VI-VIII. Asırlarda Türkistan Vahalarında Batı Türk Hakimiyeti

Uzun zamandır bilinmektedir ki, Batı Türkleri (Tujue),[1] bunların alt kabileleri ve Türgişler (Tuqishi) gibi halefleri altıncı yüzyıldan başlayarak sekizinci yüzyıla kadar Türkistan’ın yerleşik hayata kavuşmuş vahalarını yönetmişlerdir. Bu Türk halkları genellikle step bölgesinde yaşayan, hayvancılıkla uğraşan çoban göçerler olmalarına rağmen, Türkistan’ın tarımsal vaha topluluklarını kontrol altında tutmaya aşırı bir ilgi göstermişlerdir. Ancak, Türkistan’a hakim olma isteklerinin sebepleri ve bu amaçla geliştirdikleri örgütlenme konusu henüz yeterince açıklığa kavuşturulmamıştır.[2] Bu makale, göçer hükümranların neden ve nasıl söz konusu vahaları kontrol ettiklerini göstererek bir boşluğu doldurmaya çalışacaktır.

Bu çalışmanın coğrafi parametrelerini tespit etmek için, Türkistan İç Asya’nın batıda Hazar Denizi ve doğuda Altay Dağları boyunca uzanan kısmı olarak tanımlanmaktadır. Bu bölgenin güney sınırı, Hint alt kıtasını Asya’nın diğer kesimlerinden ayıran yoğun sıradağlardır. Kuzeyde ise, Türkistan, İç Asya boyunca doğudan batıya uzanan steplerin kuzey uç noktasına kadar genişlemektedir. Bölge genellikle çorak ya da yarı çoraktır.

Yarı çorak bölgeler, Türkler gibi çoban- göçer halkların yaşamını idame ettirecek meralara sahiptir. Çorak çöl bölgelerinde ise, bu dönemde, çoğunlukla Farsça ya da diğer Hint-Avrupa dilleri konuşan halkların yaşadığı bağımsız siyasi birimlerin bulunduğu vahalar mevcuttur. Not edilmesi gereken bir istisnayı, resmi dil olarak Çinceyi kullanan Çin ve Hint-Avrupa nüfuslarının karışımının bulunduğu Turfan vahasındaki Gaoçang Krallığı oluşturmaktadır.

Bu çalışmada kullanılan kaynakların sorunlu olduğunu belirtmek gerekir.

Bu bölgedeki Türkler ve diğer kabileler bu dönemde kayıtlar tutmuş olsalar bile, bunlar bugüne kadar ulaşamamıştır. Bu yüzden, bu çalışma orijinal Çince ve Arapça belgelere ve tarihi raporlara dayanmaktadır. Ne yazık ki, bu kaynaklar da tatmin edici olmaktan çok uzaktır, çünkü bu dökümanlar göçerlerin kontrolünde olan bölgelerin dışında yaşayan Çinli ya da Arap tarihçiler tarafından kaleme alınmıştır. Bu kuralın istisnasını teşkil eden bazı Çin kaynakları, Turfan vahasındaki Gaoçang (Qocho) Krallığı’nın belgeleridir.

Bu belgeler bu yüzyılın başında yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış ve daha yakın zamanlarda yayınlanmıştır. Bu belgeler bize, ortaya çıkarıldıkları tarihe kadar bilinmeyen dönemlerdeki kabileler ve bunların vaha topluluklarıyla temasları konusunda bilgiler sunmaktadır, ama ne yazık ki bu belgelerin sayısı oldukça azdır. Kaynaklarla ilgili bu tür sorunlar olmasına rağmen, dağınık delilleri birleştirmek suretiyle göçer hakimiyetinin genel durumunu tasvir etmek mümkündür.

Vahaları Kontrol Etme İhtiyacının Kaynakları

Günümüze ulaşan dağınık Çince ve Arapça kayıtlar, Türkistan’daki göçmen konfederasyonlarının, boyundurukları altında tuttukları vaha devletlerinden insan gücü ve maddi kaynaklar açısından faydalandıklarını göstermektedir. Batı Türklerinin vaha devletlerinden topladıkları maddi zenginlikler iç üretim ve ticaret karlarından aldıkları vergilerdir. Mesela, pek çok Çin tarihi kaynakları Kaşgar’ın Türklere yıllık haraç olarak pirinç, arpa, tahıl, bakır, demir, teneke, sarı zırnık, ipek işlemeli kumaş, pamuk ve kendir gönderdiklerini pek çok kez zikretmektedir.[3]

Gaoçang hakkındaki bilgiler ise çok daha geneldir. 630 yılı civarında, bir Budist hacı olan Hsüen-Tsang Hindistan’a giderken yolu üzerinde bulunan Gaoçang’dan geçerken Gaoçang hükümdarı kendisine güvenmiş ve Batı Türklerinin Tong Yabgu adlı kağanına teslim edilmek üzere kendisiyle iki araba dolusu meyve ve 500 top ipek kumaş göndermiştir. Hükümdarın kağana yazdığı mektupta kendisinden “Kağan’ın kölesi”[4]olarak bahsetmesi, hükümdar ile kağan arasındaki siyasi ilişkinin niteliği hakkında herhangi bir şüpheye mahal bırakmamaktadır.

***

Yaklaşık bir 10 yıl sonra, başka kaynaklar, 640’da Tang Çini’nin hükümdarlığı işgalinden hemen önce Gaoçang’ın Batı Türklerinin kağanı Yugu Şad’a para (jin) ve ipek (bo) gönderdiğinden bahsetmektedir.[5] Bu para ve ve ipeğin büyük çoğunluğunun Gaoçang üzerinden geçen uluslararası ticaretten hortumlandığını tahmin edebiliriz.[6] Mevcut kaynaklar, göçerlerin sadece Kaşgar ve Gaoçang’tan haraç aldığından bahsetmesine rağmen, benzer düzenlemeleri bütün Türkistan’da yapmış olmaları muhtemeldir.

Maddi kaynakların yanı sıra, vahalar göçer konfederasyonlara savaşçı güçleri takviye etmek üzere insan gücü de sağlamaktaydılar. Bildiğim kadarıyla, bu uygulamayı yapan Batı Türklerine sadece iki atıf bulunmaktadır ve her ikisi de Gaoçang ile alakalıdır. İlki, Tang Hanedanı’nın ilk zamanlarında Hami hükümdarının Batı Türklerine bağlılıktan vazgeçerek Tang Hanedanı’na sadakat gösterdiği zaman meydana gelmiştir.

Gaoçang ve Türkler Hami’ye ortak bir saldırıda bulunmuşlar, fakat bundan bir sonuç alamamışlardır. Ancak, bu sıralarda Gaoçang ordusunun komutanının Türk Aşina boyunu bir üyesi olduğunu belirtmekte de fayda var.[7] Daha sonraları, 638’de, Gaoçang Karashahr vahasına saldıran Batı Türklerine de yardım etmiştir.[8]

***

Öte yandan, Türgiş Kağanı Sulu’nun (715-738) yerleşik vaha sakinlerini ordusunda sürekli olarak kullandığına dair Arapça kaynaklarda önemli miktarda delil mevcuttur. Bunlardan iki örnek verecek olursak; Müslüman Vali Müslim b. Sa’id, 724 yılında Fergana’ya karşı ordularını gönderdiğinde, güçleri Fergana ve Şaş[9] vahalarında yaşayan erkeklerin de içinde yer aldığı Sulu orduları tarafından geri püskürtülmüştür.

Sulu kuvvetleri, birkaç yıl sonra, yani 728-729’da, Müslümanların kontrolündeki Semerkant civarına nüfuz etmişlerdir. Türgiş ordusunda da Fergana, Şaş, Nesef ve Buhara[10] gibi şehirlerden güçler vardı. Arap yıllıklarında bolca bulunan bu deliller bir Çin kaynağı tarafından da doğrulanmaktadır, bu kaynak Kutal (Guduo) ve Kuşaniye (Heguo) hükümdarlıklarının Türgiş[11] güçleri bünyesinde savaştıklarını anlatmaktadır.

Bu kanıt kuşkuya mahal bırakmaksızın Batı Türk ve Türgiş ordularının Türkistan’ın yerleşik hayata geçmiş bölgelerindeki askerleri bünyesinde topladığını doğrulamaktadır. Çoğu durumda, bu bölgelerdeki insanlar/erkeklerin bir tür haraç/vergi olarak Türklere hizmet etmeye zorlandıkları da ihtimal dahilindedir.[12]

Vahaların Doğrudan Yönetimi

Türkistan’daki göçer konfederasyonların yerleşik hayatın kurulduğu vahalardan insan ve maddi kaynakları kullandıklarına dair kanıtlar olmakla birlikte, tarımsal bölgeleri nasıl kontrol ettikleri konusu açıklanmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu göründüğünden daha karmaşık bir problemdir, çünkü vahalar göçerliğe pek de iyi bakmayan bir çöl denizinde tarım adalarıydı. Göçerlerin göç güzergahları çoğu durumda vahalardan geçmezdi, bundan dolayı Türkler bu duruma uygun metodlar uygulamak zorunda kaldılar.

***

Çoğunlukla, göçerler vahaları dolaylı yollardan yönetirlerdi, fakat doğrudan yönetimin uygulandığı bazı durumlar da vardı. Biz burada öncelikle doğrudan yönetim üzerinde duracağız. Elimizde Toharistan, Fergana ve Şaş olmak üzere üç devletin yöneticilerinin yerleşik hayata geçmiş ve doğrudan yönetime başlamış göçer şeflerin soyundan geldiklerine dair deliller bulunmaktadır.

