayserili Prokopius’un sunduğu malumatlar belirli bir merak uyandırmıştır. Kayserili Prokopius’un “Gotlar ile Savaş Hakkında” adlı yazısındaki efsaneye göre, iki rahip Yustinian İmparatorun emri üzerine “birçok halkın yerleştiği Hindistan üzerindeki olan Serinda adlı topraktan” ipek böceği yumurtaları gizli olarak getirtmişlerdir.[9]

Henning’e göre, Kayserili Prokopius’un sunduğu malumatlarındaki İran ile Bizans arasındaki savaşı ve Orta Asya’ya ya da Kuzey Hindistan’a yolculuğu gerçekleştirebilmek için belirli bir süre gerekeceğine dair bağlantı yapıldığını dikkate alacak olursak, rahiplerin ilk yolculuğu 550 yılında,

İkincisini de 552 yılında Bizans’a dönüşleri ise 553 ya da 554 yılında gerçekleşmiştir.[10] VI. yüzyılın ikinci yarısında ipekçilik tüm Malezya’ya yayılmıştır.

***

Kayserili Prokopius’un “Serinda”sının ve Bizanslı Teophilis’in “Serler ülkesi”nin bulunduğu yerlerin tespitleri belirli bir merak uyandırmıyor değil. Bu adlandırmaları ile tam olarak Asya’nın hangi ülkesi kastedildiği hakkında değişik görüşler mevcuttur. Bazı araştırmacılar Kayserili Prokopius’un “Serinda”sı ve Bizanslı Teophilis’in “Serler ülkesi”nin ipekçiliğin beşiği Gök İmparatorluğu olan Çin olduğunu düşünmek gerektiğini savunmaktaydılar.

Bilindiği gibi, kadim zamanlarda ipekçilik Çin’de başlayıp M.S.’ki dönemde de uzun bir gelişme süreci geçirmiştir. Bir zamanlar kadim milletlerde bilinen ipek ipi teknik açıdan dokuma için uygun malzemeyi teşkil ediyordu. İplerin yüksek teknolojik nitelikleri kumaşın esaslı sık ve argaç olmasını sağlıyordu. Kadim zamanın yün, keten, pamuk ve diğer dokuma malzemeleri ne ipeğin dokuma niteliklerine ne de ona rakip olabilecek niteliklere sahiptiler. Çin halkının ataları Neolitik Devir’de bile ipekli kumaşların üretimi ve kullanımı hakkında bilgiye sahiptiler. Çin arkeologlar tarafından Yeni Taş Devri durağı olan Siintsun’da (Şan’si vilayeti) yapılan kazılar sonucunda donmuş ipek kozası bulunmuştur.[11]

***

Eski Çin kaynaklarına göre İnŞan (M.S. XVXI. yy.) döneminde ipekçilik, halkın en önemli uğraşlarından biriydi. İn döneminin kemik üzerindeki yazıtlarında sık sık, dut ağacının yetiştiğini gösteren santut ağacının hiyerogliflerine rastlanmaktadır. Birçok yazıtta tsanipek kozasını; sıipek ipi; boipek kumaşını ve ayrıca değişik giysi çeşitlerini gösteren hiyeroglifler bulunmaktadır.[12]

V. Sylwan, İn dönemine ait gümüş kaplar üzerindeki ipekli kumaşların izlerin incelemesi sonucu dönemin dokumacılık tekniğinin gelişmiş olduğunu tespit etmiştir.[13] Ayrıca, İnŞan dönemine ipekli kumaşların ipek böceği iplerinden yapıldığını tespit etmiştir. Kumaş izlerindeki iplerin dokuma tarzı Çin’de üç bin yıl önce mükemmelleştirilmiş dokuma tezgahlarının var olduğunu göstermektedir.

Fakat, araştırmacıların çoğu, Çin’deki bu kadim ipekçilik kültürün varlığına rağmen, ipekçiliğin batıya Çin’den geldiği fikrini paylaşmamaktadırlar. Kayserili Prokopius “Serinda”sında ve Bizanslı Teophilis’in “Serler Ülkesi”ndeki gibi ipekçiliğin vatanının Çin değil de, Doğu Türkistan olduğunu kabul etmektedirler.[14]

***

Büyük ihtimalle ipekçilik Batı’ya Doğu Türkistan vahaları Turfan, Hotan, Kuça’dan gelmektedir. Tarım nehrinin havzasında bulunan bu büyük vahalar, Çin, İran, Orta Asya ve Kuzey Hindistan ile sıkı ilişkileri olan Doğu Türkistan’ın yüzyıllar boyunca en önemli ekonomik, siyasi ve kültür merkezlerini teşkil etmekteydi.