Bu üç devletin üçünün de göçerliğe müsait meralara/otlaklara bitişik bölgelerde olması bir tesadüf olamaz. Çin kaynaklarının belirttiğine göre, Tokharistan’da Amu Derya’nın (Ceyhun) güneyinde hükümdarlar/yöneticiler genelde Türk Aşina boyu üyelerine verilen Türkçe Yabgu (yehu) unvanını kullanmaktaydılar.[13]

Türk yönetici boyu ile olan bir bağlantı, 650’lerdeki Yabgu’nun Aşina Wuşibo olarak adlandırılmasıyla kanıtlanmaktadır.[14] Bir sonraki yüzyıl boyunca birbiri ardına gelen ve isimleri bilinen yabgulardan biri, 729’da tahta oturan Kutlu (Guduolu) Dun Tardu’dur (Dadu) ve ismi kolayca farkedilebileceği gibi Türkçedir.[15]

***

Baktriyan dilinde yazılmış belgelerde de yönetici ve hükümdarlar için geçen Türkçe isimler ve unvanlar da oldukça yaygındır.[16] Türk siyasi geleneğinde muhafaza edilmiş kanıtlar da bulunmaktadır. Mesela, 727 yılında Tokharistan’ın yabgusundan Çin imparatoruna gönderilen Çince bir mektupta Çin imparatorundan Çince bir unvan olan “imparator” (huangdi) ya da “Tanrının Oğlu” (tianzi) yerine Türkçe bir unvan olan “Tanrının Kağanı” (tian kehan) olarak bahsedilmektedir.[17]

Doğrudan göçer yönetiminin Fergana’da da uygulandığı açıkca görülmektedir. Yeni Tang Tarihi, Çin’deki Wei (220-265) ve Jin (265-420) hanedanları zamanından itibaren bir yerli hükümdarlar silsilesinin Fergana’yı yönettiğinden bahsetmektedir.[18] Eski hükümdar ilişkileri, Batı Türklerinin yerli hükümdar Kibi’yi katlettiği 627 ile 649 yılları arasında bir zamanda sona erdi.

***

Bu olaydan sonra, Asena Şuni şehrin kontrolünü ele geçirdi. Chavannes, Asena’nın Türk boyunun adı olan Aşina’nın bir yanlış kullanımı olabileceğini ileri sürmektedir.[19] Şuni’nin ölümünden sonra yerine Ebozhi geçti. Kibi’nin bir yeğenini bir şehre ve kendi yeğenini de diğer bir şehre atayan Ebozhi’nin Türklerle yerlilerin yönetiminden oluşan ortak bir sistem kurduğu görülmektedir. Bu ortak yönetim sisteminin ne kadar devam ettiği açık olmamakla birlikte, 738’deki Fergana Hükümdarı Arslan Tarkan (Axilan Dagan) bir Türk ismi (Arslan) ve unvanı (Tarkan) kullanmaktaydı.[20]

Bugünkü Taşkent’in yerinde bulunan, Şaş’ta Türk komutanlar yedinci asırdan başlayarak yönetimin dizginlerini ellerinde tutmaya başladılar. Yeni Tang Tarihi’nde Batı Türklerinin 605 yılında Şaş hükümdarını öldürdüğü ve ülkede Tegin Fuzhi’nin yönetimini tesis ettiklerinden bahsetmektedir.[21] Fuzhi’nin bir Türk olması muhtemeldir, çünkü kağanın oğlu, küçük kardeşi ya da akrabası olduğunu gösteren bir Türkçe unvan olan Tegin’i kullanmaktadır.[22] Sekizinci asır ortalarına kadar, Fuzhi’nin halefleri bazan farkedilir şekilde Türk isimleri ve daima Türk unvanı Tudun’u (tutun) kullandılar ve bir vaha şehrinde temsil edildiler.[23]

***

Türk isimleri ve unvanlarının bolca kullanılması Şaş’ın Türk şeflerinin soyundan gelenler tarafından yönetildiğini göstermesine rağmen, bu sekizinci asrın ortalarında Şaş’ın siyasi yöneliminin göçer kabilelere doğru olduğu anlamına gelmemektedir. 739’da Şaş hükümdarı, Bahadır Tudun yeni ölen Türgiş lideri Sulu’nun oğluna saldıran Çinlilere yardım etti.[24] Onun halefi, Yina Tudun Kule, 741’de Tang sarayına şöyle yazmaktaydı: “Türkler şimdi Tanrının Kağanı’nın (Çin İmparatoru) tebasıdır, ancak Araplar ülkeleri (Türkistan) tehlikeye sokmaktadır. Lütfen onlara saldırın.”[25]

Tanrının Kağanı kelimesinin kullanılması Türk siyasi geleneğinin sürdüğünü göstermesine rağmen, açıkça Şaş bu dönemde Türgişler ya da Müslümanlar yerine müttefik olarak Çinlileri görmektedir. Bir vaha bölgesini yönetmek, daha önce göçer olan hükümdarları, hala steplerde olan kendi kardeşleri ya da akrabaları ile olan ilişkilerini koparmaya zorladı. Bu durum bir göçer elitin bir yerleşik toplumun yönetimini ele geçirdiği her yerde ortaya çıkan ortak bir fenomendir.[26] Bu yeni yönelimin 1,5 yüzyıllık bir süre zarfında, yani Türkler Şaş’ı idare ederken tedricen geliştiğini tahmin edebiliriz.

***

Şaş, Fergana ve Tokharistan yöneticileri arasında Türk isim ve unvanlarına çok sayıda rastlanılması, bu vaha devletlerinin yönetici elitinin Türk soyundan olduğunu göstermektedir. Türkistan’daki göçer ve yerleşik hayata geçmiş olan toplulukların birbirlerinin isim ve unvanlarını kullandıklarının bilinmesine rağmen, bu isim ve unvanların alınmasına devam edilmesi genellikle istisnai örneklerdir.[27]

Sadece bu üç bölgede Türk isimleri ve unvanları süreğen bir şekilde kullanılmıştır. Bu gerçekten yola çıkarak, Türk şeflerin soyundan gelen yönetici elitlerin bu yerleşik toplumları yönettiği sonucuna varabiliriz. Bu gözlemin yanı sıra, kaynaklarımız yeterli olmadığından bu şehirleri yöneten gruplar ve bunların yönetim metodları konusunda fazla bir şey bilmiyoruz.

İlerleyen yıllarda Şaş örneğinde olduğu gibi, bu, elit arasında göçer karşıtı bir siyasi duruş benimsendiğini, Türk yönetici grupların zamanla benimsedikleri yeni vatanlarının kültürü içinde asimile olduklarını ve hala steplerde yaşamakta olan yakınlarından farklı ilgi ve çıkarlar geliştirdiklerini göstermektedir. Ne yazık ki, kaynakların azlığı, göçer şeflerden yerleşik yöneticilere dönüşüm süreci hakkında daha fazla bilgi edinmemizi engellemektedir.

Dolaylı Göçer Yönetimi

Vahaların doğrudan yönetimi bir kural olmaktan ziyade bir istisnadır. Bu dönemde, daha yaygın olan uygulama yerli elitin vahalarda kendi konumlarını edinmelerine müsaade edilmesidir. Yerli yöneticiler, kendi yerleşik tebalarından topladıkları vergi ve haraçları göçer üstlerine iletmekle görevli bir aracı rolü ve hizmeti üstlenmekteydiler.

Bu tür bir sistemin en kapsayıcı şekildeki anlatımını, 620’den 630’a kadar tahtta kalmış olan Batı Türklerinin Kağanı Tong Yabgu’dan “Batı Bölgelerinin hükümdarlarını İlteberler (xielifa) olarak atadı ve denetlemek, yönetmek ve vergilendirmeye nezaret etmek üzere her birine bir Tudun gönderdi” diye bahseden Tang Dönemi tarih kitaplarında bulmak mümkündür.[28] Bu tarihten daha önce bile, bir kaynak 605’ten 620’ye kadar Gaoçang’ı kontrolü altında tutan Tiele kabilesi zamanında, Batı Türklerinin vergileri toplamak üzere burada bir “memur” bulundurduklarından bahsetmektedir.[29]

***

Bu yönetim sisteminin Çin kaynaklarının bizi inandırmaya çalıştığı tarihten çok daha erken tarihlerde, en azından Gaoçang Hükümdarlığı’nda uygulandığına dair delil, bu asırda yapılan kazılarda ortaya çıkarılan belgelerde bulunmaktadır. 599 tarihli bir Budist sutraya ithaf, Gaoçang hükümdarının İlteber unvanını Tong Yabgu yönetiminden 20 yıldan fazla süre önce kullandığını ispatlamaktadır.[30] Gaoçang halkının yüksek mevkidekilere ziyaretleri sırasında götürdükleri malzemelerin kaydedildiği diğer bazı parçalanmış dokümanlar, Türklerin Gaoçang’da bir Tudun ve diğer memurları görevlendirdiklerini doğrulamaktadır.

Kayıtlar, aynı zamanda, Gaoçang’ın tebasının Türk denetçilerine de malzeme sağladığını göstermektedir. Bu dokümanların bir örneğinin tarihi altıncı ya da yedinci yüzyıla dayanmaktadır. Bahse konu olan Türk memurlar, bir Tudun, Kağan’ın bir elçisi, Şuluo Kağan Wudulun’un büyük memuru, Kuzey Kağan’ın elçisi ve Tudun’un bir memurudur.[31] “Bir Tudun”un ve “Şuluo Kağan”ın maiyetinde hizmet gören “Büyük memurlar”ın varlığı Tudun’un bir vahada görevlendirilmiş tek Türk yetkili/görevli olmadığını göstermektedir. “Şuluo” ve “Kuzey” olmak üzere aynı dökümanda iki kağanın varlığı, göründüğü kadar sorunlu bir konu değildir. Michael Drompp, Doğu Türklerinin herhangi bir dönemde bir büyük Kağan ve alttan üste doğru beş altı kağana sahip olabildiklerine işaret etmektedir.