IV. yüzyılda ipekçilik kültürü Hotan’da yayılmıştır.[15] X. yüzyılda Hotan, Doğu Türkistan’daki ipek üretiminde birinciliği korumaktadır. Nüfusun gelirinin büyük kısmını ipekçilik oluşturmaktadır. İpek dokumacılığı gelişmiş olmasına rağmen iplik şeklinde ihraç edilmektedir.[16] Birçok malumata göre, ipekçilik zanaatın kadim zamanlardan beri Hotan ekonomisinde çok önemli bir yer tutmaktadır. Çinli seyyah Süan Tszan (VII. yy.) Hotan’da ipek böceği tapınağının var olduğunu tespit edip ipekçiliğin Hotan’da yaygın olduğunu belirtmiştir.[17]

***

Buda tasvirinin yanı sıra, iğ tutan, ellerinde beyaz kozalar dolu tepsiler taşıyan veya suyla dolu kaselerin içinde kozaları açmaya çalışan kadınların erkanında da ve ellerinde dokumacılık alet ve edevat olan dört kollu tanrının tasviri bulunan Hotan kökenli ikonalar Çinli seyyahın verdiği malumatlarla tasdik edilmektedir.

Çin’de de ipekçilik tanrısına tapılmaktaydı. İpekçilik tanrısının var olması ve onun için kurban verilmesi Çin halkının ona verdiği önemi göstermektedir. İn dönemine ait olan kemik yazılarından birisi diyor ki:

“İpekçilik tanrısı için 8. ayın kurbanı üç öküzdür.”[18] İn yazılarında bahsedilen ipekçilik tanrısı olarak büyük ihtimalle efsane imparatorun eşi Huan di Leytszu kastedilmektedir. İnsanlara ipek böceği yetiştirmeyi ve ipekli kumaşların dokunmasını öğreten ipekçilik hamisine tapma, Çin tarihinde her zaman var olmuştur.

***

İpekçiliğin kutsallaştırılması Tarım nehri havzasının vahalarında da çok yaygın idi. Britanya Müzesi’nde Sergi galerisine ait olan tahta ikonalarda tek başına ve erkanı ile birkaç ipekçilik Tanrısı tasviri sunulmuştur. Sergi galerisine ait tahta üzerine yapılmış dörtgen şeklindeki iki taraflı ikona büyük bir ilgi çekmektedir.[19]

Dikey olarak yapılmış tasvirin üst kısmında ayaklarını çapraz koymuş, kareli bir yastıkta oturan kabasakallı, büyük ve derin gözleri olan dört kollu Tanrının erkek figürü net olarak fark edilmektedir. Ayaklarda ise yüksek konçlu Orta Asya çizmeleri vardır. Tasvirin alt kısmında aynı boyutta ve ikişer olarak dört figür daha mevcuttur. Üstekiler birbirine 4/3 dönüşlü olarak durmaktadırlar; sağdaki ise (buda ikonografisindeki çar oğullarına özgü saç, serpuş ve kıyafetlere göre) kadın veya delikanlıdır.

***

Figürün elleri dizlerinin yanında tasvir edilmişti, konik ayaklı bir kabın içindedir. Solda uzun kollu Çin elbisesi giymiş ve Çin tarzında salkımlı firketeyle saçlarını süslemiş oturan bir kadın bulunmaktadır. Çin kadın sol elinde makas veya maşa, sağ elinde de beyaz bir kumaş bezi tutup ellerini öne doğru uzatmıştır. Alt sıranın sağ tarafında omuzlarına dökülen örtü ve yukarıya doğru genişleyen dişsiz sarı (altın) tacıyla oturan bayan figürü görünmektedir. Önünde dokuma tezgahı vardır. Sol elinde mekik tutmaktadır. Solda da yukarıda söz ettiğimiz Çinli kadına benzer bir kadın tasviri yapılmıştır. Kadın sol elinde tuttuğu iğ ipinin ucunu yukarıya kaldırıp sağ eliyle tutmuştur.