***

Drompp birden çok kağanı iktidar yapısının esnekliğine atfetmektedir. Bu eski belge, Batı Türklerinin benzer akışkan örgütlere sahip olduğuna yönelik deliller sağlamaktadır.[32] Bu açıdan, Gaoçang’da bulunan ama bir önceki ile tam olarak aynı döneme ait olup olmadığı bilinmeyen bir diğer belgenin de Güney Kağanı’nın elçisine mal verildiğinden bahsettiğini not etmeye değer. Türklerin vaha şehirlerine gönderdikleri birkaç memur ve elçiler muhtemelen bu şehirlerin yönetilmesinde doğrudan roller üstlenmemekte, ancak Türk yönetimi ile vaha yönetimi arasında yönetim uyumunu izlemekte, denetlemekteydiler.[33]

Gaoçang’a aynı anda elçiler gönderen Türk yöneticilerinin çokluğu bizi Gaoçang üzerinde otoriteye sahip olan birden fazla elitin olduğu sonucuna götürmektedir. Gaoçang’daki Türk elitlerinin yetki alanlarının çakışması, çok daha sonraları on üçüncü yüzyılın sonları ve Timur yönetimi altındaki on dördüncü yüzyıl sonlarındaki Moğolların yönetimindeki benzer örgütsel yapıyı akla getirmektedir.[34]

***

Moğolların Çin’deki Yuan hanedanı askeri yapısı üzerine çalışmalar yapan Ch’i-ch’ing Hsiao, sorumluluğun aynı anda birden fazla kişide bulunmasının “İktidarı suiistimal etme”nin önüne geçmeyi amaçladığını, aksi halde lüzumsuz bir karşılıklı kontrol sistemi yaratılmış olacağını savunmaktadır.[35] Bir diğer çalışmada, Elizabeth Endicott-West aynı prensibin Yuan sivil yönetiminde de çalıştığını söylemektedir. Her ne kadar kronolojik ve coğrafik olarak Moğollar ve Timur’dan ayrı olsalar da, Gaoçang’daki Türkler de benzer bir idari kültür uygulamaktaydılar.

Türklerin vaha şehirlerine küçük garnizonlar konuşlandırma olasılıkları da bulunmaktadır.

Türkistan’da bu konuyla ilgili olarak herhangi bir kanıtımız bulunmuyor, ama Sui ve Tan hanedanları arasındaki 610’lar ile 620’ler arasındaki iç savaş sırasında, Doğu Türklerinin dolaylı kontrole sahip oldukları en az bir Çin sınır kasabasında yaklaşık 200 askeri bulunmaktaydı.[36] Türkistan’da bir garnizondan bahsedilen tek yer Tanrı Dağlarının kuzeyinde bulunan ve daha sonra Tang Çin’i Dönemi’nde Beiting olan ve daha sonra da Uygurların Beşbalık şehri olan Kağan Stupa Şehri’nde (kehan futu cheng) bulunmaktadır.

***

Batı Türklerinin lideri Yugu Şad, yukarıda bahsedildiği gibi kendisini haraç ve vergilerle besleyen Gaoçang’ı korumak amacıyla burada bir garnizon kurmak üzere bir Yabgu gönderdi. Garnizon Tanrı Dağlarının ters istikametinde Gaoçang’ın yaklaşık 125 kilometre kuzeyindeydi. Bu pratik gözükmemekle birlikte, askerlerin bu bölgeye konuşlandırılmasında ekolojik mülahazalar etkin rol oynadı. Gaoçang, çoban göçerler için geniş meralardan yoksun olan çölün ortasında bir vahayken, Kuzey Tianşen boyunca uzanan dağ etekleri hayvancılık için uygun meralara sahipti.

Askeri strateji açısından da, bunun amacı Gaoçang’ı bir kuşatmadan kurtarmak ya da Gaoçang yöneticilerine itaati temin için gerekirse güç kullanabileceklerini her daim hatırlatmak olabilir.[37] İkinci olarak belirttiğimiz fonksiyon aşağıda tam olarak ele alınacaktır. Eğer diğer şehirlerde de garnizonlar vardıysa bile, nispeten küçük olan bu garnizonların şehir surlarının içinde, daha büyük olanların ise uzaklarda, daha büyük sayıdaki hayvanı besleyecek bölgelerde konuşlandırılmış olabileceğini bekleyebiliriz.

***

Şüphesiz, memurların ve garnizonların en önemli fonksiyonu Türk efendilerine yeterli miktarda haraç gitmesini sağlamaktı. Ancak, vahalarda fazla bir varlık bulundurmadıklarından Türkler, uzaktan da olsa yerel halkı uyum göstermeye zorlayacak metodlar geliştirmeye mecbur kaldılar. Sonuçta, göçerler Türkistan’ın vahalarını dolaylı yönetme konusunda iki strateji kullandılar: Ben bunları yerleşimsel ve zorlayıcı uygulamalar olarak kategorize ediyorum.

İtaat ettirmek için yerleşimsel araçlar en iyi şekilde göçerler ile yerleşik yöneticiler arasında evlilik bağları ile tesis edilmekteydi. Çin tarihinde bu uygulamanın altı örneğini buldum. Biri hariç bütün vakalarda, uygulama Türklerin soylu bir kadını evlenmek üzere yerleşik yöneticiye vermesi şeklindeydi.[38] Çin kaynaklarının bu evlilik ilişkilerine çok fazla önem vermemesine ve sadece geçiştirir bir edayla bahsetmelerine rağmen, bu uygulamaya yönelik çok fazla referansa sahip olmamız önemlidir.

***

Bu belki de, bu evliliklerin yaygın şekilde step ile vaha arasındaki ilişkileri bir güçlendirme aracı olarak yapıldığını göstermektedir. Evlilik ilişkileri aracılığıyla siyasi bağlar kurmak göçer siyasi kültürünün bütünleyici bir özelliğidir. Tarih boyunca bu, kabile dışı evliliklere dayanan göçer klanların ve kabileleri arasında ya karşılıklı saldırmazlık sinyali ya da “askeri fetihe bir ek” olarak uygulanmıştır.[39]

Vaha devletleri ve kabilelerin yöneticileri arasındaki evliliğe dair bu bağlar, siyasi evliliğin göçer uygulamasının yerleşik hayata geçilen bölgelerdeki denetim sorununa uyarlanmasını göstermektedir. Göçerlerin genellikle gelin veren tarafın gelin alan taraftan üstün olduğunu düşündüklerini de önemle not etmek gerekir.[40] Biri hariç bütün bu evliliklerde, hep yerleşik yöneticilere Türkler gelin vermiştir. Bu da söz konusu ilişkide Türklerin genellikle üstün olan taraf olarak mülahaza edildiğini göstermektedir.

***

Türkistan’daki göçer konfederasyonlar, evlilikleri vaha devletleri ile ilişkileri geliştirmek ve istikrara kavuşturmak amacıyla kullanmalarına rağmen, nihayetinde iktidarları buyruklarına itaat etmeyen devletleri tehdit etmek ya da cezalandırmak üzere güçlerinden faydalanma kabiliyetlerine bağlıydı. Askeri güç kullanma tehdidi ya da gözdağı olmaksızın, vaha yöneticileri göçer kabilelere haraç ve vergiler vermek istememekteydiler. Göçerlerin en çok kullandıkları zorlayıcı strateji askeri saldırılarda bulunmak ve töreleri dayatmaktı.

Türklerin vahalarda yerleşmiş bulunanların önde gelenlerine, bazan da tüm halka dayattıkları töreler daha az şiddet içermekle birlikte, hala zorlayıcı idi ve yerleşik hayata geçenleri göçer kurallarına uymaya teşvik eder nitelikteki araçlardı. Bu fenomen en çarpıcı şekilde Gaoçang Hükümdarlığı’nda babası Qu Jian’ın ölümünden sonra iktidara gelen Qu Boya zamanında ortaya çıktı. Qu Jian annesi Türk olduğundan yarı Türk idi.

***

Qu Jian’ın ölümünden sonra, Çin kaynakları, “Türkler Qu Boya’ya kendi törelerine uyma emri verdi. Boya uzun bir süre itaat etmemekte direndi. Ancak Türklerin güç kullanarak mecbur bırakmasıyla itaat etmek zorunda kaldı”ğını anlatmaktadır.[41] Bu kaynakta, Goaçang’ın uymaya zorlandığı Türk törelerinin ne tür töreler olduğu açıkça anlatılmamaktadır.

Türklerin cenaze merasiminde uyguladıkları törenin tabiatının Qu Boya’nın isteksizliğinde etkin olduğu düşünülebilir. Bu töreye göre kanın akarak gözyaşına karışması için yas tutanların yüzlerini kesmeleri istenmekteydi.[42] Şüphesiz, en azından bazı töreler erkekler için belirli saç ve giyinme sitilleri de dayatmaktaydı. Gaoçang erkeklerinin giyinme tarzı ve traş şekillerini, kaynakların verdiği bilgilerden dolayı biliyoruz; bunalara göre, Gaoçang erkekleri “barbar kıyafetleri (hufu)”[43] giymekte ve “saçlarını sadece kafalarının ortasında bir demet kalacak şekilde traş edip, kalan kısmı uzatarak arkaya atmaktaydılar”,[44] bunun bugünkü kuyruklara, ya da biraz değişmiş şekline benzediğini tahmin edebiliriz.

***

Çinli erkeklerin kafalarının ortasında bir tutam saç bırakması ve İç Asya’daki göçerlerin kuyruk bırakması – ki bu töreyi Mançular on yedinci yüzyıldan itibaren bütün Çin erkeklerine dayatmıştır- bu törenin en meşhur örnekleridir.[45] Öte yandan, Gaoçang kadınları da etek, kısa ceket ve saçlarını bir tutam kuyruk yaparak Çin modasını takip etmekteydiler.[46] Giyim ve sitilde cinsiyetlere göre farklılık gösterilmesinin sebepleri kaynaklarda bulunmamaktadır.