Bu ikonanın benzeri, yine Hotan kökenli olan A. Stein koleksiyonunda da vardır. DandanUylıktan olan tahta örneğinde yatay olarak bir sırada yerleştirilmiş beş oturan figür yapılmıştır. Ortasında Sergi galerisindeki ikonaya hem giyim hem de duruşu bakımından benzeyen dört kollu erkek tanrısı bulunmaktadır. Tanrı, alt sağ elinde kadeh tutmaktadır. Tanrının üst sağ elinde makas veya maşa, üst sol elinde de kısa bir bıçağa veya jiletli kazağına benzeyen bir alet tutmaktadır.

***

Tanrının sol tarafında lavtası olan oturan müzisyen tasvir edilmiştir. Onun yanında ellerini göğüsün önünde tutan kadın figürü var. Tanrının sağ tarafından kadın figürü, yanında da dokuma tezgahın önünde oturan insan bulunmaktadır.[20]

Yukarıda söz edilen ikonalarındaki Tanrı dokuma sanatı temsilcileri ile çevrilmiş, fakat kendisinin dokuma aletleriyle direk teması yoktur. Tanrının dokuma sanatı ile sıkı bir bağlantısının var olduğunu amatörarkeolog olan N. F. Petrovskiy’nin Hotan koleksiyonuna ait çift taraflı ikonası göstermektedir. İkonanın arka tarafının tamamı tahtında oturan dört kollu Tanrı figür ile kaplanmıştır. Tanrının elbisesi Merkezi Asya karakterine özgü, Merkezi ve İç Asya kökenli çeşitli ve çok sayıda olan tasviri gereçlerle belirlenmiştir. Britanya Müzesi ve Sergi galerisine ait birçok Hotan ikonasında dört kollu tanrının giyimi aynıdır.[21] Yukarıda söz edilen tüm tanrıların tek giyimleri değil, oturuşları da benzemektedir.

***

Tanrı, sağ ayağını solun üzerinde olmak üzere bağdaş kurup oturmaktadır. Alt ellerinden bir göğüsün önünde kadeh tutmakta, diğeri ise bacağına dayanmaktadır. Üst elleri de başa doğru kaldırmıştır. Üst ellerindeki aletler birçok ünlü ikonada ya silinmiş ya da çok zor seçilmektedir. Aletlerden biri bıçak veya jiletli kazağıdır. Bizim tarafımızdan anlatılan ikonada tanrının yukarıya doğru kaldırmış ellerindeki aletlerin ikisi de net olarak görünmektedir. Sağda dokuma berdosu, solda mekiktir. Dört kollu tanrının ellerindeki aletler, tasvir edilmiş tanrının ve dokumacılığı arasında sıkı bir bağlantının varlığını göstermektedir.

Dokuma tezgahı, iğ, yumak ve makas tutan tanrının veya mitolojik personajlarının tasviri A. Stein’a ait Huday koleksiyonundan benzer tahta ikonasında da mevcuttur.[22] Tezgah tasviri mükemmel olarak saklanmıştır ve DandanUylık’taki tek taraflı örnekte çok ilginçtir.[23] DandanUylık’ta gösterilen resimli örnekte, SüanTszyan efsanesindeki Hotan’da ipek üretimi girişimi, A. Stein gayet muhtemel bir tahmin beyan etmiş.[24]

***

Örnekte, o devirdeki birkaç efsane kahramanı şeklinde, yukarıda geçen, dört kollu erkek tanrı gösterilmiştir. A. Stein’in tahminine göre, Çin seyyahı SüanTszan’ı ima eden, ipek böceği hamisi tanrısını şekillendiriyor. A. Stein, bu heykelle DandanUylık’taki bir bina yıkıntısında bulunan dört kollu erkek tanrı ikonası arasında ortak bir benzerlik olduğunu zikrediyor.[25] Bu tanrının kıyafeti yüz hattının karakterini ve azametliliğini gösteriyor. Hotan ikonalarında dört kollu tanrının dokumacılık aletlerini tuttuğu ve onu kuşatan maiyetlerinin de, dokuma tezgahlarını götürdükleri, ipek çözdükleri, ipleri eğirdikleri veya büktükleri görülmektedir. İpekçilik hamini ve bu şekili tanrı olarak anlamanın en önemli bir kanıtını bu durum göstermektedir.[26]

Avrupa ve Asya’nın çeşitli eski depolarında, Hotan çevresinde bulunan (bilhassa, herhalde DandanUylık’ta) tahta üzerine yazılmış ikonalarda, ipekçilik ve ipek dokumacılığının hamisi olandört kollu erkek tanrının mütader kuşatan maiyeti, ipek işletimi ve dokuma sanatının aletlerini tutan şekillerin bütün serisi bir saklanmaktadır. Bu ikonaların tarihleri VIIVIII. yy. olarak koyulmuştur. İpek dokumacılığı ve ipekçilik hamisi çok sayıda tanrı şekli; o zamandaki Hotan halkı arasındaki ipek dokumacılığı ve ipekçilik hamisine tanrıya tapma yaygınlığı ve bu ilde esasen geniş çapta ipekçiliğin ve ipek dokumacılığın yaygınlaşmasına delil oluyor.

***

Dört kollu tanrı ibadeti ipek dokumacılığı ve ipekçilik hamisi, Hotan nüfusunda VII. yy.’da yayılmıştır. Büyük ihtimalle VVI. yy.’da, belki de daha erken, ipekçilik pek de olağan değildi. Galiba, Batı’nın ipekçilik alma durumu doğrudan doğruya Çin, Hotan, Turfan ve Kuça’dandır. Bununla birlikte eskiden genellikle, hazır kumaşlar değil, iplikler ihraç edilmiştir. Batı’da üretilen ilk süs ve resimlerle kaplanmış kumaşlarda, Çin tekstil süslemelerinin bulunmasını da açıklanmalıdır. Eğer Turfan ve Kuça’ya herhangi ölçüde Çin’in etkisi yayılmışsa, Hotan kültürel ve sanat ilişkilerinde, arkeolojik bilgilere göre, VVI. yy. ve daha sonraları Çin’den daha az etkilendi ki, aynı zamanda Orta Asya (bununla birlikte Doğu İran) ve Kuzey Hindistan kültür alemiyle sıkı bağlantı kuruyordu.[27]

Astana’daki (Turfan) arkeolojik kazılar, VIVII. yy.’da ipek Doğu Türkistan’ın vahalarında işlendiğini doğrulayan bir bilgi verdi. Astana mezarlıklarında ölenlerin yüzlerini genelde mendille kapatıyorlardı. Bu mendillerin çoğu renkli ipekli kumaştan ve Orta Asya tipi resimlerden oluşuyordu.[28]

***

M.S. III. yüzyıla Mısır ve Hindistan’dan “Büyük İpek Yolu”yla Orta Asya’ya, daha sonra Çin’e, ipekli kumaşların süslemeli resimlerle basma tekniği geçmiştir. Mevcut olan yazılı kaynaklara göre, VVII. yy.’da basma metodu Çin’de oldukça yayılmıştır.[29] Basma metoduyla süslemeli çoğu kumaş örnekleri Loulanya, Nil ve Astana’daki arkeolojik bilgiler arasında saklanmıştır.[30] Kumaşların bir kısmının yerli, Orta Asya üretiminden olduğuna dair bütün tahmin gerekçeleri vardır.

Sengım Agız manastırında duvar resmi dokuma tezgahı olan bir parça vardır. Bu Turfan vahası nüfusunda ipek dokumacılığının yayılmasına delildir. Rusya Bilim Akademisi’nin vazifesini yaparak 1898 yılında kuzey vahası Sintsyan’da araştırma yapmakla görevlendirilen D. A. Klementz tarafından getirilmiştir.[31] Bu parçanın üst kısmında dokuma tezgahının üzerinde oturan dokumacı bayanın resmi saklanmıştır. Duvar resmi parçasında, tezgahın alt kısmı ve “malsi şafl” ona sarılan koyu kumaş önünde üç ayaklı taburede oturan bayanın dar diz altı kırmızı elbiseli uzun ve dar yenleri iyi görünmektedir. Dokumacı bayanın ayakları yumuşak, siyah, uzun konçlu çizmeleriyle tezgahın pedallarındadır. İki pedal ve onların manivalayla bağlantısı, tezgahın başka parçaları net ve açık olarak freski edilmiştir ki tezgahın tipini tespit etmek mümkündür.