Gaoçang’daki saç ve giyim tarzlarının orijini hakkında daha fazla ipucu Gaoçang Hükümdarı Qu Boya ile Çin Sui İmparatoru Yangdi arasındaki yazışmalarda bulunmaktadır. Qu Boya’nın mektubunda, “göçer komşularımızla iyi koşullarda olmak ve felaketlerden kaçınmak için” Gaoçang erkeklerinin göçer modasını takip ettiğinden bahsedilmektedir.[47] İlaveten, mektupta Qu Boya, hükümdarlığın saç ve kıyafet tarzını “kuyrukları keserek (bian) ve yakaları dikerek” değiştirmek istediğini belirterek açıkça Sui imparatorunun takdirini kazanmak için bir teşebbüste bulunmaktadır.[48] Hükümdara cevabında, Sui imparatoru, Gaoçang’a Çin tarzı kıyafet ve şapkalar üretmek için yardım etmeyi öneriyordu, fakat açık olarak bilinmektedir ki Gaoçang üzerindeki göçer boyunduruğunu kıramamıştır.

***

Çin tarih kitapları “Qu Boya’nın Tiele kabilesinin temel vassallarından biri olarak kaldığını.[49] Kendini Çin’e sevdirmek için bir emir yayınlamasına rağmen, hala Tiele’den korktuğu için bu değişiklikleri uygulamaya cesaret edemedi”ğini yazmaktadır. Türk törelerine uymak zorunda kalan tek yer Gaoçang değildir.[50] En azından Semerkant nüfusunun bir kısmı ve muhtemelen Kuça hükümdarı da kuyruk bırakmaktaydı.

Ne yazık ki, kaynaklar tam değil ve diğer yerleşik vahalardaki saç ve giyim modaları hakkında pek bir şey bildirmemekte. Yine de biz, Semerkant halkının Türk evlilik ve cenaze geleneklerini takip ettiklerini biliyoruz.[51] Bu uygulamaların Türkler tarafından empoze mi edildiği yoksa İç Asya’nın hükümranları olarak prestijlerinden mi etkilendikleri konusunda kaynaklar herhangi bir şey söylememektedir.[52]

***

Daha önce atıfta bulunduğumuz kanıtlar, bazı durumlarda Türklerin ve diğer kabilelerin törelerinden bir kısmını seçerek bu töreleri yöneticiler arasında ve yerleşik hayata geçmiş vahalarda mecburi kıldıklarını göstermektedir. Göçerler bunu, tebalarının iktidarlarını sembolik olarak kendilerine teslim etmesini temin için yapmaktaydılar. Philip Kuhn’un işaret ettiği gibi, Qinq hanedanı (1644-1911) Mançuların bütün Çinli erkek nüfusa saç kuyruğu bırakmayı dayatması açısından bakıldığında, bu “kültürel birleştirme noktası” “inatçı direnç merkezlerini” yok edilmesi gibi önemli bir siyasi amaca hizmet etmiştir.

Şart koşulan saç kesim tarzına uymayı reddedenler derhal isyancı olarak damgalanabilmekteydi. Kuhn’un doğru bir şekilde ortaya koyduğu gibi, “Saç kesim emri zekice bir hareketti: direnişi açığa çıkarıp çabucak yok etmek, yeni rejime karşı sinsi bir pasiflik içinde gelişmelerine fırsat vermekten daha iyidir”.[53]

Kıyafet, evlilik ve cenaze törenleri gibi diğer Türk kültürel törelerinin vahalara empoze edilmesi de benzer bir amaca hizmet etmekteydi. Sui imparatoru ile Gaoçang hükümdarı arasındaki yazışmalar, bu dönemde yöneticilerin bu tür kültürel normları çok ciddiye aldıklarını göstermektedir. Yerleşik hayata geçmiş olan yöneticiler “Felaketlerden kaçınmak” için törelere razı olmaya mecbur kalıyorlardı.

***

Türklerin kullandığı daha açık zorlayıcı bir yöntem de askeri harekattı. Şaşırtıcı bir şekilde, aslında bağımsız vaha devletlerine yönelik göçer saldırılarının çok fazla örneği bulunmamaktadır. Bunun böyle olması, ya göçer grupların bir saldırı için hemen güç toplamakta güçlük çektikleri ya da Çinli ve Müslüman tarihçilerin bu saldırılar hakkında çok fazla bilgi elde edememelerinden kaynaklanmaktadır. İkincisinin olması çok daha muhtemeldir, çünkü bütün göçer saldırılarının Gaoçang, Hami ve Karaşehr gibi Çin’in merkezine yakın vahalardan geldiğini biliyoruz.

Kayıtlara geçen en erken saldırı 590’da meydana gelmiştir. Bu yıl içinde, Türkler Gaoçang’a saldırmışlar ve çatışmaların akabinde 2.000 mülteci Çin’e göç etmiştir.[54]Kaynaklarda saldırganlığın neden kaynaklandığı belirtilmemektedir, ancak biz bu saldırının Türk buyruğuna itaat etmediği için gerçekleştiğini tahmin edebiliriz. Daha sonraları, Batı Türklerinin boyunduruğunda olan Çuyue ve Çumi kabileleri Gaoçang ile birleşerek 638 yılında Karaşehr’in beş şehrini yağmalamışlardır.[55]

Bu vahşice saldırının sebepleri başka bir yerde açıklanmıştır. Karaşehr Batı Türklerinin ve Gaoçang’ın ticaret vergileri üzerindeki tekelini kırmak için Tang Çini’yle ittifak yapmak istemiştir.[56] Karaşehr örneği, askeri saldırının göçer efendilerinin buyruklarına itaat etmeyen bir vaha devleti için uygulanan nihai yaptırım olduğunu göstermektedir.

Sonuç

Yukarıda yapılan göçer yönetimi tartışması, maliyeti nispeten az olan bir kontrol sistemini ortaya çıkarmıştır. Çoğu durumda, Türkler ve diğer kabileler vaha devletleri üzerinde doğrudan yönetim kurmamışlardır.[57] Bu vaha devletlerinde garnizon kurmuşlarsa da bunlar da çok küçük ölçeklidir. Evlilik bağları ve kültürel normları empoze etmek vasıtasıyla yerleşik hayata geçmiş yöneticileri kendilerine bağlamak, büyük maliyetlere mal olmamıştır. Genellikle, yerli yönetsel sistem ya da aygıt yerinde tutulmuştur.

***

Bu vahalara sadece bir Tudun ve birkaç diğer görevli ile elçiler gönderilmek suretiyle, en azından Gaoçang’da, haraçların toplanması kontrol edilmiş, vaha sakinleri de bu Türk memurların masraflarını yiyecek olarak ödemişlerdir. Garnizonların bulunduğunu bildiğimiz yerlerde, bunların çok küçük garnizonlar olduklarını ve vahaların dışında, kendi kendilerine yetebilecek imkanlara sahip olan yerlerde kurulduklarını da biliyoruz.

Bütün bu vakalarda göçerlerin masrafları ile alakalı herhangi bir kayda sahip olmamamıza rağmen, biz güvenle bu masraf ve maliyetlerinin çok düşük olduğunu tahmin edebiliriz. Yine bu konuda hiçbir kayda sahip olmamamıza rağmen, aldıkları haraçların yüksek karlar getirdiğini de tahmin edebiliriz. Bu gelirler, Türkler ve diğer kabilelerin kırsal yaşam ekonomisi için çok önemli bir gelir kaynağıydı.

Zorlayıcı güç kullanmaya kârar verdikleri durumlarda bile, göçer ordularına ödemeler yağma ve ganimet yoluyla yapıldığından savaşın maliyeti yine nispi olarak çok hafif olmaktaydı. Bu düşük maliyetler ve yüksek kârlar, gelirler göçer liderlerin neden Türkistan’ın vahalarını kontrol etmek istediklerini çok iyi açıklamaktadır.

***

Türkler ve diğer kabileler vahalarda önemli sayılabilecek büyüklükte garnizonlar kurmadıkları için, bu vahaların Çinliler ve Müslümanlar tarafından işgal edilmesi son derece kolay ve çabuk olmaktaydı. Göçerler için bu yerlerin tekrar ele geçirilmesi ise son derece sorunluydu, çünkü o devirde kuşatma silahlarına sahip değillerdi ve yerleşik imparator vahalara garnizonlar kurup buraları, dışardan erzak sağlamak suretiyle ve destek vererek güçlendirmekteydi.

Çinliler ve Müslümanların gelmesinden önce, göçerler izole bir vaha şehrini kuşattıklarında, boyunduruklarını kabul edinceye kadar onları aç bırakırlardı. Ancak bu ağır/yavaş taktik, büyük miktarlarda tahıl depolayan ve karşı ataklarda bulunabilen orduları bulunan düşmalara karşı iş görmemekteydi. Sonuç olarak, altıncı yüzyıldan sekizinci yüzyıla kadar geçen dönemde Türkistan vahalarındaki Türk yönetimi nispeten kırılgandı.

Zayıf ve siyaseten bütünleşmemiş vaha hükümdarlıklarına karşı göçmen yönetimini empoze etmekte başarılı olan yöntemler, büyük ve nispeten iyi örgütlenmiş ve vahaları birer garnizona çevirmeye hazır düşmanların meydan okumasına karşı koymaya uygun değildi.