***

Sengım Agız freski parçasında resimlendirilenin aynısı olan iki pedallı dokuma tezgahı M.S. Çin’de genel olarak yayılmıştır. Buna delil bir dönemki Han rölyefleridir.[32] Tahmin etmek gerekir ki, bu dokuma tezgahı sistemi Doğu Türkistan’da han zamanında, Çin’in Gunlar zaferi sonrası, Çin kültürünün “Batı Ülkeleri”ne yayılmasıyla tanınmıştır.

Büyük ihtimalle Çin’in ipek dokumacılık tekniği Doğu Türkistan’a, bizim çağımızın başlarında ipekçilik kültürü ve ipek lifi işleme sanatıyla girmiştir.[33] Daha sonraki resimli bilgilerde (XIIIXVI. yy. ve sonrası) ve Çin’in yazılı kaynaklarında buna benzer dokuma tezgahı görünmüyor. O zamana kadar ipek dokumacılığı sanatında, daha da zor, fitilli konrolu olan, girift nakışlı kumaşların üretiminde kullanılan tezgahların yerine geçti.[34] SengımAgız freski parçası, han tezgahlarının Doğu Türkistan’da M.S. XXI. yy.’a kadar saklandığına ve Turfan havuzu vahasında mevcut olmasına kanıt oluyor.

***

Çin’in yazılı kaynaklarında Uygur Turfan Devleti’nde ipekli kumaşın üretimi bilgisi mevcuttur. Çin kaynaklarında, bu bölgenin ipekçiliğin gelişmesi için doğal şartlara uygun olduğu sık sık yazılır. Bu arazide “Sofora ailesinden olan çok yıllık bitki de vahşi ipek böcekleri bulunmaktadır, kumaş dokuması yapılabilir” (Hami vahası”Sunşi” hanedi vakainameden);[35] araziler ipek böceği yetiştirilmesine uygun (Kidan Devleti’nin tasvirindenGoaçan) (“Tsidan go çji”).[36]

981984 yılında Uygur Turfan Devleti’ni ziyaret eden Çin elçisi Van Vande bu bölgede nakışlı simli kumaş işletildiğini anlatıyor.[37] Onun dediklerine göre, Uygurlar nakışlı simli kumaşı, ipek ve kenevir kumaşlarını, ince kamka işliyorlardı. Hun Hao’nun söylediklerine göre, Çin’in kuzey bölgesinde yaşayan Uygurlarda ipekçilikle uğraşıyorlardı. Onlar nakışlı simli kumaş ve ince kamka, ipek ve kenevir kumaşlarını, renkli ipeklerden “Kesler” işliyorlardı.[38]

***

Tekstil anlamına gelen “kesı” en çok yazılı kullanımda kullanılır ve “kesilmiş ipek” anlamında olup dokumacılığın esas özelliğini tam ifade eder. Benzer kumaş işlemi süresinde, dokumacı renkli beneği doldururken, ördek ipiyle mekiği yatay olarak döndürüyor ve başka iplikle birkaç dönüşte bağlıyor. Sonuçta, resmin dikey hattın üzerinde delik oluşuyordu ki, bu da “kesı” başka çeşit ipek kumaşlardan ayırıyordu.

Araştırmacılar arasında “kesı”nın dokumacılık tekniğinin yeri ve gelişme süresiyle ilgili tartışmalar oldu.

Arkeolojik bilgileri çekerek ve Çin yazılı kaynaklara dayanarak, S. Kammann, Orta ve Merkezi Asya’da muhtemelen Soğd’da “kesı”nın ilk yünlü kilim şeklinde meydana geldiği görünüşü kanıtladı.[39] Merkezi ve Orta Asya’da ipek dokumacılığı dokuma tekniği olan “kesı”nin meydana gelmesi ipeksi ürünleri işleminde de yayıldı. Merkezi Asya’dan bu teknik Yakın Doğu’ya geçti.

***

S. Kammann, Tsyanfodun’da A. Stein ve M. Pelliot tarafından keşfedilen az sayıda kesfragmanıyla, Turfan’ın çeşitli yerlerinde bulunan “kesı”lerin her ikisinin de Çin karakterinin olmamasını, S. Kammann analize ediyor ve kıyaslıyor.[40] S. Kammann’a göre keşfedilen bu parçalar Uygurlar için tahsis edilmiş sogdiyli ustaların veya tamamen Uygurların ürünleridir. Onun tahminlerine göre Uygurlar “kesı” tekniğini sogdiylilerden almışlar.

X. yy.’da “kesı” yapımında Uygur ustaları ipek dokumacılığının mükemmeliyetine eriştiler, fakat bazı araştırmacılar XI. yy’ın başında Çin dokumacıların “kesı” ürünlerindeki resim sanatının bunların ürünlerinde eksik olduğunu savunuyorlar.[41]

***

S. Kamman’ın getirdiği delilleri dikkate alarak, “kesı” tekniğini X. yy.’da Çin’de, Çin’in kuzey vilayeti Şensi’de Uygurların ve onların sömürgeleri olan Heybey vilayetinde bulunan Dinçjou şehrinin yakınlarında meydana geldiğini tespit etti.[42] Sui Hanedi (589-618) süresince, Dinçjou ipek dokumacılığın en büyük merkeziydi ve imparatorun tekstil atölyeleri mevcuttu. Herhalde, Uygurların Dinçjou dokumacılarıyla temasları, “kesı” dokumacılık tekniğin Çin tekstil atölyelerine girmesine yardımcı oldu ki, bu tekniği Çin dokumacıları hızlı bir şekilde kavrayıp, XI. yy.’ın başlarında ürünlerini resim eserlerinin seviyesine getirdiler.

Eski zamanlardan beri Turfan kendi tarım ve sanatıyla, özellikle dokumacılığıyla meşhurdu. Turfan (bu malları) göçmenlere en ziyade maddeleri ekmek ve kumaşları temin ediyordu. Turfan bu mallarla o kadar zengindi ki, Çin’e bile ihraç ediyordu.[43] Tarım havzasının dokumacılık ürünleri çeşitli Orta Doğu ülkelerine ihraç ediliyordu. “Kırgız” yolunda eski Hakkas Devleti’yle Doğu Türkistan vahası arasında sıkı alışveriş oluyordu.

***

“Tanşu” hanedan vakainamesine göre, getirilen eşyaların ipekli ve yünlü sanatsal kumaşlardan meydana geldiği ifade ediliyor: Bayhanlar (giyisileri) Ansa (Kuça), Beytin (Beşbalık) ve Daşa’dan getirtilen sıkı yünlü kumaşlardan ve palikromi, gazlı ve ipekli kumaşlardan giyiniyorlardı”.[44] Tszyade (Turfan vahası) şehrin pazarında ipek ve ipek ürünleri satışı için özel sıralar ayırmışlardı.[45]

Yünlü kumaş ve yün iplik üretimi Doğu Türkistan’ın ziyade esas zanaat kollarından olmuştur. Tarım ırmağı boyunca, şehir ve köyler eski zamandan beri yünlü kumaşları imal ediyorlardı. Bilindiği gibi, kipor dokumacılığı Doğu Türkistan vahasında Çin’den daha erken yayılmıştır ki, Çin dokumacıları buradan almışlardır. Tarım havzasının yünlü kumaşları onun sınırı dışında da çok sürümlü oluyordu ve özellikle Çin’e ihraç ediliyordu. Lobror çölünün kuzey kenar bölgesindeki Loulan Mezarlığı kazıntılarında ipekli kumaşların yanı sıra çok sayıda yünlü kumaşlar da bulunmuştur.