Prof. Dr. Jonathan Karam SKAFF

Shıppensburg Üniversitesi Tarih Bölümü / A.B.D

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 2 Sayfa: 97-106

Esas Kaynaklar

♦ BS, Li Yanshou. (656) 1974. Bei shi. (Kuzey Hanedanları’nın Tarihi). 10 vols. Beijing: Zhonghua shuju.
♦ CFYG, Wang Qinruo, et al. (1013) 1960. Cefu yuangui. (Geçmişin keşfine yardım için eski belgeler). 1642 ed. 12 vols. Beijing: Zhonghua shuju.
♦ DSFZ, Hui Li, and Yan Cong. (688) 1983. Da ci’en si sanzang fashi zhuan. [Büyük Ci’en Tapınağı’nın üç kutsal kitabının efendisinin biyografisi] . Beijing: Zhonghua shuju.
♦ JTS, Liu Xu, et al. [945] 1975. Jiu Tang shu. [Kadim Tang Tarihi] . 16 vols. Beijing: Zhonghua shuju.
♦ QJJ, Zhang Jiuling (678-740). 1992. Qujiang ji. (Qujiang (Zhang Jiuling)’ın derlenmiş eserleri). Siku quanshu ed, Siku Tangren wenji congkan. Beijing: Shanghai guji chuban she.
♦ QTW, Dong Gao, et al. [1814] 1983. Quan Tang wen. [Tang’ın tam metni] . Beijing: Zhonghua shuju.
♦ SS, Wei Zheng. [656] 1973. Sui shu. [Sui Tarihi] . 6 vols. Beijing: Zhonghua shuju.
♦ Tabarî, al-Tabarî, Abû Ja’far Muhammad b. Jarîr (839-923). 1960-69. Tâ’rîkh al-Tabarî: Tâ’rîkh al-rusul wa’l-mulûk. [Tabari Tarihi: Peygamberler ve Krallar Tarihi] . Edited by Muhammad Abû al- Fadl Ibrâhîm. 10 vols. Egypt: Dâr al-Ma‘ârif (Bütün dipnotlar Leiden baskısının sayfalandırılmasına göre verilmiştir).
♦ TCWS, Guojia wenwu ju gu wenxian yanjiu shi, Xinjiang Weiwuer zizhi qu bowuguan, and Wuhan daxue lishi xi, eds. 1981-91. Tulufan chutu wenshu. [Kazılarda Turfan’dan çıkarılan belgeler] . 10 vols. Beijing: Wenwu chuban she.
♦ TD, Du You. [801] 1988. Tong dian. [Yönetimin kapsayıcı kanunları. Edited by Wang
♦ Wenjing, et al. 5 vols. Beijing: Zhonghua shuju.
♦ WS, Wei Shou. [554] 1974. Wei shu. [Kuzey Wei Tarihi] . 8 vols. Beijing: Zhonghua shuju.
♦ XTS, Ouyang Xiu. [1060] 1975. Xin Tang shu. [Yeni Tang Tarihi] . 20 vols. Beijing: Zhonghua shuju.
♦ ZS, Linghu Defen. [635] 1971. Zhou shu. [Kuzey Zhou Tarihi] . 3 vols. Beijing: Zhonghua shuju.
♦ ZZTJ, Sima Guang. [1084] 1956. Zizhi tongjian. [Hükümetin yardımı için şumüllü ayna] . 10 vols. Beijing: Zhonghua shuju.

İkincil Kaynaklar ve Tercümeler

♦ Barthold, W. [1928] 1968. Turkestan Down to the Mongol Invasion. Translated by W.
♦ Barthold ve T. Minorsky. Edited by C. E. Bosworth. 3rd ed. London: Luzak.
♦ Beal, Samuel. [1911] 1974. The Life of Hiuen-tsiang. San Francisco: Chinese Materials Center.
♦ Beckwith, Christopher. 1987. The Tibetan Empire in Central Asia. Princeton: Princeton University Press.
♦ Boyle, J. A. 1960-. “Khâkân.” Encyclopedia of Islam. 2nd ed. Leiden: E. J. Brill.
♦ Blankinship, Khalid Yahya. 1989. The History of al-Tabarî, Volume XXV, The End of Expansion: The Caliphate of Hisham A. D. 724-738/A. H. 105-120. Edited by E. Yar-Shater. Albany, NY: State University of New York Press.
♦ Blankinship, Khalid Yahya. 1994. The End of the Jihâd State: The Reign of Hishâm Ibn? Abd Al-Malik and the Collapse of the Umayyads. Albany: State University of New York Press.
♦ Buell, Paul D. 1979. “Sino-Khitan Administration in Mongol Bukhara”. Journal of Asian History 13: 121-51.
♦ Chavannes, Édouard. [1900] 1969. Documents sur les Tou-kiue (Turcs) Occidentaux, recueillis et commentés suivi de notes additionnelles. Taibei: Ch’eng Wen Publishing.
♦ Chavannes, Édouard. [1904] 1969. “Notes additionelles sur les Tou-kiue (Turcs) Occidentaux.” Documents sur les Tou-kiue (Turcs) Occidentaux. Taibei: Ch’eng Wen Publishing. Originally published in T’oung Pao 2nd ser., 5 (1904): 1-110.
♦ Chen Guocan. 1995. Sitayin suo huo Tulufan wenshu yanjiu. [Study of the Turfan documents obtained by Stein] . Wuhan: Wuhan daxue chubanshe.
♦ Drompp, Michael R. 1991. “Supernumerary Sovereigns: Superfluidity and Mutability in the Elite Power Structure of the Early Türks.” Rulers from the Steppe: State Formation on the Eurasian Periphery, edited by G. Seaman and D. Marks. Los Angeles: Ethnographics Press.
♦ Ecsedy, Ildiko. 1984. “Ancient Turk (T’u-chüeh) Burial Customs.” Acta Orientalia Academiae Scientiarum Hungaricae 38: 263-87.
♦ Endicott-West, Elizabeth. 1989. Mongolian Rule in China: Local Administration in the Yuan Dynasty, Harvard-Yenching Institute Monographs Series 29. Cambridge, MA: Council on East Asian Studies, Harvard University.
♦ Gibb, H. A. R. [1923] The Arab Conquests in Central Asia. New York: AMS Press.
♦ Golden, Peter B. 1992. An Introduction to the History of the Turkic Peoples: Ethnogenesis and State Formation in Medieval and Early Modern Eurasia and the Middle East. Wiesbaden: Otto Harrassowitz.
♦ Herbert, P. A. 1978. Under the Brilliant Emperor: Imperial Authority in T’ang China as Seen in the Writings of Chang Chiu-ling, Oriental Monograph Series, 21. Canberra: Australian National University Press.
♦ Holmgren, Jennifer. 1990-1. “A Question of Strength: Military Capability and Princess-Bestowal in Imperial China’s Foreign Relations (Han to Ch’ing)”. Monumenta Serica 39: 31-85.
♦ Hsiao, Ch’i-ch’ing. 1978. The Military Establishment of the Yuan [Mongol] Dynasty. Cambridge, MA: Council on East Asian Studies, Harvard University.
♦ Jiang Boqin. 1990. “Gaochang Quchao yu dong xi Tujue: Tulufan suochu keguan wenshu yanjiu.” [Gaochang’s Qu dynasty and the Eastern and Western Turks: a study of the hostelry documents unearthed in Turfan] . In Dunhuang Tulufan wenxian yanjiu lunji, edited by Beijing Daxue Zhongguo zhonggushi yanjiu zhongxin. Beijing: Beijing Daxue chuban she.
♦ Khazanov, Anatoly M. 1994. Nomads and the Outside World. Translated by Julia Crookenden. 2nd ed. Madison, WI: University of Wisconsin Press.
♦ Kuhn, Philip A. 1990. Soulstealers: The Chinese Sorcery Scare of 1768. Cambridge: Harvard University Press.
♦ Legge, James. 1893. The Chinese Classics. Vol. 1, Confucian Analects, the Great Learning, and the Doctrine of the Mean. 2nd ed. Oxford, U.K.: Clarendon Press.
♦ Le Strange, G. [1905] The Lands of the Eastern Caliphate. London: Frank Cass.
♦ Lindholm, Charles. 1986. “Kinship Structure and Political Authority: The Middle East and Central Asia.” Comparative Studies in Society and History 28: 334-55.
♦ Luo Xianglin. 1957. “Tangdai tiankehan zhidu kao” [An examination of the Tang Heavenly Qaghan system] . Xinya xuebao 1: 209-43.
♦ Manz, Beatrice Forbes. 1985. “The Office of Darugha under Tamerlane. ” Journal of Turk Studies 9: 59-69.
♦ Maspero, Henri. 1953. Les Documents Chinois de la Troisième Expédition de Sir Aurel Stein en Asie Centrale. London: British Museum.
♦ Miller, Roy Andrew. 1959. Accounts of the Western Nations in the History of the Northern Chou Dynasty, Chinese Dynastic Histories Translations 6. Berkeley: University of California Press.
♦ Pan, Yihong. 1997. Son of Heaven and Heavenly Qaghan: Sui-Tang China and its Neighbors. Bellingham, WA: Western Washington University Press.
♦ Pulleyblank, Edwin G. 1976. “The An Lu-shan Rebellion and the Origins of Chronic Militarism in Late T’ang China.” Essays on T’ang Society: The Interplay of Social, Political and Economic Forces, edited by J. C. Perry and B. L. Smith. Leiden: E. J. Brill.
♦ Rowson, Everett K. 1989. The History of al-Tabarî, Volume XXII, The Waning of the Umayyad Caliphate. Edited by E. Yar-Shater. Albany, NY: State University of New York Press.
♦ Schafer, Edward H. 1963. The Golden Peaches of Samarkand. Berkeley: University of California Press.
♦ Shaban, M. A. 1970. The Abbasid Revolution. Cambridge, U.K.: Cambridge University Press.
♦ Shiratori Kurakichi. 1930. “The Queue among the Peoples of North Asia.” Memoirs of the Research Department of the Toyo Bunko 4: 1-69.
♦ Sims-Williams, Nicholas. 1997. New Light on Ancient Afghanistan: The Decipherment of Bactrian. London: School of Oriental and African Studies, University of London.
♦ Sinor, Denis. 1990. “The Establishment and Dissolution of the Türk Empire.” The Cambridge History of Early Inner Asia, edited by Denis Sinor, 285-316. Cambridge, U.K.: Cambridge University Press.
♦ Skaff, Jonathan Karam. 1998. “The Sasanian and Arab-Sasanian Coins Found at Turfan: Their Relationship to International Trade and the Local Economy”. Asia Major 3rd Series, 9: 67-115.
♦ Skaff, Jonathan Karam. 1998a. “Straddling Steppe and Sown: Tang China’s Relations with the Nomads of Inner Asia (640-756).” Doctoral Dissertation, The University of Michigan.
♦ Wechsler, Howard. 1979. “T’ai-tsung (reign 626-49) the Consolidator.” The Cambridge History of China, Vol. 3, Sui and T’ang China, 589-906, Part 1, edited by D. Twitchett. Cambridge, U.K.: Cambridge University Press.
♦ Zhongguo shehui kexueyuan kaogu yanjiusuo Xinjiang gongzuodui. 1983. “Xinjiang Jimusa’er Gaochang Huihu Fosi yizhi.” [Ruins of a Gaochang Uighur Buddhist monastery at Jimasa, Xinjiang]. Kaogu (7): 618-23.