***

Bir mezarlıkta bulunan, kendine has desenli kilim parçasının Tarım havuzuna ait olduğu hiç şüphesizdir. Loulan Mezarlığı’nda yünlü kumaşlarla birlikte bulunan Çin’in III. yy. belgeleri, Doğu Türkistan’a yünlü ürünlerin yayılmasının kronolojisini gösteriyor. Loulan’da bulunan yünlü kumaş üzerindeki resimleri, A. Stein “elenistik”, birisinin üzerinde dokunup saklanan yüzün bölümünde “rumbuddist” tipi olarak adlandırıyor.[46]

Batı ve Doğu Türkistan’ın yünlü kumaşları Orta Çağ’da meşhurdu. Tan hanedanlığı devrindeki Çin sanat eserlerinde sık sık söz ediliyordu.[47] Makdisi, kendi eserinde, X. yy. Türkistan kumaşlarının detaylı listesini veriyor. Şunları anlatıyor. Mallara gelince Buhara’dan yumuşak kumaşlar, namaz kilimleri, kilimler, otellerde yere serilen kumaşlar, tabaritan kumaşları, uşmun kumaşları; Kermenya’dan Peçeteler; Dabusya ve Vedar’dan: Vedar kumaşları, tek bir parçadan yapılmış gibidir.

***

Bağdat’ın bir sultanının onlara Horosan simli kumaşı dediğini duydum. Rebindjan’dan: Kırmızı yünden kışlık pardesü, namaz kilimleri; Harezm’den: Çizgili çuha kumaşları, kilimler, büyük parça çuha, hediyelik simli kumaş, mulham kumaşlardan örtüler, aranj kumaşı; Semerkant’tan: Gümüş (sigmun) ve semerkentli kumaşlar ihraç ediliyordu…; Dizak’tan yüksek kaliteli yün ve yünlü kıyafetler; Benaket’ten: Türkistan kumaşları.; Şaş’tan: Namazlık kilimler; Semerkant’tan da ayrıca; Türklere ihraç edilen simli kumaş ve mumaracal olarak bilinen kırmızı kumaşlar, sinizi (keten), çok sayıda ipek ve ipekli kumaşlar; Fergana’dan ve İsficab’tan: beyaz kumaşlar”.[48]

A. Stein’in yaptığı kazıların ve araştırmaların sonuçlarına göre, büyük sayıda yünlü kumaş üretimi Serindiya (Doğu Türkistan’da) mevcuttu.[49]

***

Çin yazı kaynakları yünlü kumaş üretimin doğrudan doğruya Uygur Turfan Devleti’nde gösteriyor. “Tsidan Go Çju” eserinde Goaçan Devleti’nin bir senede üç kez saraya haraç niteliğinde siyah yün iplik, “mendesi” ve “paliha” olarak isimlendirilen kumaşları getirdiğini anlatıyor. Bir parçadaiki Çjan (Çjanşimdiki 3,33 metreye eşit D. Gudiaşvili Çin ölçü birimidir).[50] Çin elçisi Hun Hao’nun sözlerine göre, Uygurların ülkesinde her zaman üretilen yünlü kumaşların yanı sıra, serj örmeleri yünlü kumaşlar da imal ediliyordu.[51] Çinlilerin ihtiyaçları için Tan döneminde al keçe Kuça’dan geti ri liyordu.[52]

Doğu Türkistan vahasında yünden keçe, kilim ürünleri ve başlıklar vs. üretiliyordu.[53]

Tarım havuzu vahasında bununla birlikte pamuk tarımı ve pamuklu kumaş üretimi büyük oranda gelişmişti. Bu bölgelerin doğal şartları pamuk yetiştirilmesine uygundu. Venedikli Marko Polo XIII. yüzyılın 70’li yıllarında bu topraklardan geçerken Yarkent ile ilgili şunları anlatılıyor: “Burada her şey bol, özellikle pamuk.

***

Millet sanatlarda maharetlidir.”[54] Hotan ile ilgili şunları söylüyor: “Burada her şey boldur: Pamuk çoktur, yerlilerin bahçeleri ve bağları çoktur, millet sakindir, sanat ve ticaret yapıyorlar.[55] Marko Polo Peyin (Pima) bölgesiyle ilgili sunları anlatıyor: Burada her şey boldur. Millet ticaret ve sanatla uğraşıyor.”[56]

Doğu Türkistan’da pamuk tarımı VI. yy.’ın başında yayılmaya başlamıştı. Çinli Tan’ın hanedanlığı döneminde Hodjolu pamuk meşhurdu. Turfan deresinin sakinleri çok fazla pamuk yetiştiriyorlardı, büküyorlardı ve kumaş haline getiriyorlardı. Hazır pamuklu kumaşlar Çin’e ihraç ediliyordu.[57]

***

Çin yazılı kaynaklarında Uygur Turfan Devleti’nde pamuklu kumaş üretimiyle ilgili bilgiler vardır. 981984 yıllarında Uygur Turfan Devleti’ni ziyaret eden Çin elçisi Van Yande, kendi eserinde, Goaçan Devleti’nde beyaz pamuklu kumaş üretildiğini yazıyor.[58] Elçi Hun Hao, pamuklu kumaş üretimini Uygur topraklarında diye gösteriyor.[59] Tsefu Yuanguy’nun malumatlarına göre, 951 yılı Siçjou (Turfan) Uygurları Çin sarayına 1329 parça beyaz pamuklu kumaş, Turfan maniheyleri ise 350 parça pamuklu kumaş gönderdiler.[60] Doğu Türkistan’da pamuk ve pamuklu kumaş üretimi kültürünün genel yayılmasını Çin vakayinamelerinin malumatları kanıtlıyor.

Uygur Gansu ve Uygur Turfan Devletlerinden Çan’an’a gelen elçiliklerin çoğu Çin imparatorunun sarayına haraç niteliğinde belirli sayıda pamuklu kumaş sunuyorlardı. Örneğin, 948 yılında Uygur Kağan elçiliği başka harçlarla birlikte imparator sarayına 127 parça beyaz pamuklu kumaş sunmuşlardı.[61] İmparator sarayına gelen Uygur elçisi DuÇen SyanVen haraç olarak 1 parça nefrit, 70 adet mercan levhasını sundu.[62]

***

Doğu Türkistan vahasında ev dokumacılığı çok yayılmıştır. Pamuk eken her ailenin ihtiyaçları ve satış için pamuklu kumaş boz ve kızma imal ediyordu (kullanıyor) kullanılıyordu. V. V. Radlov’un yayınladığı orta asır Uygur belgeleri, Doğu Türkistan vahasında ev dokumacılığının niteliğini açıklayabilmek için doğru bir kaynaktır. Küçük alanda pamuk eken köylü ürünün bütününü kendisi işliyordu. Tarla işleri dışında, aile iplikten kendi dokuma tezgahında keten bezi dokuyordu. Köylülerin pamuklu kumaşının sağlamlığı fark ediliyordu ve göçmenlerden talep buluyordu. Pamuklu kumaşlardan giysi, yatak takımı, çuvallar ve buna benzer malzemeler imal ediyordu. İnce iplerden ve kumaşlardan ayakkabı dikiliyordu.[63]

Doğu Türkistan vahasının ekonomik hayatı için pamuklu kumaşlar son derece önemliydi ki, ticari ve murabahacılık sözleşmelerde çok sık para yerine geçmekteydi. Bağlar ve araziler, sık sık belirli sayıda pamuklu kumaş karşılığında satılıyordu. Buna benzer olaylar sözleşmesi V. V. Radlov ve S. E. Malov tarafından yayınlanan belgeler sırasında tespit edilmiştir.[64]

***

Doğu Türkistan’da keten kumaşlar da imal ediliyordu. Lyukçun vahasında keten ekiliyordu. Uygurların bir çok belgelerinde Lyukçun’dan imal edilen yüksek kaliteli keten ipliklerden söz ediliyordu. Orta Çağ döneminde Lyukçun vahası ayrıca marka ile işaretlenen yüksek kaliteli keten kumaşların üretimi merkezeydi. Lyukçun kumaşları çift katlı, yüksek kaliteli fark ve ketenden yapılan boz ve kazmadan oldukça pahalıydı.[65]

M.S. birinci yüzyılda Doğu Türkistan vahasında var olan gelişmiş dokuma üretimini mevcut yazılı kaynaklar ve arkeolojik kazılar belgeliyor. Gösterilen tarihi dönemde Doğu Türkistan’da yüksek kaliteli ipekli, yünlü, pamuklu ve keten kumaşlar imal ediliyordu. Türkistan kumaşları yüksek kalitesiyle ayrılıyor, birçok ülkede talep görüyordu ve Orta ve Uzak Doğu ülkelerine ihraç ediliyordu.

Prof. Dr. David GUDİASHVİLİ

Gürcistan Bilimler Akademisi Şarkiyat Araştırmaları Enstitüsü / Gürcistan

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 3 Sayfa: 251-257

Bir Cevap Yazın