Dipnotlar :

[1] Bu ve takip eden dilden dile çevrilerin esası geleneksel Çince kaynaklardır.
[2] Batı Türkleri ve Türgiş çalışmaları için bakınız Chavannes (1900) 1969; Beckwith 1987; Sinor 1990; Golden 1992.
[3] BS 97: 3219; WS 102: 2268; SS 83: 1852. İpek işlemeli kumaşlar ve pamuktan sadece WS bahsetmektedir. Sarı zırnık bir çeşit sarı pigment olup Çincede cihuang olarak bilinmektedir (Schafer 1963, 213-4).
[4] DSFZ 1: 21; Beal 1911, 30-1. Bu metin Tong Yabgu Kağan’a Yabgu Kağan olarak atıfta bulunmaktadır. Bu Kağan’a referanslar için aşağıda 28 nolu nota bakınız.
[5] JTS 198: 5296; XTS 221b: 6223; Chavannes 1900, 109. Batı Türkleri Yugu Şad’ı 638’de Yipi Duolu Kağan olarak bilmektedir (JTS 194b: 5184; XTS 215b: 6058; Chavannes 1900, 28, 56).
[6] Gaoçang’dan geçen uzak ve uzun ticaret geçidi ve buranın Türkler tarafından vergilendirilmesi, bakınız Skaff 1998.
[7] JTS 198: 5294; XTS 221a: 6221; Chavannes 1900, 104. Gaoçang kuvvetlerinin bu dönemdeki komutanı Aşina Ju idi. Hami’ye saldırıdan sonra, Tang Çin İmparatoru, Taizong, Gaoçang’dan Aşina Ju’yu “meseleyi görüşmek/tatışmak” üzere Tang sarayına gönderilmesini talep etti. Bunun anlamı muhtemelen, Taizong’un Hami’ye saldırıya misilleme olarak onu esir alması olabilir. Tazizon’un talebini geri çeviren Gaoçang hükümdarı kendi ailesinin bir ferdini Tang sarayına göndermek suretiyle suçlamaları üzerine aldı. Gaoçang hükümdar ailesinden birinin Türk komutanın yerine Tang sarayına gönderilmesi belki de bir Türk Çinlilere teslim etmek hükümdarın yetkileri arasında olmamasındandı.
[8] JTS 198: 5301; XTS 221b: 6229; Chavannes 1900, 111-2. Gaoçang Çuyue ve Çumi kabileleri ile birlikte saldırıya katıldı. Bu kabileler Batı Türk konfederasyonuna dahildi ve Tianşen dağlarının kuzeyinde yaşamaktaydılar (bakınız Skaff 1998a, Chapters 1 and 3). Karaşahr’e yakınlıklarından dolayı Türkler açıkça Gaoçang’a saldırıya katılmaları emrini verdi.
[9] Tabarî 2: 1478-9; Blankinship 1989, 14-16. Bu kaynakta ve takip eden Arapça kaynaklarda Sulu’ya Türkçe “Kağan”ın Arapçaya çevrilmiş hali olan “Hakan” unvanıyla atıfta bulunulmaktadır (Boyle 1960, 4: 915). Arap kaynakları “Hakan”ı Türgişlerin değil “Türkler”in lideri olarak adlandırmakta, ancak erken dönem Arap kaynakları kabile bağlarına bakmaksızın bütün göçerlerden Türkler şeklinde bahsetmektedir (bakınız Skaff 1998a, Chapter 1). Çin kaynakları Sulu’nun bu dönemde Türgiş konfederasyonunun Kağanı olduğunu belirtmektedir.
[10] Tabarî 2: 1517, Blankinship 1989, 55. Metin özellikle Fergana, el-Tarbend, Afşina, Nesef ve Buhara’nın bir kısmından olan ordulardan bahsetmektedir. El-Tarbend, Şaş’ın eski başkentidir (Barthold 1928, 171, n. 6). Afşina, Buhara’nın batısında etrafı surlarla çevrili bir köydür (Barthold 1928, 119). Nesef ise Farsçada Nahşeb olarak bilinmekte ve günümüz Özbekistan’daki Karşi’nin yerinde bulunmaktaydı. Bu da Buhara’nın 150 kilometre güneybatısındaydı (Barthold 1928, 136-7; Le Strange 1905, 470-1).
[11] Türkistan’da bir Tang genaraline gönderilen 730’lu yıllara ait bir imparator fermanı, Huttal (Guduo) hükümdarının oğlunun Türgiş güçlerine kaçtığından ve Tanglara teslim edildiğinden bahsetmektedir. Ferman, ayrıca Kuşaniye’nin (Heguo) artık Türgişlerden buyruk almadığından da bahsetmektedir (QJJ 10: 12a; QTW 286: 5a). Guduo’nun Huttal olarak isimlendirilmesi konusunda bakınız Chavannes 1900, 168. Heguo’ya Kuşaniye diye atıflar için bakınız Chavannes 1900, 145, n. 2. Kuşaniye Semerkant’ın 30 kilometre kuzeybatısında bulunmaktaydı ve İslam öncesi dönemlerde bağımsız bir hükümdarlıktı (Le Strange 1905, 466; Barthold 1929, 95-6). İmparator fermanında tarih bulunmamakla birlikte 731 ve 736 yılları arasında yazılmış olmalı, çünkü bu ferman hayatı boyunca imparator adına ferman yazma yetkisi olan tek kişi olan Zhang Jiuling’in bütün eserlerini içermekteydi (Herbert 1978, 21-7).
[12] Gaoçang hükümdarı, daha önce gördüğümüz gibi, kendisini “Türk Kağanının kölesi” olarak adlandırmaktaydı. Daha sonraları Şaş ve Fergana Türgiş hegemonyasına girdiği zaman, bunların Türgiş ordusuna hizmet etmek için adam göndermeye zorlanmaları muhtemeldir. Huttal da asker göndermeye zorlanmış olabilir, çünkü hükümdarın oğlunun Türgişlerden Çinlilere kaçmak zorunda kaldığını biliyoruz.
[13] XTS 221b: 6252. Çince Yehu’nun Yabgu olarak tanımlanması konusunda bakınız Chavannes 1900, 321; Drompp 1991, 93-4. Doğu ve Batı Türk unvanlarının geleneksel Çince tanımları için, bakınız JTS 194a: 5153, 194b: 5179; XTS 215a: 6028; CFYG 962: 10a-11a; Chavannes 1900, 164 n. 3. Drompp (1991) doğru bir şekilde Çin kaynaklarının Türk unvanlarını sabit bir hiyerarşi gibi sunduğuna işaret etmekte, fakat uygulamada bu unvanlar çok daha değişkendi.
[14] XTS 221b: 6252; CFYG 966: 16a; Chavannes 1900, 157, n. 2.
[15] XTS 221b: 6252; CFYG 964: 16b; Chavannes 1900 158, n. 2; Chavannes 1904, 49. 705’teki Yabgu’nun ismi Nadu’nili idi. Nadu’nili’nin Tang sarayında imparatorun muhafızı olarak hizmet gören bir oğlu vardı (XTS 221b: 6252; Chavannes 1900, 157). 749’daki Yabgu’nun ismi Şeli Mangjialuo ya da Şeli Çangjialuo idi (XTS 221b: 6252; CFYG 999: 19a; Chavannes 1900, 158, 214).
[16] Sims-Williams 1997, 17-20.
[17] CFYG 999: 17b-18a. Unvanın menşei ve önemi için, bakınız ZZTJ 193: 6073; Luo Xianglin 1957; Pulleyblank 1976, 37-9; Wechsler 1979, 222; Pan 1997, 179-83; Skaff 1998a, 141-3.
[18] Fergana’ya bu ve bütün diğer referanslar XTS 221b: 6250; Chavannes 1900, 148 9’dan gelmektedir.
[19] Chavannes 1900, 148 n. 2.
[20] Arslan’ın Türkçedeki karşılığı aslandır (Golden 1992, 121). Tarkan unvanı için, bakınız JTS 193: 5153; XTS 215a: 6028; CFYG 962: 10a-11a; Chavannes 1900, 164, n. 3.
[21] Şaş hükümdarları hakkında bu ve aşağıdaki atıflar XTS 221b: 6246; Chavannes 1900, 140-2’de bulunmaktadır.
[22] Çincedeki telenin Tegin olarak adlandırılması için, bakınız Chavannes 1900, 367; Drompp 1991, 93, n. 3; Golden 1992, 148. Batı Türk unvanlarının tanımına atıflar için bakınız 13 nolu nota.
[23] Fuzhi’nin bilinen halefleri şunlardır: 658’de hükümdar Kan Tudun Şeşiti Yuquzhaomu idi. Şeşiti aynı zamanda bir Batı Türk kabilesinin ismiydi (JTS 194b: 5186; XTS 215b: 6061; Chavannes 1900, 34, 60, Beckwith 1987, 209-10). 713’te hükümdar Bahadır Tudun (Moheduo tutun) idi. Bahadır oldukça yaygın bir Türk ismiydi (Bakınız Chavannes indeksine (1900, 347) Mo-ho-tou tercümesi ile). 741’deki hükümdar Yina Tudun Qule idi. Tudun unvanının ayrı olarak, Yina Tudun Qule bilinen bir Türk ismi değildir, fakat hükümdarın oğluna Naju Çebişi idi. Çebişi ise bir Türk ismi ya da unvanıydı (bakınız XTS 215b: 6067; CFYG 977: 19b; Chavannes 1900, 81).
[24] ZZTJ 214: 6838; XTS 5: 141; 215b: 6068; Chavannes 1900, 83; Beckwith 1987, 119.
[25] XTS 221b: 6246; Chavannes 1900, 142.
[26] Belki de, Çin tarihinin en iyi bilinen göçer asimilasyon örneği, 17. yüzyılda Çin’i işgal ederek Qinq Hanedanı’nı kuran Mançulardır. Diğer pek çok örnek için bakınız (1994, 232-3, passim).
[27] Bazı Türk unvaları Sogdiyan, Farsça ya da Toçaryan orijinlidir (Golden 1992, 148). Erken dönem Türk hükümdarların isimlerinin pek çoğu Türkçe olmayan dillerden türetilmiştir. Bu, isimlerin başkalarından alındığının ya da Türklerin yönetici Aşina ailesinin aslen Türk olmadığına delil olabilir. (Golden 1992, 121-2). Daha sonraki dönemlerde Türk ve Türgiş liderlerinin bazıları kesinlikle başka dillerden isimlere sahiplerdi. Bunun örneklerinden biri, ismi Farsçadan gelen ve pek çok Fars Sasani Hanedanı imparatoru tarafından paylaşılan Batı Türk lideri, Aşina *Husrev (Huseluo) idi (JTS 194b: 5189-90; XTS 215b: 6064-6; Chavannes 1900, 42-3, 76-9; Beckwith 50, n. 65). Diğer bir örnek de Türgiş lider *Ocïrlïq (Wuzhile) idi, bunun ismi “Hint Budist ismi Vajrapani’nin Eski Türkçe ile karışmasıyla” ortaya çıkmıştır (JTS 194b: 5190; XTS 215b: 6066; Chavannes 1900, 43, 79; Beckwith 1987, 65, n. 70; Golden 1992, 139; Alıntı Beckwith’tendir).
Türk unvanlarının diğer vaha devletlerinin yöneticileri tarafından kullanılması istisnadır. Mesela, Kuça’nın hükümdarlarından birinin yabgu unvanına sahip olduğu bilinmektedir (XTS 221a: 6231; Chavannes 1900, 117). Hükümdarlığın Tang işgaline uğramasından sonra Hotan hükümdarının oğlu Yabgu unvanını taşımaktaydı (XTS 198: 5305; XTS 221b: 6235; Chavannes 1900, 126-7). Bir sonraki örnek bu unvanların Türklerin dayatması sonucu olmasından ziyade tercih edilerek kullanıldığını göstermektedir. Türk unvanlarının benimsenmesine diğer örnek ise, 720’ler ve 730’larda Türgişlerle yakın ittifak yapan ve Türk Irkin, İlteber unvanlarını kullanan Huttal hükümdarlarından gelmektedir.
750’lerde Türgişlerin çöküşünden sonra, hükümdar Yabgu diye adlandırdı (XTS 221b: 6257; Chavannes 1900, 168. Türgiş ve Huttal ittifakı konusunda bakınız Taberî 2: 1583-1607; Blankinship 1989, 131-42; Gibb 1923, 81-3; Beckwith 1987, 116-7). Huttal’da Türkçe unvanlar başlangıçta Türgişler tarafında empoze edilmiştir, fakat Türgişlerin çöküşünden sonra Hükümdar kendisinin Yabgu diye adlandırılmasını tercih etmiştir. Huttal hükümdarları arasında Türkçe unvanları kullananlar mebzul miktarda olmasına rağmen bunlar Türk değildir, çünkü isimleri konuldukları zaman bunların Türk olmadıkları görülmektedir. Mesela, 8. yüzyıla ait bir Arapça kaynak Huttal hükümdarının al-Sabal ismiyle çağrıldığını söylemektedir ki, bu açıkça bir Türkçe unvan değildir (Taberî 2: 1040-1; Rowson 1989, 188-9).
[28] JTS 194b: 5181, XTS 215b: 6056; Chavannes 1900, 24, 52. Beckwith 1987, 79, n. 136; Golden 1992, 135. Alıntı JTS versiyonundan. İlteber unvanı hakkında yukarıdaki 13 nolu dipnota Bombaci 1970’e bakınız.
[29] BS 97: 3216; SS 83: 1848. Gaoçang’ın Tiele’nin hakimiyetinde olduğu tarih için bakınız Skaff 1998, 87, n. 60.
[30] Toy. 042 (a) Maspero 1953, 177, ln. 17; Chen 1995, 440, ln. 3; Jiang Boqin xilifa’yı şeklinde xielifa tanımlar (1990, 35). İthaf hükümdarın unvanlarından birini xilifa şeklinde vermektedir, ki bu Tang tarih kitaplarında xielifa kelimesi İlteber’in standart yazılımına son derece yakındır. Bu belgede, Türkçe isimler ve unvanların yazılımında değişik Çince karakterler görülebilmekte ve bazıları da Gaoçang Hükümdarlığı’ndan olan bu unvanların başka dillerden girmiş olabileceği düşünülmemektedir. Gaoçang resmi dil olarak Çinceyi kullanmasına rağmen bu hükümdarlık 640 yılında Tang işgaline kadar Çin İmparatorluğu sınırlarının dışında yer almaktaydı. Çince yazılı sistemini imkansız kılan bu uzaklık ve siyasi sınırların oluşturduğu şartlar altında, Çin karakterlerinin değişik yerel varyasyonlarını kulanmak bir kural haline geldi. Bugün benzer bir dil meselesi, yazım ve telaffuzda farklılıkların mevcut olduğu İngiliz ve Amerikan İngilizcesinde görülmektedir.
[31] 60 TAM 320: 23/1, 23/2 in TCWS 3: 342-3. Belgenin tarihi kaybedilmiştir ancak editör Gaoçang Dönemi’ne ait olduğunu ifade etmektedir (499-640). Belgedeki satırlara atıflar şöyledir: Tudun (tutun, satırlar 5, 15), Kağan’ın elçisi (kehan shi, satırlar 1, 15), Şuluo Kağan Wudulun’un büyük memuru (Shuluo kehan Wudulun daguan, satır 8), Kuzey Kağanı’nın elçisi (beixiang kehan shi, satır 12), ve Tudun’un büyük memuru (tudun daguan, satır 16). Jiang Boqin, Şuluo Kağan Wudulun’u standart Çin tarihinde görüldüğü şekliyle Çuluo Kağan olarak adlandırmaktadır (1990, 39). Ancak, Sui Tarihi’nde Çuluo Kağan’ın kişisel ismi Wudulun değil, Daman olarak verilmektedir, bundan dolayı bu isimlendirme muhtemelen doğru değildir (SS 84: 1876; Chavannes 1900, 14). Bu ve hemen takip eden belgede, parantez içine alınmış olan Çince karakterler Jiang Boqin ya da TCWS’nin editörleri tarafından önerilen okunuşlarıdır. Daha fazla bu tip belgeler 1990’da Jiang’da etüd edilmiştir.
[32] Drompp 1990.
[33] Nanxiang kehan shi (60 TAM 307: 4/2 (a) TCWS 3: 255 ln. 3).
[34] Moğollar için bakınız Buell 1979, 146-7; Endicott-West 1989, 43-6. Timur için bakınız Manz 1985, 64.
[35] Hsiao 1978, 60-2; Endicott-West, 1989, 45.
[36] 623 yılında Kuzey Shanxi’nin Shuozhou şehrinde Türk efendilerine karşı bir isyan sırasında, Gao Mazheng garnizondaki 200 Türk askerini katletti (ZZTJ 190: 5968). Bazılarının kaçtığını düşünecek olursak garnizonda 200’den fazla asker olabilir, ancak Türklerin katledilmesi sayılarının yerel asker sayısından çok az olduğunu göstermektedir. Doğu Türklerinin dolaylı yönetim sistemi Batı Türklerinkiyle benzerdir, çünkü Çuluo Kağan’ın oğlu Yuşi Şad Shuozhuo’yu denetlemekle görevlendirilmiştir (JTS 55: 2255; XTS 92: 3804-5; ZZTJ 190: 5967-9). On Chuluo’s relationship to Yushe, see XTS 215a: 6029.
[37] JTS 198: 5296; XTS 221b: 6223; Chavannes 1900, 109. Şehrin ismi çok önemli. Çincede futu Buda, Budizm, Budist rahip anlamlarına gelebilir. Ben, Chavannes’in bu kelimeyi “stupa” olarak tercüme etmesini kasten takip ettim, esas anlamının ne olduğunun pek önemi yok çünkü şehrin ismi bir Kağan ile Budizm arasında açıkça bir ilişki kurmaya yeterli. Bu, o dönemde bazı Türklerin Budizmi kabul etmeye başladıklarını göstermektedir. Budist Tapınağın yıkıntıları hala mevcut, fakat rayokarbon yöntemiyle tarih saptama, tapınağın Uygur yönetimi sırasında, yani 9. yüzyılda inşa edildiğini göstermektedir (Zhongguo shehui kexueyuan kaogu yanjiusuo Xinjiang gongzuodui, 1983). Ancak yine de bu, bu binanın daha erken dönemlerde bir Budist merkezi olduğu ihtimalini yok etmez.
[38] En azından Gaoçang Hükümdarı, Qu Jian’ın babası bir Türk kağanın kızıyla evlenmiştir (BS 97: 3215; SS 83: 1847; TD 191: 5205). 640’da Batı Türklerinden Quli Cur (chuo) genç kardeşini aralarındaki ilişkileri daha da sağlamlaştırmak için Karaşehr hükümdarının kızıyla evlendirmiştir (JTS 198: 5302; XTS 221b: 6229; Chavannes 1900, 112). On yedinci asrın ortalarında, Kuça’nın Tanglar tarafından işgali sırasında hükümdarın karısı, Türklerin soylu Aşina boyunun bir üyesiydi (XTS 221b: 6232; Chavannes 1900, 118). Çin’de Tang Taizong’un tahtta bulunduğu sırada (627-49), Türkler Kaşgar hükümdarına bir eş verdiler (JTS 198: 5305; XTS 221b: 6233; Chavannes 1900, 121). Semerkant’ın daha batısında bir hükümdar Batı Türklerinden Tardu Kağan’ın kızıyla evliydi (Dadu kehan, r. c. 576-83) (WS 102: 2281; SS 83: 1848). Daha sonraları, Sui Yangdi’nin saltanatı sırasında (605-17), Semerkant hükümdarı Batı Türkü, Yabgu Kağan’ın kızıyla evlendi (JTS 198: 5310; XTS 221b: 6244; Chavannes 1900, 135). Ancak, şu akıldan çıkarılmamalıdır ki göçerler hep aynı tarzda yerleşik hayatta geçmiş olanların yöneticilerine evlilik ilişkisi dayatmamaktaydılar. Bu, Gaoçang hükümdarının bir Çin prensesiyle evlendiği gerçeğiyle delillendirilebilir (SS 83: 1847; XTS 221a: 6220; Chavannes 1900, 102).
[39] Lindholm 1986, 336-43; Holmgren 1990-1, 58-65. Alıntı, Holmgren, p. 61.
[40] Lindholm 1986, 340. Lindholm bu makalesinde İç Aya kabileleri arasında evlilik ve akrabalık ilişkilerinin yapısını yetkin bir şekilde anlatmıştır, ancak siyasi ilişkilerin istikrarında akrabalık ilişkilerinin rolünü biraz abartmıştır. Burada etüd edilen dönemde, Türklerin yönetici Aşina klanı, diğer kabilelere baskın olacak şekilde bir karizma edinmelerine rağmen, Aşina dışından “aşağı” liderler nihayetinde Türkistan ve Moğolistan’da iktidarı ele geçirdi. Türgişler, Sir-Tarduşlar ve Uygurlar bunların sadece birkaç örneğidir.
[41] BS 97: 3215; SS 83: 1847; TD 191: 5205.
[42] Ecsedy 1984, 200.
[43] BS 97: 3215; SS 83: 1847.
[44] XT S 221a: 6220.
[45] Shiratori 1930.
[46] BS 97: 3215; SS 83: 1847.
[47] Qu Boya Konfiçyüs’den bir alıntı yaparak, “saçlarını salan ve yakalarının sol yanını yapıştıran” Gaoçang erkeklerinin göçer modasını izlediklerini ima etmek istemiştir, Lunyu 14: 18; Legge 1893, 282. Ben Legge’nin tercümelerinden tarz olarak ayrıldım. Bu tanım Gaoçang’da geçerli olan modayı tam olarak tasvir etmektedir, çünkü bu Gaoçang’ın adetlerinin göçer modasını takip ettiğini ima eden genel bir ima olduğundan Konfuçyüs’den lafzen bir alıntıdır.
[48] BS 97: 3215; SS 83: 1847.
[49] BS 97: 3216; SS 83: 1848. Tiele hakkında bakınız 29 nolu dipnota.
[50] The Wei and Sui tarihleri “Semerkant Hükümdarı örgülü saçlara sahipti (suofa)… yetişkin erkeklerin saçları ise kesikti (jianfa)” şeklinde bahsetmektedir. (WS 102: 2281; SS 83: 1848). Aynı metnin Kuzey Tarih kitaplarındaki bir diğer versiyonunun meseleyi çarpıttığı gözlenmektedir, bakınız editörün yorumlarına (BS 97: 3234, 3247, n. 57). Daha sonra, Kadim Tang Tarihi Semerkant’ta “Yetişkin erkekler ya saçlarını keser (Jianfa) ya da kuyruk bırakırlardı (bianfa)” demektedir (JTS 198: 5310). Kadim Tang Tarihi daha sonra yazıldığından farklılığın izahı şöyle yapılabilir, belki başlangıçta sadece Semerkant’ın hükümdarı kuyruk bırakmaktaydı ancak zaman içinde o da tedricen halka uydu. Kuça’da da hükümdar ile halk arasında saç sitilinde bir farklılık vardı. Yeni Tang Tarihi, “Başında taç olsa bile saçlar törelere uygun şekilde kısa kesilirdi. Sadece hükümdar saçlarını kesmezdi” (XTS 221a: 6230; Chavannes 1900, 115). Hükümdarların saçlarının uzun olmasının yerel gelenekleri mi yoksa Türklerin empoze ettiği töreleri mi temsil ettiği açık değildir. Semerkant ve Kuça’daki vakalarla alakalı olarak, kaynaklar hükümdarın uzun saç ya da kuyruk bırakmasının nereden kaynaklandığını belirleyememektedir. Ya Türkler, başlangıçta hakimiyetlerinin bir işareti olarak hükümdarlara bu töreyi empoze etmiş olabilirler ya da Hükümdarlar Türklerin prestiji yüzünden bu töreyi benimsemiş olabilirler veyahutta bu tamamen yerel bir gelenek olabilir.
[51] WS 102: 2281; BS 97: 3234; SS 83: 1849.
[52] Türklerin ve diğer göçerlerin, Gaoçang’da yaptıkları gibi, diğer vahalarda da törelerini empoze ettiklerini, ancak bu empozelerin tek tip olmadığını aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Mesela Karaşehr’de kesik saçı bir kural olduğu görülmektedir. Bir kaynak, Karaşehr’de “Yetişkin erkekler saçlarını süsleyebilmek için saçlarını kesmekteydi” demektedir (ZS 50: 916; Miller 1959, 9). Ben daha kolay anlaşılabilsin diye Miller’in daha edebi tercümesini açıkladım. y.
[53] Kuhn 1990, 55.
[54] BS 97: 3215; ss 83: 1847. Mültecilerin Çin’e göçü Çinli tarihçilerin neden bu olayı bildiğini açıklar.
[55] JTS 198: 5301; XTS 221b: 6229; Chavannes 1900, 111-2. Çuyue ve Çumi hakkında bakınız Skaff 1998a, Bölüm 1 ve 3.
[56] 619’da babasının yerine geçen Qu Wentai yönetimindeki Gaoçang ve göçer efendileri bu uluslararası ticaret üzerinde tam bir kontrol kazandılar. Tang tarih kitapları, bütün “Haraç misyonları” Gaoçang üzerinden geçmek zorundaydı. Qu Wentai’nin iktidara gelmesiyle bu “misyonlar”ın ya “tamamen” ya da “büyük oranda kesildi ve yağmalandı” (JTS 198: 5294; XTS 221a: 6221; ZZTJ 195: 6146; Chavannes, 104. XTS “tamamen”, derken JTS ve ZZTJ “büyük oranda” demektedir). Diğer bir kaynak konuya açıklık getirerek “haraç”ın aslında tacirler tarafından taşınan mallar olduğunu söylemektedir. Bu kaynak, 640’da Tangların Gaoçang’ı işgalinden sonra kaleme alınan Wei Zheng’in hatıratıdır. Bu kaynak da şöle denilmektedir, “Sizin yüceliğiniz (Taizong) gökyüzünün altındaki herşeyi yönetmeye başladığında, sarayınıza gelerek size saygılarını ilk sunacak olanlar Gaoçang’ın hükümdar ve kraliçesidir. Birkaç ay sonra, Batılı tacirler (Sahnghu) Gaoçang tarafından engellendiklerinde onlara haraç (gongxian) verdiler…” (JTS 198: 5296; XTS 221b: 6222; Chavannes 1900, 107). Benim tercümem JTS’deki hatıratın daha önceki ve daha güvenilir bir versiyonundandır. İtalikler sonradan eklenmiştir. Chavannes’in tercümesi ise XTS’deki versiyonundandır. Tang sarayının söyleminde ticari mallar ile haraç aynı anlamda kullanılmaktaydı. Gaoçang hükümdarının ticareti bloke etmemesi de muhtemeldir, fakat ticaret üzerinde tekel kurmuş ya da karını artırmak için vergileri büyük oranda artırmış olabilir. Turfan’da bulunan metal paralara ve belgeler, Qu Wentai’nin iktidarda olduğu 620’ler ve 630’lar boyunca Gaoçang üzerinden yapılan ticaretin arttığını göstermektedir. Eğer herhangi bir engelleme söz konusu olsa idi tacirler mal taşımayı durdururlardı. Bakınız Skaff 1998, 87-8.
[57] Fergana, Şaş ve Toharistan’ın istisna olduğunu tartışmıştık, fakat bu bölgelerdeki göçer yönetimler hakkında bilgimiz olmadığından bunlar hakkında belirli bir sonuca varamıyoruz.

Bir Cevap Yazın